top of page

Kadıköy Haber

Bana bu kötülükleri yaşatanlar bakırköy ataköyde oturuyorlar dikkatlice okursanız hak verirsinzi 1 milyar dolar üzeri miras hakıma nasıl çöktüklerini annemi hala aradığımı babamı mezarında bulduğumu. O yüzden kadıköy haber, kadıköy haberler, kadıköy son dakika haberleri olarak seçtim.

Burada yazılanlar benim hikayemdir ve hepsi gerçektir. 1988'de vefat eden Baycan Özcan cikletlerinin sahibi Bayram Acar'ın 2. eşi Emine'den oldum. Babam Bayram Acar beni gizlemiş, bir aileye geçici verip o aileye ev almış. Aniden trafik kazasında vefat edince babam Bayram Acar, o aile beni sokağa attı ve kendim büyüdüm.

Gerçeği 44 yaşında öğrendim. Gerçek annemin adı Emine. Canbazların Emine lakaplı. Annemi arıyorum. Bloggerimi okuyun lütfen. Çivril alakalı.

Ben Atilla, 1988'de vefat eden Baycan Özcan sakızlarının sahibi, Denizli Çivril Bozdağ köy doğumlu iş adamı Bayram Acar'ın soyundan, Bayram Acar'ın öz be öz evladı oğlu, Halil Halime Acar'ın torunuyum.

Annem Emine'yi arıyorum. Ölü ya da diri.

Burada yazdıklarımın hepsi benim hayatım ve gerçektir. İlk şunu söylemek istiyorum...

Hayatımda bir kez dahi gerçek dışı hayal görmedim. Ve buraya yazdığım her şeyi A'dan Z'ye, evlatlık alındığımı ben daha öğrenmeden önce de biliyordum.

Yaşadım, canlı olarak ama anlam veremediğim konuşmalar kafamda çözülünce, gerçekleri yüzde milyon öğrenince yazdım.

Hayal gören insan periler, uzaylılar vs. görür. Neyse. Bir konu üzerine bu kadar hayal görmez. Olan gerçekleri, yaşadıklarımı yazdım. Bu yaşadıklarım gerçektir. Yaşadığım gerçeklerdir.

Ben bir hastayı tedavi edecek kadar sağlam bir psikolojideyim. 1979 Haziran 5'te doğmuşum ya da öyle biliyorum. Nerede doğduğumu bilmiyorum ama kimlikte İstanbul yazıyor.

Yazmaya başlarken kısaca özetle, sizlere şunu söyleyeyim: Burada yazılanlar tamamen gerçektir.

44 yaşında evlatlık alındığımı öğrendim. Mahkemeye verdim ve adalet yerini bulacaktır.

Ben, Atilla Dinçel (gerçek soyadım Acar).

özcan sikletlerinin sahibi bayram acarın oğlu atilla annesini arıyor

Soyadım gerçek değil ve gerçek soy bağıma kavuşacağımı biliyorum. Babam Bayram Acar'ın ikinci eşinden olmuşum. Babam Bayram Acar, ikinci eşiyle ben altı aylıkken ayrılmış. Beni gizlemek için bir aile aramış, güvenilir bir aile bulmuş. Ortağı olan İsmail Özcan'a danışmış.

Babam Bayram Acar'ın ikinci eşinden olmuşum.

 

Babam Bayram Acar, ikinci eşiyle ben altı aylıkken ayrılmış. Beni gizlemek için bir aile aramış, güvenilir bir aile bulmuş. Ortağı olan İsmail Özcan'a danışmış.

Ortağı olan İsmail Özcan, aynı köylüsü olan Ahmet Şaylan'a, "Çocuğa aile bulabilir misin?" diye sormuş ve o da, Ahmet Şaylan, "Benim eşimin erkek kardeşi var; bakarlar, parasını verirse, onların nüfusuna veririz." demiş. Bir aile bulmuş. Altı aylıkken beni bu aileye veriyorlar ama ben gerçek ailem sanıyordum bu aileyi şimdiye kadar. Kişileri tanıtayım...

Babam Bayram Acar, Özcan çikletlerinin sahibi.

özcan cikletleri,baycan cikletleri

Babamın ortağı İsmail Özcan, Özcan çikletlerinin sahibidir. Özcan çikletleri, aynı zamanda Baycan sakızlarının markasıdır.

Gülsüm Dinçel, beni para karşılığı evlatlık alan kişi. Denizli Çivril Savran köyü doğumlu.

Hep "evlatlık alan Gülsüm Dinçel" diyorum; ama aslında evlatlık almamış, beni kendi çocuğu gibi nüfusuna kaydettirip, soy bağını izinsiz değiştirerek evrakta sahtecilik yapmıştır.

Sebahattin Dinçel, beni para karşılığı evlatlık alan kişi. Denizli Çivril doğumlu. Hep "evlatlık alan Sebahattin Dinçel" diyorum; ancak aslında evlatlık almamış, beni kendi çocuğu gibi nüfusuna kaydettirip, soy bağını izinsiz değiştirme suçunu işleyerek evrakta sahtecilik yapmıştır.

Zarife Şaylan, Sebahattin Dinçel'in ablası, Denizli'nin Çivril ilçesi doğumlu.

Ahmet Şaylan, Sebahattin Dinçel'in ablasının kocası, Denizli Çivril, Ömerli köyü doğumlu.

Ahmet Şaylan, Zarife Şaylan'ın kocası ve beni para karşılığı alan Sebahattin Dinçel'in eniştesiydi. Mühendisti ama PTT Genel Müdürlüğünden emekli olan bir memurdu.

Babam Bayram Acar'ın ortağının adı İsmail Özcan.

İsmail Özcan İlk Okulu
ismail özcan

Denizli Çivril'de birkaç okul yaptırmış.

https://ismailozcanilkokulu.meb.k12.tr/

Özcan çikletlerinin sahibi Bayram Acar, benim gerçek babam ve nereden öğrendiğimi anlatacağım.

Babam Bayram Acar'ın ortağı İsmail Özcan, Denizli Çivril'in Ömerli köyünde büyümüş. Beni alan adam Sebahattin Dinçel denen kişinin ablasının kocası, yani eniştesi Ahmet Şaylan ise, gerçek babam Bayram Acar'ın ortağı İsmail Özcan ile aynı yerde doğmuş, okumuş ve çocukluk arkadaşı.

Bu anlam veremediğim olayların, ağızdan çıkan anlamsız sözlerin neden söylendiğini ve yaşandığını, babamın Bayram Acar olduğunu 44 yaşında öğrenince anladım ve buraya yazıyorum.

Benim ilk hatırladığım şey, İstanbul Kasımpaşa Dolapdere Mahallesi'ndeydim. Bir arabadan indim, çocuk arabasında. Bir bakıcı bayan ağlıyor gibi bakıyordu bana. Babam Bayram Acar ise üzgün olarak kucağına aldı beni, 2. kata çıkarttı. Dolapdere Mahallesi, İstanbul Kasımpaşa'da.

Ben bir çocuk arabasındaydım. Beni bir eve getirdiler. Beni alan Gülsüm Dinçel ve Sebahattin Dinçel'in öz çocuklarından, benden üç yaş büyük olan Ahmet Dinçel çıktı karşıma.

Beni para karşılığı alan Gülsüm Dinçel, öz oğlu Ahmet Dinçel'e "Sana kardeş getirdik oğlum, bak burada işte," dedi. Beni alan Gülsüm Dinçel'in oğlu Ahmet Dinçel ise, "Ben bunu öldürürüm, götürün," dedi. Ben de ağlamaya başladım ama beni alan Gülsüm Dinçel, "Kapa çeneni, kardeşin o, senin, bak," dedi ve kocasına dönüp şöyle dedi:

"Kardeşi bilsin artık, şimdilik bakalım ne olacak, durursa sözünde babası bakarız, alışırız buna."

İnsan küçüklüğünü hatırlar. Sonra ev dolu misafir gelmişti ama hepsinin gözleri benim üzerimdeydi. Koltuklar doluydu ve sandalyede oturanlar vardı.

Bana, "Gel buraya, bak bir, sen bunu tanıyor musun? Gel bir yav, bak ilgilen. Bir Bayram Amcan, bu seni görmeye gelmiş," hepsi dediler.

Daha sonra Kasımpaşa'daki evlerinden dışarı çıkardılar beni ve bir parktaki salıncağa götürdüler. Bir salıncağa bindirdiler ama ben düştüm. Beni alan Sebahattin Dinçel çok kızdı ama beni alan Gülsüm Dinçel şöyle dedi:

"Sus! Yavaş, duyacak babası alır elimizden."

Beni alan Sebahattin Dinçel de şunu söyledi:

"Niye orada duruyor, gelmiyor buraya?"

Uzaktan bana çok dikkatli bakan bir adam vardı; hüzünlü, çok sevecen ve ben ona bakınca başka yere bakıyordu. Babam Bayram Acar'dı. Sonra eve giderken küçük bir çocuk arabasına bindim, sürerek eve gidiyordum ve beni alan Sebahattin Dinçel ile Gülsüm Dinçel önden yürüyorlardı.

Caddede beni geçen bir araba durdu ve şoförü aşağıya inip şunu dedi: "O çocuğun suçu yok! Suç sizin, sizin! Bir şey olursa ona, suçlusu sizsiniz," dedi ve sinirli bir şekilde arabasına binip uzaklaştı.

Çünkü bana araba çarpıyordu, ana caddeye doğru sürmüşüm altı yaşındayken ve beni alan bu ailenin umurunda değildim. Sonra, beni alan Gülsüm Dinçel ve Sebahattin Dinçel arasındaki geçen konuşma bu oldu.

Beni alan Gülsüm Dinçel şunu söyledi: "Sen mi aldın? Babası aldı arabayı," dedi.

Beni alan Sebahattin Dinçel de sinirli bir şekilde "Kes," dedi. Anlam veremediğim bu konuşmaları, 44 yaşında babamın Bayram Acar olduğunu öğrendiğimde anladım. Ne bilebilirsiniz ki?

İşte, hayata bir defa geliyorsunuz. Başka düşünceler içindeyken, hayatınızdaki her şey yalanmış. Akraba sevgisi beklerken, meğer hepsi yalanmış ki bir gram sevgi yok ve tersine, sevgiyi boşverdim, hep kötülük var.

Eve girince solda küçük mutfak, sağımda hemen dibinde yatak odası, onun yanında tuvalet, onun yanında salon, dış kapıdan girince bir boşluk ve kanepe, sağında televizyon, solunda oda boşluğunun, kanepenin solunda yani, bir kapısız direkt geçişi olan oda ve pencere vardı.

Oraya babam Bayram Acar, ortağı İsmail Özcan ile geliyorlardı. Korumaları da geliyordu ama ben babam olduğunu bilmiyordum. Bu sene öğrenince hepsini, yaşadıklarımı yazıyorum.

Beni alan Sebahattin denen adamın kardeşi Alaattin Dinçel aşağı katta oturuyordu ve yukarı çıktı bana, "Gel lan, Bayram amcan seni görmeye gelmiş, çık o yatağın altından," dedi.

Yatak altında oynuyordum ve çıktım. Ona, Alaattin'e kızdım; çocuktum çünkü ve benimle dalga geçip takılıyordu. Ben kızınca, "Döverim bak," dedi Alaattin.

Şakasına dedi ama babam Bayram Acar birden çok kızdı ve dedi ki: "Sen kimin çocuğunu dövüyorsun? Buraya bıraktıysam o benim çocuğum. Seni burada parçalattırırdım, buradakilere minnettar ol sen, bak," dedi.

Alaattin aşağı gitti, "İyi akşamlar," dedi ve babam Bayram Acar çok kızıp ayağa kalktı, sinirliydi. Ortağı tuttu ve dedi ki: "İsmail amca, 'Bayram delirme hemen, otur ve yav konuşalım,' dedi."

Sonra Güngören'e taşındılar.

Sene 1983, ben ise 4 yaşındaydım. Beni bir yere götürdüler. Beni para karşılığı alan Sebahattin denen adamın erkek kardeşi Nurettin'in evine.

O zamanlar bir apartmana girdik. 1. kattaydı ev, bodrum değil, bir üstü, girişteydi. Evde demir parmaklıklar vardı. Ben, Deniz isimli kız ile çok iyi arkadaş oldum. Sonra aşağı indim. “Deniz’i çok seviyorum,” dedim ama ben Deniz, yani okyanustan bahsediyordum. Nurettin’in eşi güldü ama ben de açıkladım: “Denizi seviyorum, yani su olan denizi, ismini dahi seviyorum,” dedim. Sonra eve çıktım, tekrar kapı önündeydim çünkü bakıyorlardı bana pencereden.

Yukarı eve girince Nurettin geldi. Ben ise eskiden kalan katlanır masalardan birinin altında oynuyordum. Konuşmaları bu oldu, beni para karşılığı alan Gülsüm ile.

Nurettin:


“Vallahi bak, şok oldum şu anda. Yapmayın böyle. Bir yanlış yapmışsınız ve bu yanlıştan dönün. Yahu, siz nasıl alırsınız bu kadar sorumluluğu? Başkasının çocuğunu bir de nüfusunuza geçirmişsiniz. Yasak hem, hem de yazık. Sevginizi veremezsiniz çocuğa. Yapmayın böyle, erkenken daha, zaman var, gidin, verin geriye, yazık etmeyin çocuğa,” dedi.

Beni para karşılığı alan Gülsüm ise şöyle dedi:


“Sus, dinliyor bizi, anlayacak. Duyacak, haberi yok daha. Bak, hem babası bize ev alıverecek. Bir sürü de para verdi. Senin abinin verdiği ne? Çalışmıyor doğru dürüst. Ne kazanıyor hani? Sağ Dinçel, babası bize bol bol her ay veriyor da. Bize o bakıyor şu anda, rahat ettik,” dedi.

Nurettin şunu dedi:


“olsun, ne olursa olsun, geri verin. Ben sevmem öyle şeyleri,” derken ben çıktım masa altından. Ve sustular. Uyudum sonra.

1985'te Güngören'de hasta olduğum zaman, beni alan Gülsüm ve Sebahattin'in konuşmaları...

(Bütün bu konuşmalara küçükken anlam veremedim ama büyüyünce de aklımdan çıkmadı ve hep ailemi araştırdım, sonunda babamı buldum.)

Güngören'de kiradayken ben çok hasta oldum ve ateşler içindeyken, "Ben öleceğim galiba," dedim ve yatakta kendimden geçip bayıldım.

Sonra, üç bina ilerideki evden Zarife Hanım'ı çağırdı beni alan Gülsüm Dinçel. Zarife Hanım, beni para karşılığı alan Sebahattin Dinçel'in ablası. Geldiler.

Gülsüm Dinçel şunu söyledi: "Babası duymasın, siz hasta ettiniz, evde almaz, alır vallahi elimizden çocuğu da."

Ahmet Şaylan ise şunu söylemişti: "Vallahi sıçarım sizin yapacağınız işe. Ben kefil oldum size, çocuğuna bakıyorsunuz diye düşündüm. Adam ev alsın, rahat edin diye ben ayarladım," dedi.

Ahmet Şaylan ve eşi zengin değildir ama ben bildim bileli, beni alan Gülsüm Dinçel ve kocası hep "Enişte sayesinde ev aldık," derler.

Kaldı ki memur olan Ahmet Şaylan, memur maaşıyla ancak kendine zor ev almıştır zaten.

Yani Ahmet Şaylan, Denizli Çivril Ömerli köyünde doğmuş, büyümüş.

Babam Bayram Acar'ın ortağı da bu köyden olup, bana aile diye ortağı Ahmet Şaylan'a sorup bir aile ayarlamış bana. Buradan bağlantı var bu aile ile.

Bir gün, bir konuşma oldu o evde, beni para din alan, insanlık dışı, o hayvanlaşmış ailenin evinde. Güngören'de, 5. kattaydı bu ev. Kiralıktı ama kira ödemiyorlardı çünkü babam Bayram ödemişti kiralarını.

Zaten, beni bu aile para din aldı alalı eve komple babam Bayram bakıyordu. Ben onlar din bir üvey dahi değildim çünkü o evde olduğum tek şey, şu anki şöyle söyleyip örnek vereyim, bir bitcoin kazma makinesi gibi görüyorlardı beni. Yani bir eşyaydım sadece, onlar din insan değildim.

Hasta olsam, deli gibi babam Bayram'dan korkup saklıyorlardı, "Aman elimizden alır çocuğu," diye.

Neyse, konuşma oldu, yazdım ama bu konuşma olmadan 2 gün önce, eve ev sahibi geldi. Gözlüklü, ince zayıf, memura benzeyen o tip bir adam kapıyı çaldı ve eve bakmak istediğini söyledi. Gündüz hem de. Girdi içeriye, ev sahibi evi kontrol etti. Hiçbir şeye bakmadı adam başka. Beni para din alan kadının yüzüne dahi bakmadı, eve baktı ve hemen, "İyi, iyi, kusura bakmayın, rahatsız ettim," dedi ve çıktı gitti.

O akşam, beni alan kadın Gülsüm kocasına, "Eve ev sahibi geldi ve eve baktı," dedi. Kocası da küfür etti ve dedi ki:

"Ben yokken niye giriyor? Git bir sor babasına, burasının kirası ödeniyor mu?"

Beni alan Gülsüm de, "Yarın gideyim bakalım bir," dedi.

Ertesi günü beni alan kadın Gülsüm, akşam olunca kocasına, "Gittim, söyledim, babasına sordum, o da dedi ki..." dedi ve Gülsüm, babam Bayram'ın dediğini söyledi. Şöyle söylemiş babam Bayram:

"Olur mu öyle şey? Hem de senelik veriliyor, verildi bile. Hem evde insanın kocası yokken nasıl giriyor bu adam?" demiş ve ardından çok sinirli bir şekilde şunu demiş:

"Oğlum var o evde!"

Sonra, bir gün geçti ve eve mektup geldi. Beni para din alan Gülsüm'ün gözlerinde gülme belirdi ve akşam kocasına anlattı mektuptaki yazılanları. Ev sahibi mektup yazmıştı. Demiş ki:

"Ne olur beni affedin, isterseniz bu evi size çok ama çok uzun fiyata vereyim, yoksa affetmezseniz beni bittim, öldüm ben. Kötü bir niyetim yoktu, yeminler ederim."

Akşam da kocasına okuyan Gülsüm, ikisi birden, “Helal olsun adama, mafya mıdır nedir ki...” dediler. İkisi birden, “Sözü geçen bir insan gerçekten,” dediler.

Bunları ben yaşamıştım zaten, ama neden konuştuklarını ve bahsettiklerini anlamıyordum ve hep kafamda durdular ta ki bu zamana kadar çözene kadar. Çocuksunuz yani nereden bilebilirsiniz ki, 7 yaşındasınız henüz. Benim de bir huyum var, 99 sene geçse hiçbir şeyi unutmuyorum.

Çünkü Hipertimezi olarak adlandırılan bir durumum var. Doktor tarafından koyuldu bu teşhis.

Bu bir hastalık mı? Hayır, asla.

Hipertimezi ile ilgili özellikler:

Yaşam boyu hafıza: Hayatının her anını net bir şekilde hatırlama kapasitesi.

Duygusal Yoğunluk: Hatırlanan anılar genellikle duygusal olarak güçlüdür.

Sıradan Detayları Hatırlama: Günlük yaşamda önemsiz gibi görünen olayları bile net bir şekilde hatırlayabilme.

Zorlayıcı Yanları: Bu özellik bazen stres, duygu yoğunluğu veya geçmiş travmaları sürekli hatırlamak nedeniyle zorlayıcı olabilir.

1985'te okula gelip bana bakıp ağlayan bir adam vardı.

Bana, "Beni alan Gülsüm Dinçel'in birisinin baban olduğunu söyleyen birisi gelirse sakın onunla gitme, olur mu?" demişti.

Ne garip değil mi? Normalde çocuklara birisi gelip "Seni babana götüreceğim" derse gitme deriz; birisi gelip "Babanım" derse gitme demeyiz.

Aman para kaynakları, yani ben, kesilmesin diye çabaladılar.

Ben de şunu söyledim ama hiçbir cevap verememişti:

"Yav ne demek babanım derse, ben babamı tanımayacak mıyım sanki?

Hani desen, babana götüreceğim derse diye anlarım ama bu ne demek?" dedim ısrarla ve şaşkınlıkla.

Cevap veremedi ama çocuğum işte. "Ev alsın bize bunun babası," diye dediler durdular.

Hatta ben çok küçükken bir dükkân, petshop'tan geçerken, papağan istemiştim. Gülsüm Dinçel bana "Evimizi alalım, söz bak alacağız sana papağan," dedi.

Kocası da "Babası ev alsın, başka bir şey istemem," dedi. Beni alan Gülsüm Dinçel de "Kapa çeneni, çocuğun yanında konuşma!" dedi. Anlam veremediğim, ne demek istediğini anlamadığım konuşmaları gerçeği öğrenince anladım maalesef...

İlkokulu Güngören İlkokulu'nda okudum, ama çoğu zaman çıkışta okulda bir adam bana gelip bakıp ağlıyordu.

Aynı zamanda sinirli bir bakış, unutamam asla. Hem sinirli, hem ağlayarak, hem üzgün, hem çaresiz, hem de isyan şeklindeydi bakışları.

Bana babam olduğunu söyleyecekti, zamanı vardı ama o çaresizdi.

Dört çocuk vardı ve yuvasını yaptığı hatadan dolayı dağıtmak istemezken, benim din de kahroluyordu babam ama gizlice.

1985 yılında, beni para din alan Gülsüm Dinçel'in ekmek almaya yetecek parası yoktu. Hatırlıyorum, Güngören'deki 5. kattaki o evde, eskiden uzun saplı, kocaman bir gırgır vardı. Gülsüm, gırgırı satarak eve ekmek almıştı.

Akşam kocası geldi, beni alan Gülsüm Dinçel'in.

Gülsüm, kocasına gırgırı sattığını ve parayla ekmek aldığını söyledi. Kocası, "İşten çıktım, ne yapacağız?" diye sordu. Gülsüm,

"Niye çıktın ki?" dedi ve kocası da karışmasını istemedi, "Sus kadın," diyerek cevap verdi.

BUNU YAZMAMDAKİ NEDEN... 3 ay sonra nasıl oldular da ev aldılar? Tabii ki... babam Bayram Acar aldı onlara evi, bana geçici baksınlar diye...

Ama babam Bayram Acar ölünce, beni kapı dışarı ettiler, yani beni benim evimden kovdu vicdansızlar.

Güngören'de 7 yaşında ilkokula başladım. Bu dönemde, beni evlatlık alan ve gerçeği bana söylemeyen Gülsüm Dinçel'in kocasıyla yaptığı konuşmaları hatırlıyorum, yazıyorum:

"Diyordu ki,

'Bugün gittim babasının yanına. Çok sert bakıyor adam, ne diyeceğimi unutuyorum ama oğlunu duyunca bir gülüveriyo,'" dedi.

(Tabi ki anlam veremediğim, küçükken hatırladığım konuşmalar bunlar.)

Denizli aksanlı bu konuşmayı hatırlıyorum.

Babam Bayram'ın fabrikasına gidip benim için sürekli para alıyorlardı. Ancak, Gülsüm Dinçel, beni alan kadın, yani kocası, paraları atölye açıp beceriksizlikleriyle harcıyordu ve bir daha para almaya gitmek zorunda kalıyordu .

Benden her şeyi bunca sene saklayan nankörler. Mal, miras saklamak için benden bunca sene, "Aman Atilla öğrenmesin, mal gider," diye korkan babamın çocukları: (Ertan, Caner, Hicran, Canan). Sende

Kimsenin parasına ihtiyacım yok benim. Versende almam.( Ne para ne selam. ) Ben hakkımın peşindeyim. Benim param ile hakkım ile kimlere ne kadar verdiyseniz o hile olsun . Dinçellerin boyunlarının kopması ancak beni rahatlatıyor ( içimdeki kin nefret, başkası olsa daha çok olurdu ama devletimiz vatanımıza güveniyorum. O yüzden adalet karşısında hesap soracağım.)

Siz babamın parçasısınız Acarlar o yüzden size karşı içimden dahi kötülük geçmiyor kötü laf bile geçemiyor çünkü babamın çocuklarısınız ama sizi tanımıyorum nasıl birisiniz ne alemsiniz. O yüzden elim kolum bağlandı. Ama babam sizle gurur duyuyordur eminim. Benden paramı vermediğiniz hakkımı

için.

 

Resmen bile bile, hak yediğiniz için. Şunu merak ediyorum sadece, benim paramı vermeyip birde millete gösteriş için hayır diye dağıttığınız bir şeyler oluyormu hayatınızda? Bu yazdığım bloggeri zaten başsavcılık, adalet bakanlığı, istihbarat ve siyasi partilerin çoğu biliyor.

İstihbaratı küçümsemeyin, çünkü siz bir e-posta atarsınız, bir şey olmadı sanırsınız ama 7/24 dinlenme altındasınız. Bir yanlış yapsa insan hemen tepelinir ve engellenir. Benim olan eninde sonunda bana gelecek. Sizler bu işi çok uzattınız. Dinçel hainleri! Aman, ev elinizden gitmesin de değil mi? Emek vermeden aldığınızı o evi bari hak ettiğinizi söyleyiniz. Babam Bayram Acar o sene beni alacağını söylemişti, arabasına bindiğim zaman zaten ama ben anlamadım ne demek istediğini. Bu yaptıklarınızın binde birini duysaydı babam Bayram Acar, vay başınıza gelecekler hainler.

Ve her şeyi bunca sene saklayan nankörler. Evleri elden gitmesin diye 1 milyar dolar mirastan olan hakkımı almama engel olan, insani duygulardan uzak Gülsüm ve kocası, insani duygulardan uzak Sebahattin denen adam.

Dinçel hainleri! Aman, ev elinizden gitmesin değil mi? Emek vermeden aldığınız o evi bari hak ettiğinizi söyleyiniz. Babam Bayram Acar o sene beni alacağını söylemişti, arabasına bindiğim zaman zaten ama ben anlamadım ne demek istediğini.

Beni ayarlayan Ahmet Şaylan ile. Ahmet Şaylan, sen nasıl bir okumuş insansın, okumuş mühendis olmuşsun ama düşünce sahibi olsaydın keşke. Kolay ölmeni istemem insan tüccarı Ahmet Şaylan. Karışmasaydın da iyi bir yerde dursaydım, istediğim mesleği yapıp yükselseydim. Neyse.

Onlara, para din, paraya tapan gaddar hainlere ev alsın diye babam Bayram Acar'ın ortağı İsmail Özcan'a söyleyip aile iyi diye babam Bayram Acar'ı yola getirip verdirttiniz. Ama gözyaşları içerisinde hep pişmandı babam Bayram Acar. Aynı geri taşıyoruz, ben de olsam öyle yapardım.

İsmail Özcan demişken, ben seni de hatırlıyorum İsmail Özcan amca. Sünnet düğününde, babam Bayram Acar bana kesilirken bakamazken, sen suratıma gözlüklerini takıp yüzünü bugünkü gibi hatırlıyorum. Ben gülmeye başlayınca, babam Bayram Acar’a dönüp gülerek bir şeyler demiştin.

Sen de biliyordun ama ortağın, dürüst ortağın, senelerce tek kalem çalıştığımız Bayram Acar dediğin, “Kardeşten öteydik,” dediğin kişinin, ortağın vefat edince, çocuğunla ilgilenmedin.

Neler yaşadı, nerede bakmadın be. Sen ayarlattın çünkü Ahmet Şaylan senin köylün, arkadaşın. Ama kime konuşuyorum, sen de hafızanı yitirip ta 19 Eylül 2013’te vefat etmişsin.

https://www.patronlardunyasi.com/murat-ulkerin-aci-kaybi

baycan sakızları

Sebahattin Dinçel denen o vicdansız adam, 10 yaşındaki bir çocuğa yumruk atmaya kalkıp, okul birincisi iken "Yük oluyorsun eve, sen çok kötü bir insansın," diyordu bana.

10 yaşındaki çocuk neden kötü olsun? Be vicdansız! Benim evimde oturup yetimi kendi evinden kovan Hukuk ve ahlak tanımayan hain zalim şahıs!

Kötü olan sensin. Semt birincisi olmuştum okulda be. Çalışmıyorsan bu eve gelme diyecek kadar, beni kendi evimden kovacak kadar hain!

Ne oldu? Sokakta mı kaldım?

Ne oldu? Balici, tinerci olup uyuşturucu bağımlısı mı oldum? Olabilirdim. Zor günler geçirdim ama çalışıp ayakta kaldım. Hep serttim, hayatta sert oldum. Kendim kazandım, gittim meslek edindim okulunda. Annesi babası ölmüş, anne babasız büyüyen insanlar bile benden şanslı çünkü babamı bulmak için neler çektim ve hâlâ annemi arıyorum ve bunların suçlusu Dinçel ailesi olacak bu vicdan yoksunu şahıslardır.

Ve benden bunca sene mal gitmesin diye saklayan insanlardır. Hakkım olan mirastan en az 1 milyar dolar. Ben en çok onurumun peşindeyim. Soyumun ve soy bağımın. Asıl kimliksiz ve haysiyetsizce davrananlar sizlersiniz.

Babam Bayram Acar, vefat ettiğinde babamın çocukları ve anneleri, gerçeği öğrendiler.

Beni para için alan Gülsüm Dinçel bana resim gösterdi, "Bu baban, bu annen," diye, beni postalayacaktı ama babamın ilk eşinin yanına fabrikaya gidince, onlar da postaladılar geriye, Nisan Acar hanım. Beni görmek istedin babam vefat edince beni öğrenince... Nisan Acar, halam sandığım kişinin evine gidince, beni para için alan Gülsüm bana, "Çok zenginler, Nisan yengenler gelecek, bak," dediğini bugünkü gibi hatırlıyorum.

Sonra gelince bunlar, ya Hicran ablam ya da Canan ablam olacak, halam sandığım kişinin oğlu ile oynamaya başladılar.

Beni alan Gülsüm Dinçel ise, "Çok şımartmışlar kızı, Atilla’yı içeri sokmayın, kadın çok kötü bakıyor," dediğini dün yaşadığım olay kadar net hatırlıyorum.

Ve bana gelip de beni alan Gülsüm Dinçel, "O kıza bir şeyler hissettin mi?" diye sorunca da ben, "Yoo, güzel kız ama hissetmedim," dedim. O da "Kaybol şuradan," dedi.

Bir kelime eksik yazdıysam, değiştirdiysem şuradan çıkmam, kalkmam, yarına çıkmam nasip olmasın. Ben de gizlice dinleyeyim bari, kim ya bunlar, dedim.

Ataköy 5. kısımda, 14. kattaki bu evde dinledim ve Nisan Acar, babamın birinci eşi yani (ben ikinci eşinden olmuşum, babam Bayram Acar’ın), Nisan Hanım ile beni alan Gülsüm Dinçel’in konuşmaları bu şekildeydi. Beni alan Gülsüm Dinçel...

Beni alan Gülsüm Dinçel:

"Ertan’ı neden getirmediniz?"

Nisan Acar:

"Hayır! Olmaz! Çok benziyorlar, belli olur çıkma meydana!" (Denizli şivesiyle.)

Babam Bayram Acar’ın kopyasıymışım, ama Ertan Acar’a da çok benziyormuşuz. Fotoğrafını buraya güvenlik açısından koyamam. Ataköy 5. kısım, 14. kattaki bu evde, Ahmet Şaylan PTT Genel Müdürlüğü yaparken bu ev 2 sene bedavaya oturulması için lojman olarak verilmişti.

Nasıl hatırlıyorsam bugün gibi bunları, şu an o evi aynen hatırlıyorum: 14. kattaki ev, asansörden inince hemen en sağdaki kapı değil, hemen en sağdaki kapının (Ceren diye oturan çocukların) solundaki kapı. Girişte solda mutfak, sonra düz git, oturma odası, eğer sağa gidersen solda yatak odası, sağda banyo, sağda küçük tuvalet, dümdüz git bir oda, çocukların odası ve bir deniz gören balkon.

Babam Bayram Acar’a olan saygımdan, asla eşine laf etmem.

"7 yaşındaydım ve yanıma misafirliğe gelmişti, benim yaşımda bir kız çocuğu. Ben oynarken çok iyi arkadaş olduk. Gitmesini istemedim, onun için ağlamıştım, hem de çocuktum. Bu şekilde yaptıklarımın raporunu gün gün Babam Bayram Acar’a veriyordu beni alan Gülsüm Dinçel.

Tabii ki anlam veremediğim konuşmaları, mesela ‘babasına anlattım’ demesi, yani kocasına anlatıyordu. ‘Babasına’ ne demek? Herhalde çocukla bu şekilde konuşulur anlatırken, çocukça diyordum içimden. Ta ki 44 sene sonra neden böyle konuştuklarını anladım.

2 gün sonra tekrar konuşma başladı. Gülsüm Dinçel gidip gerçek babamdan para alıp gelmiş. Babam Bayram Acar bana bakması için para veriyordu. Beni evlatlık alan Gülsüm Dinçel ve Sebahattin Dinçel'in konuşmaları bu şekilde oldu: ‘Gittim bugün, anlattım oğlunun yaptığını,’ kahkaha attı, vallahi hem de 3 kez,” dedi.

Sene 1985. Güngören İlkokulu’nun oradan aşağı doğru bir yokuş gidiyordu. O yokuş bitince bir yol ayrımından sonra, iki bina solda olan apartmanın 5. katında oturuyorlardı. Beni

para karşılığında nüfusuna alan ve her ay babam Bayram’dan yüklü miktarda para alan Gülsüm ve Sebahattin Dinçel isimli zalim şahıslar.

Ben de tabii ki o evde oyun oynuyor gibi yapıyordum ve konuşmalarını bugünkü gibi hatırlıyorum. Çünkü hipertimeziyim, yukarıda yazmıştım; unutmam imkânsız. Konuşuyorlardı ama anlamıyordum. Şimdi anlıyorum çünkü hafızamda hepsi.

Beni alan Gülsüm, kocasına şöyle dedi: "Şurada bir dondurma külahı üreten yer var. Çocukları oraya yollayalım, dondurma külahı dizsinler. Babası da gitsin, yani hayatı öğrensin," dedi. Yani babam Bayram, bir işe verilmemi ve hayatı öğrenmemi istemişti.

Gittik, diziyorduk dondurma külahlarını. Kırılan olursa adam veriyordu, "eve götürün" diye. Çocuktuk işte, yiyorduk severek. Ertesi gün kırılan az oldu, ben bilerek 3 tane kırdım ve adam yakaladı. Çocuğuz sonuçta, ne bileceğiz ne olacağını. Adam da "Defolun buradan!" dedi, herkesi kovdu.

Sonra beni alan Gülsüm’ün kocasıyla konuşması geçti. "Bugün gittim babasının yanına, dedim ki 'Senin oğlun ne yaptı biliyor musun?'" O da şaşırdı: "Ne yaptı yine? Ne oldu?" dedi telaşla. Gülsüm anlattı: "İşten kovuldu oğlun." Babası "Niye, hayırdır ne oldu?" diye sordu. Gülsüm anlattı: "Dondurma külahını fazla yemek için kırmış."

Metnini sadece imla, yazım ve noktalama hatalarını düzelterek, anlamına dokunmadan düzenledim:

Beni alan Gülsüm’ün kocası sordu: “Babası ne dedi?” Gülsüm de şöyle dedi: “Bir şey demedi, tek eliyle yüzünü kapattı, kısık kısık gülmeye başladı.”

Sonra ertesi gün akşam Gülsüm kocasına şöyle dedi: “Bugün adamı gördüm, dondurma külahı yapan adamı. Yüzü gülüyordu, ‘Gelsin çocuklar’ diyordu. Babası uğramış yanına, sordum. Söyledi, bayağı bir yüklü para yardımı yapmış,” dedi.

Sene 1986’da, beni para için  alan kadın Gülsüm Dinçel ve kocası, Sebahattin Dinçel’in akrabası, amcasının oğlu, Çivril Savranşa Köyü doğumlu Mehmet Ali Kaya denen kişinin İstanbul Yedikule’deki evine oturmaya gitmişlerdi ve beni de götürdüler.

Yolda iken Mehmet Ali Kaya’nın eşi Neziha Kaya Atmaca, oğlu Hüseyin’i yanına almıştı ve bizi karşıladı. Hüseyin benim yaşımda bir çocuktu ve iyi arkadaş olmuştuk. Giderken pazar yerinden geçtik. Annesi Hüseyin’e pamuk şekeri aldı ve ben de istemiştim. Çok küçüktüm ve çocuktum. Beni alan Gülsüm ise, “Önüne bak!” diye bağırdı. Neziha Kaya Atmaca ise şunu söyledi:

“Yapma kız, sen de! Çocuğu başka yerden aldım diye... Öyle şeyler yapmasaydın sen de.”

Normal konuşması bu olmalıydı... “Yapma, çocuğa ben aldımsa sen de al, altı üstü bir pamuk şeker.” demeliydi. Tabii ki o da biliyordu evlatlık alındığımı ve babam Bayram zaten her ay onlara bana bakmaları için en az 500 bin TL, hatta daha büyük rakamlarda para veriyordu vicdan yoksunu bu şahıslara.

Beni alan kadın Gülsüm ise bir de utanmadan, büyük bir vicdansızlıkla şunu söyledi:

“Ekmek bulduğuna sevinsin o!”

Zerre merhameti olmayan bu vicdan yoksunu şahıs...

Sonra eve gittik ve Hüseyin ile kapının önünde oynamaya başladık. Ev birinci giriş kattaydı. Ve 2 sene sonra 2. kat olan dar sokak evlerine taşındılar. Her neyse, giriş kat olan bu evde dışarı çıktım. Elimde bir Atari vardı ve babam Bayram getirmişti. Onlara bırakıp gitmiş, fark etmiştim. Burası uzun konu ama kısaca...

("Çünkü bir hafta önce evdeyken, konuşmasında beni alan Sebahattin denen kişi şunu söylemişti... 'Babasına gittim, beraber sağ olsun adam götürdü beni. Saraçhane’ye arabayla aldı. Bunları 100 atarı o parası, daha verdi üste, beni de eve bıraktı araba ile.' demişti.") neyse.

Hüseyin ile oynamaya çıktığımızda, ben çocukları toplayıp o yaşta Atari kiralamıştım ve cebim para ile dolmuştu. O zamanlar Atari yoktu, yeni çıkmıştı. Eve geldiğimde hepsi duydu, güldüler ve beni alan kadın Gülsüm’ün vicdan yoksunu kocası Sebahattin Dinçel, Mehmet Ali Kaya’ya şunu söyledi:

“Vallahi, bu yaşta kafası ticarete çalışıyor. Aynı babası gibi. Sence ondan olur mu? Zekâsı da çok fazla. Bundan ümidim var.”

Mehmet Ali Kaya da dedi ki:

“Olmaz mı ya, ne diyorsun sen? İnsan babaya çeker. Ama çocuğun yanında böyle şeyleri konuşmayalım artık, anlar.”

Dedi ve bana gözlerini çevirip baktı, sonra başka yere baktı, düşünerek...

1985’te İstanbul’dan Denizli’nin Çivril ilçesine götürdüler beni, kendileri yazın gidiyorlardı hep. Beni de götürdüler memleketlerine o sene Çivril’e.

Sonra beni para  için alan Gülsüm Dinçel, “Gel gezmeye gideceğiz,” dedi ve evden çıktık. Çivril kasabasında yürürken birden bir arabaya baktı ve bana dedi ki, bir arabayı gösterip:

“Gel, Bayram amcan bizi eve götürüverecek,” dedi.

Bindik arabaya, sonra Gülsüm bana, “Bak, bu Bayram Amca. Tanıyor musun oğlum, sen Bayram amcanı? Daha önce hiç gördün mü?” dedi.

Beni arka koltuğa oturttu ama kendisi öne oturmuştu.

Ben de hayır şeklinde kafamı salladım.

Gülsüm şunu söyledi: “Küçüktü ama bayağı, hatırlamaması normal.”

Babam şunu söyledi: “Vardı ama yine bayağı vardı,” dedi aynadan bana bakıp az kafasını sallayarak.

Sonra Gülsüm’e zarf verdi babam; kabarık bir zarf. Gülsüm zarfı (içi para dolu) aldı ve arka koltuğa tekrar bindi, çantasına koydu.

Ve Babam Bayram Acar, bana arabasının arkasına dönüp şunu söyledi:

“Gezdireyim mi seni?” dedi. Şoför koltuğundan arkaya dönüp ağlamaklı bir gülümseme şeklinde, sesi titreyerek demişti bana bunu. O güzel ve sevgi dolu yüzü hiç ama hiç aklımdan çıkmıyor.

O zaman ta içimden, “Kesin benim akrabam ama herhalde uzaktaydı, yeni çıktı meydana geldi ve bunca zaman acaba nerelerdeydi? Şimdi mi geldi?” dedim.

Çünkü o kadar sevgi dolu bakışlar yabancı olamazdı. Ve bir şey vardı beni çeken; kesin akrabamdı dedim, bambaşka, çok güzel, sıcak bir duyguydu.

Canımın yarısı olduğunu bilemedim, küçüktüm.

Yapay zekâda canlandırdım ama tam olmasa da bu şekildedir; daha da içten, hasret dolu bir bakışı ve üzüntüsü de vardı, gülerken sanki.

bayram acar baycan cikletleri

Sonra Babam şöyle demişti ama ben ne demek istediğini anlamıyordum, başka şeyden bahsediyor sanıyordum. Çünkü çocuktum, ne bileyim neden bahsettiğini...

Sonra babam Bayram Acar şöyle demişti:

"'Herhalde söylemenin zamanı vakti geldi artık.'"

Gülsüm Dinçel ise, "'Yok bunları sonra konuşuruz burada konuşulacak şey değil bunlar'" dedi.

Sonra Babam şöyle demişti...

"O benim evladım. İstediğim zaman alırım. Hem sizle öyle bir anlaşma da yapmadık. Ne isterseniz de verdim," dedi.

Tabii, bu anlam veremediğim olayların neden yaşandığını, babamın Bayram Acar olduğunu 44 yaşında öğrenince anladım ve buraya yazıyorum.

Gülsüm Dinçel ise hemen telaşlı bir şekilde, "Yok yok, bizi hadi eve götür, bunlar burada konuşulacak şey değil, başka zaman konuşuruz, çocuk var," dedi. Çünkü babam olduğunu söylerse, babam Bayram Acar beni alabilirdi ve Gülsüm'den para kaynağı kesilirdi.

Bu olayı hiç unutamamıştım çünkü neden arabada öyle demişti, kimdi diye...

İlerlemeye başlayınca saatte 10 km ile gidiyoruz, çok yavaş. Babam Bayram Acar dikiz aynasından bana bakıp gözlerini silmeye ve ağlamaya başladı. Beni evlatlık alan Gülsüm Dinçel, arabanın arkasından gizlice bir hareketle belli etmeyerek Babam Bayram Acar'a sadece şunu söyledi ve geri çekildi, tekrar hızlıca arkasına yaslandı.

"Ağlama!" dedi.

Sonra beni alan Gülsüm Dinçel şöyle dedi...

"Leyn, kaza yapcen, önüne baaaak," dedi telaşlı şekilde Denizli şivesiyle, çünkü Babam Bayram Acar dikiz aynasından bana bakmaktan süremiyordu bile.

Sonra "Burada inelim," dedi beni alan Gülsüm Dinçel ve indik. Bana kaldırımın solundan yürümemi söyledi beni alan Gülsüm Dinçel, çünkü Babam Bayram Acar'ın beni alacağından korkuyordu.

Tabii ki beni sevdiği din değil, para kaynakları kesilecek diye korkuyordu. Beni alan Gülsüm Dinçel tam bir şeytan ruhlu, iki dakikada insanları şeytanca iki kelime ile ikna edebilen, çok ama çok rahat yalan söyleyebilen bir şeytan kadındır.

Her neyse, ileride daha da panik aldı beni alan Gülsüm Dinçel'i. Bir hal gibi yere girdik, "Leyn, geliyoo, ne yapceemi şaşırdımm," diyordu. Ben de, "Kim geliyor, ne oluyor, anlamadım," dedim.

Beni alan Gülsüm Dinçel ise, "Ohh ohh, gitti ohh," dedi.

Şimdi arabada Bayram Acar'ın babam olduğunu bildiğimde, Eylül 2023'te öğrendim ve içimden 'baba' diye çığlıklar kopuyor.

Yapay zekada canlandırmasını yaptım, aynen bu şekildeydi.

ben

Bu da arabasında başka bir anım...

Burada yazdıklarımı tam olarak hatırlıyorum ama çok küçüktüm.


Sadece bu değil, çünkü bu olaydan çok daha önce, yani sanıyorum en küçüklüğümü hatırladığım an, annemi hatırlıyorum.

Ama tam ve net olarak hatırladığım, beni alan vicdan yoksunu kadın Gülsüm'ün beni bir kere Denizli'nin Çivril ilçesinde, kocasının ailesinin evinin önünden, Camcı Hüseyin yazan dükkânın önünden bir arabaya bindirdiği an.

Bana, "Bak, Bayram amcası! Hadi gezdir bunu, hadi," dedi.


Ben de ön koltuğa oturdum.

Sonra babam Bayram ile olan konuşmalarımız böyle oldu ve bugünkü gibi hatırlıyorum. Ama yazsam hepsini, artık buraya sığmazdı.

Babam, "Gezelim mi seninle? Ha, ne yapalım? Ne istersen alayım sana..." dedi.


Ama çok neşeli, çok mutlu ve aşırı sevecen bir yüz ifadesiyle gülüp bana bakıyordu.

Ben ise şöyle demiştim: "Tamam, gezelim hadi! Beni kimse gezdirmiyor zaten. Canım sıkılıyor, canım sıkılıyor! Kimse beni gezdirmiyor işte! Bak, sen ne güzel şimdi gezdiriyorsun. Ben de herkese diyeceğim, 'Bayram amca beni gezdirdi,' diyeceğim. Herkese diyeceğim, bak tamam mı? Hep gezdir beni!" demiştim heyecanlı ve mutlu bir şekilde.

Babam ise gözlerini silip şunları demişti kendi kendine: "Ah ya, gözümden yaş geldi gülmekten," dedi.

Sonra benimle konuşurken, yani çocuksu aşırı sevecen konuşunca, babam arabayı gülmekten durdurdu.
Bu laflarıma, "Gülmekten süremedim ya," dedi.

Sonrasını hatırlamıyorum ama bu kareden tek hatırladığım, arabada uyumuştum ve babam, beni öpüp o aşağılık kadın Gülsüm'e kucağında veriyordu.

1987 yılında, İstanbul'dan Denizli'nin Çivril ilçesine beni alan kadının annesinin evine, Yukarı Mahalle'ye gitmişlerdi ve beni de götürdüler.

O zaman yaşadığım bir anım var ve şöyleydi: Bahçelerinde, beni alan Gülsüm Dinçel, kardeşi Feride Kaya ile konuşuyordu.

Bir gün önce şu olay olmuştu: 3 kutu dolusu "Özcan Cikletleri" yazan kutu vardı ve açıp çiğniyorlardı.

Beni alan kadın Gülsüm bana da verdi ve açınca içinden yarım sakız çıktı, şansa. Dedim ki:


"Bu ne biçim sakız, bir de para veriyoruz, o kadar almışsınız, güzel ama yarım niye çıktı, başlarım böyle sakıza."

Gülsüm ise şöyle dedi:


"Kapa len çeneni, para mı verdin sanki?" Oradan kardeşi Feride 3 kez az sesli güldü.

Bir gün sonraki konuşmaları şöyleydi: Ben içerideki odada uzanmış, uyumaya çalışırken istemesem de kulak misafiri oluyordum ve bu konuşmalardan benden bahsettiklerini bilmiyordum.

Neden bu şekilde konuşuyorlar, diyordum içimden, sonra da umursamadım. Konuşmaları şu şekildeydi:

Gülsüm: "Babasının yanına gittim, dedim oğlunun düzgün yapın sakızları diyor." Babası da hafifçe güldü: "E, olur o kadar canım, sen de. Bir taneden bir şey olmaz," dedi ve güldü. Babası dediği benim babam, Bayram Acar'dı.

Üç kutu sakız ise babamın fabrikasında imal ettiği Özcan Cikletleri'ydi

baycan sakızları

Ben tahminen 7 yaşındaydım ve beni alan Gülsüm Dinçel in Denizli Çivril'deki evlerinde, arka bahçesindeyken.

Beni alan Gülsüm Dinçel'in orada yaşayan kız kardeşi, beni göstererek heyecanlı ve panik bir şekilde dedi ki,

"Kız, sakla şu çocuğu, Canbazların Emine gelmiş dolanıyormuş etrafta. Sakla şunu, görür mörür, kan çeker," dedi.

Canbazların Emine, biyolojik annem olması lazım.

İstanbul'dayken, ve misafir gelecek, balkona çık bak dedi Gülsüm, beni alan kadın.

Akrabaları vardı, benim yaşımda çocukları vardı ve ben de sevindim gelecekler diye. Ama dışarı çıktım... Balkona çıktım yani... bir araba ve bana çok dikkatli ve heyecanla bakan bir adam... Yanında 1 kişi daha vardı onla konuşup bana dönüp dönüp heyecanlı bir şekilde konuşuyorlardı.

"Bu değil mi bunların arabası, hem içinde iki kişi var?" dedim. Yeşil, açık yeşilimsi bir Ford yada Mercedes'e benzer bir arabaydı.

Sonra ben arabaya daha dikkatlice bakarken, balkondan mutfak girişiydi, oraya baktım. Perdeden el işareti yapıp beni gösterdi arabaya, beni alan Gülsüm Dinçel.

Bu arabanın kopyasıydı...

araba

Sonra Gülsüm bana dedi ki, "Gelmeyecekler, gir içeri," dedi.

"Nasıl yani?" dedim, "Nereden biliyorsun ki gelmeyeceklerini?" Çünkü o zamanlar telefon yoktu, nereden haber alabilirdi ki?

"Gelmeyecekler işte," dedi ve ben de içeri girdim.

Arabada bana bakan ve dakikalarca dönüp dönüp hep bana bakan kişi, onlara ev alan ve her ay bana bakmaları için sürekli para veren kişi, benim için o aileye dahi bakan babam Bayram Acar'dı.

İstanbul'dan Denizli'ye gittiğimde, beni alan Gülsüm Dinçel'in kız kardeşi Almanya'dan gelmişti ve hep beraber bir yere gittik. Bir köprü geçtik.

Sonra iki katlı bir eve çıktık. Birden bir bayan beni görünce, çığlıklarla bağırmaya ve ağlamaya başladı ve şunları söyledi:

"Yavrumu benden ayırdınız! Yavrumu benden ayırdınız!" diyerek ağlayarak bağırıyordu.

Beni alan Gülsüm Dinçel ise şöyle cevap verdi:

"Bak Emine, biz seninle böyle anlaşmadık. Çocuk burada aşağı insin, sakin ol da konuşalım," dedi.

Ben de aşağıya indim.

Sonra beni alan kadın Gülsüm Dinçel bana aşağıya inmemi söyledi.

Çok garip, biri bayan biri erkek olan iki kişi, bana acayip bir sevgi gösterisi sundular. "Şeftali ister misin?" dedi bana kız olan.

Ben de Pamuk Prenses masalında okuduğum zehirli elma aklıma geldi.

"Zehirli olabilir," deyip kaçtım, ama arkamdan kız ağlayarak, "Bizi unutmuş," dedi.

Beni evlatlık alan kadın Gülsüm Dinçel ve Almanya'dan gelen kız kardeşi aşağıya indirdiler. Sonra yürümeye başladık ve bir köprüden geçiyorduk. Köprünün altında su akıyordu, gürül gürül. Ben yaklaştım ve onlar bana sert bir şekilde "Yaklaşma!" diye bağırdılar.

Beni evlatlık alan kadın Gülsüm Dinçel'in kız kardeşi Serpil Demirkaya gülerek ve kahkaha atarak şunu söyledi:

"Zaten Atilla'yı temelli kaybediyorduk galiba," dedi. (Gerçek biyolojik annemin ismi demek ki Emine'ydi.)

Tabii ki babam vefat etseydi bu tarihte ve para kaynakları kesilseydi, canlarına minnet hemen verirlerdi beni öz anneme. Ama kütükte o insafsız, vicdansız, paraya tapan kişilerin üstündeydim!

Bu olay, gerçek biyolojik annem tarafından olan bir anlatımımdı.

Bu olayda, gerçek biyolojik annem tarafından olan bir anım...

Bir üçlü koltuk var ve solda da bir koltuk var.

Bir evin içerisindeki odadaydım. Üçlü koltukta karşımda beni alan kadın Gülsüm Dinçel ve yanında kocasının kardeşi Zarife Şaylan oturuyordu. Soldaki tekli koltukta ise annem Emine oturuyordu.

Bana, "Bak, bak, annen o, senin annen," dediler. Ben de "anne" ne demek bilmiyordum bile, sanki en eski hatıram da bu aklımda küçüklüğümden kalan.

Bakıp sol taraftaki tekli koltukta oturan annem Emine'ye dönüp "anne" dedim ama neden dedim bilmiyorum, sevecenlikle demiştim.

Ve sonrada, şaşkın bir şekilde hepsi birden ağzını açıp ve şaşırıp "' Kan çekti bak kan çekti gördün mü? '" dediler birbirine bakıp.

Annem Emine ise ellerini uzatıp ağlıyordu ve "Yavrum, yavrum," diyordu. Beni alan hain kadın Gülsüm ise gerçek annem Emine'ye şunu dedi:

"Bak Emine, çocuk korktu, ağlama, biz seninle anlaştık biliyorsun," dedi.

Yapay zekada birebir aynısını canlandırdım burada, resim olarak.

çivril haber atilla annesini arıyor

Beni para için  alan kadın Gülsüm Dinçel'in annesinin lanet evine döndük. Lanet diyorum çünkü hepsine olan nefretim çok derindi. Siz olsanız da daha beter nefret ederdiniz.

Neyse, evlerine dönünce Çivril'deyiz, beni alan Gülsüm Dinçel'in annesinin evindeydik, 2 katlı. Ben arkadaki bahçede bulunuyordum.

Beni evlatlık alan kadın Gülsüm Dinçel'in kız kardeşi Serpil'in kızı Suna Demirkaya, yanıma gelerek şunları söyledi:

"Oğlum Atilla, bunlar seni almışlar. Vallahi de, bak, billah de diyorum, gülme! Ciddiyim diyorum sana, vallahi diyorum, almışlar seni. Konuşurlarken duydum.

 

Seni bir aileden almışlar, sen git aileni bul, bak vallahi diyorum sana," dedi.

Ben de, "Yav git başımdan," dedim, inanmadım. Ne bilebilirsiniz ki, siz olsanız ne düşünürsünüz? Yani, çocuklara ara sıra böyle şeyler denir, dalga geçerler hani, öyle sandım.

İçeriye girip, "Haha, ben de inandım sanki. Sunayı yollayıp benimle dalga geçiyorsunuz, değil mi?" dedim.

Onlar da, "Ne dalgası, ne oldu?" dediler.

Ben de, "Beni almışsınız, Suna dedi, inanacak mıyım sandınız sanki?" dedim.

Ama şimdi düşününce kendimi salak yerine koyuyorum resmen. Nasıl anlayamadım diye!

Beni evlatlık alan kadın Gülsüm Dinçel'in kız kardeşi Serpil Demirkaya ise, kızı Suna Demirkaya'ya terliğini son sürat fırlatıp ve bağırarak, "Bizimii dinliyorduuuunnnn!" dedi.

Nasıl anlamamışım o zaman, bile kendime hayret ediyorum!

Sonra, 2023'te babamın Bayram Acar olduğunu öğrendiğimde, beni alan Gülsüm Dinçel'in kız kardeşinin kızı Suna Demirkaya'ya ulaşıp bunları sormaya çalıştığımda, annesinin cevabı, "Suna hafızasını Almanya'da sildirtti," oldu. Ne hafızaymış be, haysiyetini kaybetmiş insanlar....

Sonra İstanbul'a, yani eve döndük. 1986'da. Bir yere gittik, beni evlatlık alan kadın GülsümDinçel ve ben. Orada çok eski bir video kasetçalar vardı ve ben teknolojiyi sevdiğim için"Çok güzel" dediğimde, kadın hemen bana, "Al, senin olsun," dedi.

Ancak beni evlatlık alan kadın Gülsüm Dinçel, "Olmaz," dedi.

Sonra oradaki tanımadığım kadın, Gülsüm Dinçel'e kaşlarıyla işaret edip, "Söyledin mi?" diye sordu. Beni evlatlık alan kadın Gülsüm Dinçel de, "Hayır, bizi bilsin artık," dedi.

1987'de, babam Bayram Acar vefat etmeden önce, beni Denizli'nin Çivril ilçesine götürdüler. O sene sünnet düğünü yapılacaktı ama beni alan kadın Gülsüm Dinçel ve kocasının hiç paraları yoktu. Şaşaalı elbiseler alındı, arabalar kiralandı, hem de 50 taneye yakın.

Minibüsler kiralandı. Kına gecesi dedikleri geceyi yapmadan bir gün önce, beni alan kadın Gülsüm Dinçel ve kocasının konuşmasını bugünkü gibi yazıyorum.

Gülsüm Dinçel:

"Baak, sakın içki içmeee, adam dedi, benim düğünümde asla içki içilmeyecek, benim param ile asla içki içilmeyecek, dedi."

(Babam Bayram Acar, çok dindarmış.) Babam Bayram Acar içki içmemeleri için tembihlemiş.

Ve sonra, beni alan kadın Gülsüm Dinçel birisiyle konuşurken şunu söyledi:

"Sağ olsun babası geldi, her şeyi aldı gitti, fazlasıyla elbiseleri dahil sünnet için," dedi.

Ben de, "Buraya kadar gelse neden buraya gelmedi peki?" dedim.

Beni alan kadın Gülsüm Dinçel ise, "İşi varmış, gitti," dedi.

Sonra, beni para için alan adi adam geldi Çivril'e. Ve elbiseleri almaya gittik sünnet için. Mağazadan içeriye girince, sahibi "Buyurun efendim, burası sizin, istediğiniz her şeyi alabilirsiniz, ne isterseniz A'dan Z'ye hem de," diyerek güler yüzle karşıladı.

Oradan sünnetlik kıyafet alıp çıkarken sahibi, "Ödendi efendim, Bayram Bey ödediler," dedi güler yüzle. Beni alan Gülsüm Dinçel denen kadın ise kocasına dönüp, "Bak, paran varsa muamele de bu, gördün mü?" dedi ve oradan resim çektirmeye gittik, çektirdiler. Onların öz oğulları hain Ahmet Dinçel de yanlarındaydı.

Kına gecesi olunca, millet eğlenirken birden beni alan Gülsüm Dinçel'i heyecan bastı ve şunu söyledi:

"Bak, içki içirtmeyin millete ya, adam geldi gördü!" dedi.

Kocası ise, "Ne yaptı?" diye sorunca, beni alan Gülsüm Dinçel, "Ne yapacak, sinirli bindi arabasına, hızlıca sinirli sinirli çekti gitti adam ya," dedi. Ve ben de, bu lafı duyunca anlam veremedim ve çekip giden arabaya şaşkınca baktım. Keşke babam Bayram Acar olduğunu bilseydim.

Sıra geldi sünnet düğünü gününe. Arabalar ve minibüsler çoktu. Işıklı kasabasına gittiler, orada balık restoranında, 4 kişilik yemek yemek en az şu an parası ile 10 bin TL.

 

Herkes orada yemek yedi, geri gelindi ama konvoy başında giden babam Bayram Acar'ın arabasıydı.

Sonra eve gelinince, sünnet gününde, herkes gülerek bakarken, babam Bayram Acar ve ortağı İsmail Özcan Bey yanındaydı.

Kendi öz çocukları hain Ahmet denen kişiyi ilk doktor sünnet etti ve ederken, beni alan Sebahattin Dinçel'in astsubay ağabeyinin eşi Mürüvvet Hanım, beni öteki odaya götürdü ve şunu söyledi:

"Çocuğa neden baktırıyorsunuz ya?" dedi ve öteki odaya götürdü beni.

Pencereden baktırdı bana ve ben çığlık duydum. "Nereden geldi o?" dedim. O da, "Dışarıdan geldi, sen merak etme." dedi.

Sonra beni öteki odaya götürürken birden çok sert bakışlı bir adam kapıda bekliyordu.

Babam Bayram'dı. Çok aşırı sert bakıyordu ve ben de içeri girerken içimden dedim:

"Aman ya, zaten işim başımdan, derdim başımdan aşmış, bir de teselli vereceklerine ters bakıyorlar," dedim. Ama normal bakışı buymuş, benim de öyle.

Babam olduğunu bilmiyordum ve babam Bayram beni görünce birden şaşkın şekilde kafasını geriye çekti ve ters bakışı gitti, yerine gözlerini çok büyük şekilde açıp yere bakıp mutlu şekilde gülmeye başladı. Sonra yanındaki ortağı da şunu söyledi: "Bakıyorum, oğlunu görünce yüzünde güller açıyor ha?" dedi İsmail amca gülerek.

Babam Bayram Acar o kadar acınası bakıyordu ki bana, ama ben babam olduğunu bilmeden, "Neden bu kadar beni düşünüyor bu adam, sanki onu kesiyorlar, bu kim?" dedim içimden. Sonra ben zoraki olarak gülümsedim, millet de "Heyt be, erkek işte," diyerek güldüler.

Ve beni alan Sebahattin Dinçel, babam Bayram Acar'a, "Erkek oğlun var, bak," dedi güldü.

Kenara çekilmiş, yere acınası, dayanamayarak bakan babam Bayram Acar bir anda göğsünü kabarttı ve hafif memnuniyet şekli aldı.

Sonra babam Bayram Acar bakamadı ve kenara çekildi.

Beni alan adam Sebahattin Dinçel denen canavar adam, babam Bayram Acar'ın omzuna elini koydu ve şöyle dedi: "E nasılsın, iyi bak, bitti bu da," dedi.

Babam Bayram Acar ise şöyle dedi ve duydum hepsini:

"Çek elini! Çek elini omzumdan! Elini çek omzumdan! Ben sevmem öyle şeyleri, ben buraya evladımı görmeye geldim!"

dedi ve çok sinirli bir şekilde gitti.

Sonra, takılan takılar ve paralar vardı ve aldılar hepsini. Beni alan aile bozdurttu. Beni alan hain vicdan yoksunu Gülsüm Dinçel ve kocası Sebahattin'in konuşmasını yazıyorum şimdi. Şunları diyordu:

Beni alan kadın Gülsüm Dinçel vicdan yoksunu — "Gittin mi bugün babasının yanına?"

Kocası Sebahattin — "Gittim. Bugün adama dedim ki, kaç TL vereceğiz sana? Her şeyi sen verdin, yaptın. Fazla fazla hem de, bozdurttuk altınları.

Ne verelim, ister misin yani?" dedim adama. Adamdan bir güzel fırça yedim vallahi.

Bir de şunu dedi bana babası...

“Ya Sebahattin git başımdan ya. Var benim param ve hem almayacağımı biliyorsun. Daha da hep size vereceğim para, bunu da biliyorsun. Ve boş boş konuşuyorsun gelip. Asıl zaman gösterecek oğluma iyi davranışlarınızdan, o zaman size hayatınızda görmediğiniz şeyleri vereceğim. Aklınız, hayaliniz şaşacak. Ama bana bu şekilde yalan ve boş sözlerle gelme bir daha.” dedi, azarladı.

Diye anlattı karısına Sebahattin vicdansızını. Çünkü babam Bayram'ın para almayacağını biliyordu, öylesine demişti zaten.

Çünkü oturdukları evi de benim Dinçel onlara, bana baksınlar diye alan babam Bayram aldı. Her ay bugünün parası ile 200 binden fazla veren, bazen daha fazla toplu toplu veren, hayatlarını geçindiren babam Bayram’dı.

Beceriksiz ahlak tanımayan şahıs Sebahattin denen yaratık hiç çalışmasa da daha çok geçerdi eline babam Bayram’ın verdikleri ile ama beceriksizlikleriyle her şeyi batırıyordu, dükkan açıp batırıp. Bana da bakmıyorlardı adam gibi ama babam Bayram, bana bakmaları için veriyordu hep para ve hasta olsam saklıyorlardı babam'dan.

Neyse, karısı Gülsüm de şunu söyledi beni alan Sebahattin denen adama:

 

 “Baaak, sakın adama en ufak ters şey söyleme. Duydun mu beni? Ha? Adam çok dik kafalı, baaak. Her şeyi bir kelimeyle bitirir. Hayatımız biter. Bir daha ömrümüzce ah vah ederiz. Alır da vallahi çocuğu parasız kalırız ortada” dedi.

Bu sözleri beni alan Sebahattin, karısına annesinin evinde kapı önünde konuşuyordu ama ben anlamamazlıktan geliyordum çünkü benim hakkımda konuştuklarını bilmiyordum. Ancak, gerçeği öğrenince neden bu şekilde anlam veremediğim sözleri konuştuklarını hatırlıyorum.

Çünkü bende hipertimezi var. Unutmam imkansız. Bu beni alan kadının ve adamın ismini dahi yazarken cinnet geçiresim geliyor, yazmak dahi anmak istemiyorum ama şunu bilsinler, eninde sonunda hak ettiklerini bulacaklar.

 

O evi alacağım ve sokak köpeklerine kulübe yaptıracağım İstanbul’da. Faturasını da onlara yollayacağım. Bunu yapacağıma dair, eninde sonunda yapacağıma dair yemin ediyorum. Şuan kiraya verip kaçtıkları ve hala parasını yiyip Çivril in ucuz evinde kaldıkları o evi.

Sonra, beni para Dinçel alan Sebahattin denen adamın abisinin Fikret’in eşi Mürüvet Hanım, beni para Dinçel alan Gülsüm’e şöyle dedi:
“Çok beyefendi birisi ama babası gerçekten çok beyefendi bir adam.” dedi.

Gülsüm ise şöyle dedi:


“Ya o adamın bu eve gelmesi zaten büyük bir şeref ya.” dedi.

Çünkü babam Bayram, Necmettin Erbakan’ın en samimi arkadaşıymış. Yiyip içtikleri ayrı gitmezmiş. Dindarmış da.

Sonra, ertesi gün beni alan kadın Gülsüm Dinçel, bana yatakta yatarken, tabii yeni sünnet olan çocuk uzanır yatar, öz çocukları yanımda iken sadece bana:

"Bir amca gelir de, seni öper giderse, sakın konuşma! Ne derse desin sakın konuşma, bak. Tamam mı?" dedi. Israr etmeme karşılık, "Dediğimi yap," dedi ve sustu.

Ben yeni öğrendiğim Dinçel babamın Bayram Acar olduğunu hatırladıkça yazıyorum buraya. Yani, içim kan ağlayarak da olsa yazıyorum. Bir de o günü hiç unutamadım çünkü bekle, bekle, bekle... Bir amca gelmedi, ama bu amca kim olabilirdi ki ya? Neden gelip öperse konuşmayacağım, değil mi?

Enteresan, garip bir şey olduğu için uyumadım ve bekledim, gelmedi.

Beni alan Gülsüm Dinçel yanıma gelince, “Gelmedi, neden, kim o ya? Merak ettim, bekle bekle, bu ne?” dedim.

Beni alan Gülsüm Dinçel ise gelmeyeceğini ve uyumamı söyledi. Ben de uyudum ama tam bir gözümü açtığımda, tekrar tek hatırladığım şey birinin beni öptüğüydü ve tekrar uyku sersemi sola baktığımda birisi gidiyordu. Arkasına bakıp bakıp gözlerini sile sile, sonra da odadan çıkıp pencereden baktı (o odada küçük bir pencere vardı, aşağıya inen merdivene bakan) çok üzgün, sinirli ve isyan eder bir şekilde bir daha baktı ve sanki ölesiye sarılmak istiyordu ama gitti sonra.

Bu babam Bayram Acar’dı. Bana babam olduğunu söyleyecekti ama onu “Çocuğun psikolojisi bozulmasın, zamanı var” diyerek kandırdılar. Çünkü konuşmalarından hatırlıyorum.

Beni alan adam, vicdansız Sebahattin Dinçel, cebinde o zamanlar bilet parası yokken nasıl olacak bu kadar masrafı yapabilecek? Para için aldılar beni, ben bir eşyaydım, onlar da…

Ve babam Bayram Acar, ne yazık ki 1988’de Şanlıurfa yolunda bir trafik kazasında vefat etti ve ben de onunla birlikte öldüm.

bayram acar ölüm ilanı
bayram acar mezarı
bayram acar vefat eden iş adamı

Kanarya Mezarlığı'na defnedilen babam Bayram Acar, rahat uyu baba, ölene kadar yanımda olduğun Dinçel sana teşekkür ederim. Senin hiçbir suçun yok, rahat ol. Beni senden başka kimse sevmedi şu hayatta ve senden başka kimseden de yok ve senin kadar kimse de sevmiyor.

Seni sevdiğimi bil hep ve senin soyadını (canavarların değil), senin soyadını, senin de istediğin gibi alacağım.. Gerçek olanı alacağım, çürütemeyecekler hainler. Bir gün gerçek kanımdan, canımdan çocuğum olursa da adını Bayram koyacağım. Kavuşmak dileğimle. Seninle gurur duyuyorum.

Babam Bayram Acar ev aldı, yani onların üstüne aldı benim Dinçel, ama vefat edince beni o evden kovdular. Keşke o sene bende ölseydim. Bunu o kadar çok isterdim, kimse bilemez.

Hatta 10 yaşındaydım. Beni alan Gülsüm Dinçel, "Bu evden gitmezsen seni zehirler, öldürürüz. Yemeğine zehir katarım, bu kadar basit!" diyordu.

Bilmeden kendi evinden kovulma diye buna derler herhalde. Beni para Dinçel alan ahlak tanımayan şahıs Gülsüm Dinçel denen ahlak tanımayan şahıs bana dediği bir lafı aynen yazıyorum 12 yaşındaydım.

"Gelme bu eveeee... Yoksa yemeğine bir zehir koyarım ölür gidersin. Bu kadar basit. Kim bilecek." bu sadece vicdansızın en küçük laflarından birisiydi. Çapulcu, yağmacı, sığınmacı reziller Gülsüm ve kocası Sebahattin denen ahlak tanımayan şahıslar.

1988'de, babam Bayram Acar vefat ettiğinde, Gülsüm Dinçel bana odada resimleri dağıtmış, eline bir fotoğraf almış ve bana göstermek Dinçel, "Gel bak, bir şey göstereceğim sana," dedi. Ben de gittim yanına.

“Otur,” dedi bana ve ben de oturdum. Bana şunları söyledi:

“Bak, bu senin baban ve annen, biz seni bunlardan aldık ama kazada öldüler. Sen yine de bizimsin,” dedi. Resimde, babam Bayram Acar, takım elbiseli ve çok mutlu bir haldeydi, yanında da bir bayan (annem olacak kişi) ve kucağında bir bebek (ben) vardı.

Ben de çocuklara şaka yapılır ya, ben de öyle sandım, inanmadım.

Akşama kocası Sebahattin geldi ve dedi ki: “Söyledin mi?” dedi sinirli bir şekilde… Tabii ki para kaynakları kesilmişti vicdansızların.

Gülsüm Dinçel de dedi ki: “Vallahi söyledim ama umursamadı bile, inanmadı,” dedi.

Bu da benim başıma gelen, hayatımda tek anlam veremediğim bir olay. Ben inanmam öyle şeylere. Ama başıma geldi bir kere. Mutlaka bir açıklaması vardır tabii ki.

Sonra, beni alan Gülsüm Dinçel’in erkek kardeşi Bodrum’da çalışan Veli Kaya geldi eve. Gülsüm Dinçel, erkek kardeşine “Seninle bir konu konuşacağım,” dedi. Bana da “Hadi sen bir dışarı çık dolaş, biz bir konu konuşacağız, özel,” dedi.

Ben de çıktım dışarıya. Balkon birinci kat olduğu için çok alçaktı apartman da. Oradan eve oyun diye giriyordum o zamanlar. Girdim tekrar zili çalmadan eve. Beni alan Gülsüm Dinçel, en son konuşmasında şöyle diyordu erkek kardeşine:

“Ne yapacağız bilmiyorsun işte, aldık, babası aldı evi de para da verdi, şimdi ölünce işte,” dedi.

Ben de, “Ne oluyor, kim öldü?” dedim. Beni alan Gülsüm Dinçel de şunu söyledi bana: “Nasıl girdin eve? Dinledin mi bizim konuştuklarımızı, doğru söyle?” dedi.

Ben de, “Hayır, şimdi geldim,” dedim. Beni alan Gülsüm Dinçel de, “Bizim köyden birisi ölmüş, tanımazsın sen,” dedi.

Sonra akşam oldu ve beni alan Gülsüm Dinçel’in kocası geldi eve. Gülsüm Dinçel’e, “Veli geldi mi?” diye sordu. Gülsüm Dinçel de, “Geldi gitti,” dedi. Kocası da sinirli bir şekilde, “Söyledin mi?” diye sordu.

Beni alan Gülsüm Dinçel de, “Söyledim,” dedi. Kocası da, “Ne dedi?” diye sordu. Beni alan Gülsüm Dinçel ise şunu söyledi: “Ne diyecek, morali bozuldu gitti. ‘Niye bunca senedir benden sakladınız?’ diyerek söylendi ve gitti,” dedi.

Babam Bayram Acar vefat ettiğinde, beni alan Gülsüm Dinçel ve beni alan Sebahattin Dinçel, İstanbul’dan Denizli’nin Çivril ilçesine, memleketlerine gittiler ve beni de götürdüler.

Beni alan Gülsüm Dinçel, beni alan Sebahattin Dinçel, Sebahattin Dinçel’in kardeşi Alaattin Dinçel, en büyük kardeşleri astsubay Fikret Dinçel sanki aile mahkemesi gibi toplanmışlardı. Bir tek katlı evdi ve akşamdı.

Beni alan Sebahattin Dinçel’in kardeşi Alaattin Dinçel’in eviydi. Hiç unutmuyorum o evi. Mavi boyalı bir kapı. Camları büyüktü, giriş yeri balkon gibiydi sanki. İçeriden kavga sesleri yükseliyordu.

Beni alan Sebahattin Dinçel’in ağabeyi Fikret Dinçel, “Ulan şerefsizler! Bu çocuğu sana yedirtmem!!” diyerek beni alan Sebahattin Dinçel’e bağırıyordu.

Beni alan Sebahattin Dinçel de “Para versinler bakarım,” dediğini duydum.

Beni alan Sebahattin Dinçel’in en küçük kardeşi Alaattin Dinçel ise, “Valla haddini aşıyorsun, bak ağa demeyeceğim artık bak,” dedi ama kime dediğini bilmiyorum çünkü 3 kardeş tartışıyorlardı.

Dışarıya duyuluyordu sesleri ama azalmaya başladı çünkü beni duymasınlar diye yavaşladılar.

Sonra beni alan Sebahattin Dinçel’in kardeşi Alaattin Dinçel’in kızı Hatice Dinçel, benden bir yaş büyük, gelip bana dedi ki:

“Oğlum Atilla, bunlar senin gerçek ailen değil. Seni almışlar. Vallahi bak, yemin ediyorum sana, duydum, açık açık duydum. Sen git aileni, ananı babanı bul, hadi git, bul vallahi bak len, ciddi diyorum,” dedi, Denizli şivesiyle.

Sonra birden herkes çıktı dışarıya. Ben de beni alan Gülsüm Dinçel’e, “Beni nereden aldınız?” diye sordum. O da bana, “Ne alması, nereden çıktı o? Kim dedi?” dedi.

Ben de, “Hatice dedi,” dedim.

Sonra beni alan Sebahattin Dinçel’in erkek kardeşi Alaattin Dinçel, kızı Hatice Dinçel’in kafasına küfür ederek, çok hızlı, güçlü ve inanılmaz bir hızla 5 kez tokat attı sinirli sinirli.

“Yav hiç mi belli olmaz insanın hamileliği? Atilla sürpriz oldu vallahi, sürpriz oldu. Ne çabuk doğdu, hiç mi insanın karnı şişmez? Bir köye, Denizli’ye gittiler, geldiler, çocuk doğdu dediler. Vallahi sürpriz oldu,” demişti.

Bu beni alan Sebahattin Dinçel denen adamın da babası şunu söylemişti memleketlerinde:

“Gözde’de de karnı burnundaydı Gülsüm’ün, Ahmet’te de öyleydi, karnı burnundaydı ama Atilla’yı hiç bilmiyorum. Vallahi buradan gittiler Çivril’den İstanbul’a, 3 ay sonra geriye buraya geldiler, sürpriiiz, çocuk oldu dediler.

Anlamadım ben de hiçbir şey, nasıl olduysa,” demişti. Bir kelime eksik yazdıysam yaşamak nasip olmasın.

İstanbul’a dönünce, okulda okul birincisiydim, hatta semt birincisi olmuştum.

O hafta misafirliğe gitmişlerdi beni evlatlık alan Gülsüm Dinçel ve kocası. Beni de götürdüler tabii ki.

Gülsüm’ün kocası orada, Gülsüm Dinçel’in amcasının oğlu ile muhabbet ediyordu.

Beni evlatlık alan Sebahattin Dinçel, Mehmet Ali Kaya adındaki adama şunu söyledi:

“Bu çocuktan ümidim var, babası da iş adamıydı,” dedi.

Mehmet Ali Kaya da dedi ki:

“Çocuğun yanında öyle şeyler konuşma! Ya şimdi söyleyeceksen söyle, ya da hiç konuşma. Büyüyünce kafasında soru işareti olur çocuğun yoksa,” dedi.

Sonra eve gittik, ama ben her okuldan geldiğimde, beni alan Sebahattin Dinçel içeri eve girer girmez bana şunu söyleyip yumruk atmaya başladı. 9 yaşındaki çocuğa yumruk atıyordu. Şunu söylüyordu, genellikle aniden karşıma çıkıp:

“Ben sana içeriye girdiğimde hazır ol, vaziyetinde olacaksın demedim mi?” diyordu. Nasılsa para kaynakları kesildi, onlara ev alan adam öldü ve kimse bir şey ispat edemez.

Onlara ev alan adam ölünce, 9 yaşındaki bir yetim çocuğa bunları yapacak kadar ahlaksız, haysiyetsiz bir insan.

İstersen metni daha düzenli bir hikâye akışına da çevirebilirim (ama anlamını değiştirmeden).

Hatta bir keresinde 10 yaşındaydım ve yalan söylüyorsam yarına çıkmak nasip olmasın. Eve gelen hain, ahlaksız Sebahattin denen insanlıksız kişi girince “Ben sana hazır ol vaziyetinde duracaksın demedim mi?” dedi ve ben mutfağa gidince peşimden gelip son sürat birden yumruk atmıştı.

Ben ise çocuktum tabii ki, birden baygınlık geçirip yere düştüm. Ardından onların soyundan olan hain hırsız Ahmet Dinçel ise ahlaksız Sebahattin’e şunu dedi:

“Eğer o çocuğa bir şey olursa seni öldürürüm,” dedi, panikledi çünkü.

Sebahattin denen vicdansız, kendi çocuğuna vurmadı ve “Git odaya” dedi. Ben de kalkınca bıçağı aldım ve vurmak için üzerine gittim. O da kaçtı, odaya kilitledi kendisini. Sonra her gelişinde, “Yük oluyorsun bu eve, para kazanman lazım,” diyordu ve kavga ediyordu.

Ulan vicdansız insan, sen o evi babama aldırmadan önce her ay gidip bu zamanın parasıyla 100 bin TL gibi paraları alıp, babam Bayram ise bana harcama ve bakma parası olarak verdiği o paradan bana bakmayıp hep hasta olmama rağmen “Babası duymasın, alır” diyorlardı.

Adam ölünce bunları yapmaları ve intikam gibi davranmaları bana yol açtı ama başlarına geleceklerden habersiz otursunlar vicdansızlar orada. Hırsızlar. Reziller. Utanmazlar. Aşağılık insanlar.

Şunu diyordu beni para Dinçel alan vicdansız, çapulcu, yağmacı Sebahattin Dinçel denen ahlaksız 10 yaşındaki bir çocuğa (bana):

“Bir insana bu kadar hakaret edilir mi? Daha sana ne kadar hakaret edeceğim, söyle? Daha başka edilecek bir hakaret var mı, merak ettim? Bir insana daha söylenecek hakaret, edilecek küfür, başka bir şey aklıma gelmiyor. Çalışmıyorsan bu evden git, bir daha gelme!”

diyordu ama eve misafir gelince tam tersine, numaradan değişiyorlardı. Hepsi utanmazdı, karı-koca ikisi de.

Babam Bayram ölmeden önceki halleri yüzde bin başka iken, babam Bayram ölünce ve para kaynakları kesilince bunları yapıp beni kendim gideyim diye uğraştılar.

Bir keresinde beni para Dinçel alan Gülsüm aynen şöyle demişti kocasına 1990’da ve ben ne dediğini anlamıyordum:

“Hatırlıyor musun o zamanları? Vay be… Gidip gidip alıyordun adamdan para. Ölmeyeydi işte…” dedi.

Artık babam Bayram Acar yok, ama ben o zamanlar kim babam bilmiyordum bile.

11 yaşında memleketleri Denizli’ye gittiler, beni de götürdüler.

Ve herkes, beni seven akrabalar, birden bana düşman kesildiler. Vefatından önce babam şöyle demiş, bunu da duydum konuşurlarken. Tabii ki vefat etmeden önce babam:

“Adam en ufak şikayetinde alırım çocuğu, kimseyi dinlemem en ufak şikayet yeterli. Ne isterseniz de veriyorum.” demişti.

O zamanlar eve misafirliğe gelen Ahmet Şaylan ve Zarife Şaylan’a anlatıyorlardı. Ama ben neden bahsettiklerini bilmiyordum.

Benim en önemli özelliğim hafızam, zekam, bir şeyi unutmamam. 99 sene de geçse en ufak ayrıntıyı hatırlayabiliyorum, isimleri dahi. Bu konu hariç, hatırlıyorum çünkü bazıları şaşırıyor “nasıl unutmadın o isimleri?” diye. Tabii ki başka konularda.

Şimdi kendi 3 tane fotoğrafımı koyacağım buraya. Benim adım Atilla Dinçel. (Gerçek soyadım babam Acar)

Şimdi de babam Bayram Acar'ın fotoğrafını buraya koyuyorum aşağıda:

iş adamı bayram acar baycan sakızları

Şimdi de babam Bayram Acar’ın 1. eşinden olma çocuğu Ertan Acar’ın resmini ve kendi resmimi koyuyorum, benzerliğimizi.

ertan acar
Ertan Acar
atilla acar
Ben
ertan acar
Ertan Acar
atilla acar
Ben

Beni evlatlık alan kadın Gülsüm Dinçel ve beni evlatlık alan Sebahattin Dinçel, babam Bayram Acar'ın onlara bana baksınlar diye ev aldığı halde, ansızın vefat edince bana "Evden defol git, yoksa seni zehirler öldürürüz" dediler.

Bir gün, 1990'da, beni alan kadın Gülsüm Dinçel ve en küçük kız kardeşi olan Feride Kaya, İstanbul'da balkonda oturup konuşuyorlardı.

Kardeşi Feride Kaya ile arasında geçen konuşmayı yazıyorum. Balkona lavabo bitişik, küçük bir pencere var, konuşmalarını dinleyeyim dedim öylesine. Ne konuştuklarını, yani çocuksunuz öyle şeyler yaparsınız, onun için. Aynen yazıyorum harfi harfine.

Kardeşi Feride Kaya:

"Kızım, almayın dedim aldınız, almayın dedim aldınız Atilla'yı, başınıza bela aldınız. Senin çocuğun mu olmuyordu yaa?!"

Beni alan kadın Gülsüm Dinçel:

"Aldıklaaamız noolceek?" (Denizli şivesiyle konuşuyor, alçaklar, hainler.)

Kardeşi Feride Kaya:

"Defet başından, defet gitsin! Bir çocuğun oldu, kafadan kırık doğdu, öyle böyle derken, bak şimdi ikincisi de olacak."

(O sene kızına hamileydi beni alan kadın Gülsüm Dinçel.)

Sonra, ben gidip "Beni kimden aldınız?" deyince, beni alan kadın Gülsüm Dinçel ise,

"Bizimi dinliyordun?!" dedi ve bir balkona baktı, kardeşine bir bana baktı ve çok ama çok telaşlı bir şekilde, kaş ve göz hareketi yapıp kardeşine, bana saldırır gibi yapıp

"Git içeriye, ne alması?" dedi.

Kardeşine dönüp, ben gider gibi yapıp geri geldiğimde,

"Sus, dinliyormuş bizi," dedi.

Sonra kardeşi ise daha telaşlı bir şekilde, sağa sola bakıp kalktı. Sonra bana döndü, beni alan Gülsüm Dinçel ve

"Gir içeriye! Bir daha dinleme kimseyi! Yok öyle bir şey!" dedi.

Ulan be ahlaksız adiler! Babam Bayram Acar'ın bana aldığı evde oturuyorsunuz, adam öldü diye beni evimden kovacaksınız ha? Aldıklarınız yetmedi, zaten yetmedi, bunları bile bile. Sizin anneniz rahat yatmasın mezarında, siz de en çok hızla gidin oraya gitmeden çocuklarınız ölsün gözlerinizin önünde, utanmaz hainler, damarlarında insan yerine canavar kanı taşıyan adi yaratıklar.

O zaman Babam Bayram Acar hayattayken, hasta olduğumu bile Babam Bayram Acar’dan korkup, “Siz hasta ettiniz, der elinizden beni alır,” diye korkup söyleyemezken, Babam Bayram Acar her gün peşimde gölge iken, Babam Bayram Acar ölünce onu mezarında bile rahat uyutmadınız.

Çok zor olmasına rağmen evden gidince, bazı kişiler geri getirdi ve öyle böyle ortaokulu bitirdim. Okul birincisiyken beni okuldan aldılar, işe verdiler.

Tanıdığımız diye beni evlatlık alan kadın Gülsüm Dinçel'in akrabası, amcasının oğlu Mehmet Ali Kaya'nın toptancı mağazasında çalışmak için işe verdiler.

Okulu bıraktığımda, okulun en çalışkanı olmama rağmen, en tembel öğrencilerini iş dönüşü otobüste görünce içim sızlıyordu ve hayata çok kırgındım.

Babamın Bayram Acar olduğunu bilmiyordum. Gaddar bir ailenin yanındaydım. O kadar mal, mülk ve zenginliği olan babam Bayram Acar'dan bana hatıra bile kalmamıştı, çünkü babam olduğunu dahi bilmiyordum.

Ne kazanırsam elimden alıyorlardı. Sabah kahvaltı parası bile vermiyorlardı. Aç karnına 2 bin tane eteği 7. kata tek başıma taşıyordum. Arabaların "hadi çabuk ol" diye taksiciyi zorlaması sonucu ayaklarım nasıl 7. kata çıkıyordu, üzerimde 200'er 200'er tane elbise ile bilmiyorum, ama yapıyordum.

Ne kazandıysam son kuruşuna kadar elimden alıyorlardı para arsızları. Ve bir de bir keresinde, benim evimde oturan ve beni küçükken evimden kovan Gülsüm Dinçel adisine kendi kazandığım param ile:

"Sabah kahvaltı parası ayırsam olur mu kendime?"

diye soru sordum. O da aynen bu cevabı verdi:

"Vallahi sıçarım senin çarkına. Ne kahvaltısı, öğlen oradan ye! Bir TL eksik vermeyeceksin!"

diye bağırdı.

Bunca zaman babam Bayram'dan bir hayli, çok ama çok para alıp alıp ve ona ev aldırıp kandıran bu vicdansızlar, babamdan ölesiye korkuyorlardı. Hayatımı satan, hayatımı mahveden adi kişiler. 1 milyar dolar sadece bana düşen paydı, mirastan babam Bayram'dan kalan. Babamın birinci eşi tarafıyla iş birliği yaptılar, şimdi de utanmadan.

 

Hile yaptılar. Bunların hesabı bir bir sorulacak, kimse rahat durmasın. Öleceksem bir günüm kalsa bile, daha beter size olacak, ben ölmeden.

Hatta o zaman beni bir kere daha evden gitmem için çok kötü şeyler yapıp, yemekleri saklayıp,

“zehir ye”

deyip, evden kovdukları zaman, Sultançiftliği’nde (şimdiki adı Sultangazi) bir tanıdıkları olan, Çivrilli Ali Güneş isimli, hafriyat sahibi Güneş Hafriyat, o zaman oradaydı, İstanbul’daydı.

Oraya gitmiştim, Ali amcanın oğulları Habip ve Emre vardı, arkadaş olduk, orada biraz durdum ama Ali amca çok yufka yürekliydi, bana çok üzüldü.

Sonra Rıdvan abi geldi, Çivril’de kasap Hayati’nin oğlu Rıdvan derler. O zamanlar İstanbul’da bir fabrikada elektrikçiydi, Rıdvan Arslan... Rıdvan abi benimle konuştu, zorla eve getirdi ama bana yapılanlardan haberi yoktu.

“Atilla’ya dokunmayın” diye diye bir oluyordu. Ama bir defa buydu, sonrasında aynı şeylere daha beter devam etti. Benim gitmem için, bir daha o eve gelmemem için yine aynı şeyler oldu; dayanılmaz, ahlak tanımayan bir şahıs yüzüme salak salak bakıp durduk yere küfürler ediyordu.

Şimdi bunları daha detaya girip yazamıyorum, yoksa kendimi kaybedeceğim ve çok ağır küfürler edeceğim o kansızlara. O yüzden daha ince detaylara girmiyorum, krize girmek üzere oluyorum sinirden.

Oysa ben mahalle tarafından bile çok sevilen, sessiz, efendi dedikleri, ne içkisi ne sigarası olan, devamlı çalışan birisiydim o yaşta. Ve kimseye zararım gerçekten yoktu, sessiz birisiydim; çünkü neler oluyor bu hayatta ve ben altında sessizce kalıyordum.

Ve işten çıkarttı beni çalıştığım adam. Ertesi gün beni evlatlık alan kadın Gülsüm Dinçel ve kocası bana şunu söyledi:

“İş bulamazsan yarın bu evden defol ve sakın gelme!” demişlerdi ve ne yazık ki iş bulamamıştım.

Elimde bir bilet parası vardı ve bir yerde duymuştum, Tarabya’da yatılı yer veriyorlarmış. Biletimi sağlama almak için ilk planı yaptım, rica ettim ve “Düşürdüm biletimi,” dedim, ama şoför almadı beni.

İndim ve ikinci şoför, “Bin ne olacak oğlum, gel,” dedi ve bindim. Sonra Eminönü’nde indim ve biletimi kullanarak Tarabya’ya gittim.

Orada ilk sorduğum restoranda iş buldum ve mutfakta 1 ay çalıştım. Aylığımı alır almaz Bodrum’a gittim.

Askerliğe kadar, yazın Bodrum’da, kışın İstanbul’da ev kiralayıp devam ettim ve askere gittim.

Van’da yaptım askerliği, vatan görevimi seve seve. Ağrı’ya operasyona gidiyorduk, ara sıra üst bölgesine.

Çatışma çıkıyordu bazen.

Sabaha kadar eksi 15, bazen 20, bazen eksi 30 derecede nöbet tutuyorduk. Tabii ki gececi ayrıydı, uykumuzu alıyorduk.

Çok sevmiştim askerliği, sporda da çok iyiydim ama bunalımlı olduğum belli oluyordu.

Askerde üst bölgesinde Tütek’te yüzbaşımız çok iyi birisiydi ve çok yetenekliydi, Arif Taşabat. Sağ olsun, beni yanına çağırıp ne derdim varsa sordu, ilgilendi ve yardımcı olmuştu.

bayram acarın oğlu
atilla acar bayram acarın oğlu
bayram acarın oğlu

Operasyonda bir kişi öldü ve bir kişinin kolu kopmuştu. Biz de o anda operasyona gidiyorduk. Bizi tugay komutanı tek tek kameraya çektirtti ve dedi ki: “Evlatlarım, yavrularım, arkadaşlarınızın intikamını alın!” dedi ve bize evden helallik istememizi söyledi.

Ben de kimden isteyeceğimi bilemediğim için, “olsun be, haber vereyim,” dedim ve beni alan Gülsüm Dinçel’i aradım.

“Gidiyoruz, hakkınızı helal edin,” dedim. Beni alan Gülsüm Dinçel ise “Manyak” dedi ve telefonu yüzüme gülerek kapattı.

Dünyada hiçbir akrabam yok benim. Amcam kim bilmiyordum, dayım ya da amcaoğullarım kim bilmiyordum. Yapayalnız bir ot gibi hissediyordum kendimi.

Askerde üst bölgesinde, uyuduğum zaman rüyamda üst bölgesinin kapısına yeşil bir Mercedes yaklaştı ve yanıma takım elbiseli bir adam yaklaştı. Bana benziyordu.

Kim olduğunu bilmiyordum ama rüya işte, bu babam Bayram Acar! Bana sarıldı, ağladı, konuştu ve çok samimi, içten bir şeyler söyledi.

Tek aklımda kalan şey, sarılıp ağlaması bitince bana nasihat vermeye başlamasıydı: “Bir şeyin peşinden git ve ondan ne olursa olsun vazgeçme,” dediği ve daha da konuştu ama sanki gerisi yok aklımda. Dağların tam ortasındaki yerdeki üst bölgesinde duruyordu, arabası da rüyamdaydı. Yani tam orada gördüm bu rüyayı.

Bu çok sıcak bir duyguydu, hiç hissetmediğim bir şeydi. Ama o zaman kim olduğunu bilmiyordum ve garip bir rüya dedim.

Askerden izine gideceğim zaman, biraz salaklık ama gidecek yer yok diye, beni evlatlık alan kadın GülsümDinçel ve beni evlatlık alan Sebahattin Dinçel’in yanına gittim.

Beni görünce nefretle baktılar ve şunu söylediler:

“Bir gün kal ve git, çünkü biz memlekete gideceğiz. Sen iznini git, kışlada geçir,” dediler.

Ne askerliği, ne sarılması, ne sevgisi... Çok soğuk bir şekilde.

Ben de içeri girdim ve gördüğüm rüyamı beni evlatlık alan kadın Gülsüm Dinçel’e anlattım. O da yere bakarak şaşkın bir şekilde, mutfakta sandalyeye oturmuş halde, kaşlarını kaldırarak dedi ki:

“Atilla, o senin baban. Seni görmeye gelmiş rüyanda,” dedi.

Ben de “Acaba delirdim mi, yani hayal mi görüyorum?” diye düşündüm ve dedim ki:

“Ya sen ne saçmalıyorsun? Benim babamın arabası yok ki? Bırak arabayı, ehliyeti dahi yok,” dedim.

Beni evlatlık alan kadın Gülsüm Dinçel şunu söyledi bana:

"Atilla, o senin baban dedim. Bana başka da soru sorma! O senin baban, seni görmeye gelmiş rüyanda,"

 

dedi kaşlarını kaldırıp ve yere bakarak.

Ben de sustum, anlam veremedim. "Ya, ne diyorsun, anlamıyorum. Neyse," dedim.

Anlattıklarımdan bir kelime yalan ya da eksik varsa, sabaha çıkmak nasip olmasın.

Sonra, askerden izinde olduğum ve bana "Bir gün kal git," diyen, bana para Dinçel alan Gülsüm’ün yanından otele gidecektim.

Silah altında ölen arkadaşlarım ve eksi 30 dereceden çıkıp İstanbul’a gelince, sudan çıkmış balık misaliydim resmen.

Uyanınca her uyandığımda o zaman bir havan sesi, alarm ışıklar kesilecek, çatışmaya gidiyoruz sanıyordum. O psikolojideydim o zaman.

Evi Gülsüm’ün kocasının ablası aradı, ben de anlattım "Bir gün kal git," dediğini.

Zarife Hanım şöyle dedi bana:

"Aa, bu kadın manyak mı? Sen ona sen hatayı baştan yapmışsın, söyle ona," dedi bana ve beni ille de yanına çağırdı.

Gitmedim ama o kadar çok ısrar etti ve ikna edici kelimeler kullandı ki gitmek zorunda kaldım.

Gittiğimde çok çeşitli yemek yapmıştı ve Gülsüm’e küfür edip duruyordu. "Hayvan kadın, adi kadın, adi kadın seni," diyordu.

Ve bana, askersin diye cebime az da olsa harçlık verdi. "Gidene kadar kal," dedi ama kalmadım.

İlk gün o evde Zarife Hanım ile oturduk. Bana çok eski siyah-beyaz fotoğraflar çıkarttı albümden.

"Bak, sen bunları tanıyor musun? Daha önce gördün mü, yani simalarını hatırlıyor musun?" dedi.

Ben de "Hayır," dedim çünkü hiç hatırlamadığım insanlar ve kucakta küçük bir çocuk, bebek vardı.

"Nereden tanıyayım," dedim ama şimdi hatırlıyorum. Fotoğraftaki babam Bayram Acar ve annem Emine yanındaydı.

Etrafında insanlar vardı, bayağı bir kalabalık ve gelinlik vardı. Düğün fotoğrafıydı.

Ben tahmin ediyorum ki beni babamın ortağı İsmail Özcan Amca, ilk babam Bayram Acar’ı ikna edip köylüsü Ahmet Şaylan’a verdirtti.

Çünkü bir ara beni alan hain kadın Gülsüm’ün küçükken hatırladığım konuşması buydu:

“Ya enişte dedi ki, adam bu çocuğa geçici bakana, nüfusuna alana, nüfusa alınacak yani. Ev alıverecekmiş, iş adamıymış, Sağ Dinçel, enişte de bizim durumumuz iyi, çocuklar ev alsınlar, onlar baksınlar,” demiş.

Yani verilme olayında ilk durak Ahmet Şaylan ve eşi Zarife Şaylan’dı. Cahil adam beni, sen ev Dinçel nasıl hayatımı satarsın o cahillere ha?

Hem de bu olaya vesile olduğundan vicdan meselesi yapıp küçükken en ufak hasta olduğumda telaşla koşup geliyorlardı, “Biz kefil olduk size,” diye.

Tabii ki ben de babamın Bayram Acar olduğunu öğrendiğimde, bu kafamdaki sorular ve hiç aklımdan çıkmayan “neden böyle dediler” birden bulmacada yerini aldı.

Zaten yaşadığım ama “bu neden böyle demişti” dediğim şeyler binlerce var ve hepsi çözüldü.

Şu anda 44 yaşındayım ve 2023 Eylül veya Ekim olması lazım, bu sene yani İstanbul’a gittim. Şu anda Mersin’de yaşıyorum.

İstanbul’a gidince ikamet için beni evlatlık alan kadın Gülsüm Dinçel’in evine gitmek zorunda kaldım. İkametim oradaydı hâlâ. Hiç aldırmamıştım ne Bodrum’a ne de Mersin’e.

Seneler nasıl geçti bilmiyorum. Her neyse, eve girdiğim zaman duramadım, boğuldum, yaşadığım kötü olaylar aklıma geldi ve bir zindana girdim sanki.

Sonra “Gidiyorum” dedim, “Tamam,” dedi beni alan Gülsüm Dinçel de.

Ama gitmeden bir lavaboya gireyim dedim ve girdim. Beni gitti biliyordu beni alan Gülsüm Dinçel ve o yüzden ben giderken kapıya gelmediği için beni gitti sandı.

Ben de çıktım lavabodan ve beni alan Gülsüm Dinçel telefonda hoparlör açık bir şekilde konuşuyordu.

Telefondaki konuştuğu kişi görümcesi, yani kocasının ablası Zarife Şaylan’dı. Zarife Şaylan, beni alan kadın Gülsüm’e şunu diyordu, kavga ederek:

“Bak, almayın dedim Atilla’yı, aldınız. Bak, almayın dedim Atilla’yı, aldınız. Bak, almayın dedim Atilla’yı, aldınız. Bir ev olsun, para olsun değer miydi? O çocuğun hayatını mahvettiniz. Siz suçlusunuz, ikiniz de hem de! Sevgini veremeyeceksen madem, niye aldınız o çocuğu?” dedi.

Benim de kafamdan aşağıya kaynar sular dökülmüş gibi hissettim. Tüylerim diken diken olup dinledim ve kapatınca telefonu, beni alan kadın Gülsüm Dinçel’e sordum:

“Nereden aldınız beni? Babam kim? Annem kim? Söyleeeeeeeeeee!” dedim.

O da, “Beni mi dinliyordun?” dedi. Ben de, “Evet, dinledim. Söyle kimim ben?” dedim.

Oradan beni alan Sebahattin Dinçel geldi, bağırmama ve şunu söyledi:

“Aldım, aldım. Ne yapacaksın bulup öğrenip aileni?” dedi.

İnsanın ailesini bilmek en doğal hakkı değil mi? Soruya bakın, annesi hasta olsa bir insanın babası ya da merak ediyor. Benim ailem kim ve neredeler diye delirdim.

Beni alan kadın Gülsüm Dinçel de kocasına beni işaret ederek şunu söyledi usulca ama duydum tabii ki:

“Söyleme, hayır. Gider karıştırır ortalığı,” dedi. Denizli şivesiyle.

Ben de polis çağıracağımı söyledim, o sinirle çağırdım, anlattım. Ama polisler bana hak vermesine rağmen savcılığa gitmem gerektiğini söylediler.

Ben de 2 gün İstanbul’da bu olay için  kaldım ve düşündüm: “Ağzından laf alacağım bu beni alan Gülsüm Dinçel’in,” diye düşündüm ve bir daha gittim yanına.

“Söz veriyorum sana, bir yere gitmeyeceğim ve söyleyeceğim sana söz,” deyince beni alan Gülsüm Dinçel şunu dedi:

“Aramızda kalacaksa öyle ama,” dedi Denizli şivesiyle.

Ben de bildiğim bütün yeminleri edip söz verdim.

Bir olay vardı; iki kişi kavga ederken birbirini bıçaklayamamışlardı kavgada ve küçükken hatırladığım bir olaydı.

“Sen neredensin?” derken kardeş çıkmışlardı. “Bu olayla alakası var mı? Onların annesini gördüm ben, gelmişti buraya,” dedi.

Beni alan kadın Gülsüm Dinçel de şunu söyledi:

“Hayır, alakası bile yok. Bak, neyle alakası var, ben sana anlatayım. Sen 6 aylıkken baban seni bize verdi. Çünkü ayrılmış, ikinci eşinden ya. Ne yapacak adam, çocuğu da annesine güvenip veremedi işte. Sonra ev aldı bize, seni üstümüze aldık. Sağ olsun, ama öldü. Ama bu işin üzerine gitme, ne olur bak, yanarız, yakarlar bizi...” dedi.

Ben de üstüne gidince bana gazete küpürünü gösterdi.

“Baban bu, Bayram Acar, çok muhterem bir insandı, senin baban. Özcan Sakız Fabrikası’nın cikletlerinin sahibiydi,” dedi.

Ve devam etti, şunları söyledi:

“Özcan Cikletleri’nin sahibiydi. Bir trafik kazasında vefat etti, yanarak öldü.

Baban ölünce, seni söylemek için, babanın artık birinci eşi olan Nisan Hanım’ın yanına, fabrikasına, Bayram Acar’ın çocuğu olduğunu söylemeye gittik. Babanın birinci eşi Nisan Hanım, kocasının aldattığını öğrenince ve bir de çocuğu olduğunu duyunca sinir krizleri geçirdi. Ve bize az para verdi, gönderdi. Çünkü fabrikadaki ortağı İsmail Özcan biliyordu senin babanın bize ev aldığını,” dedi.

Ne kadar ısrar etsem de annemi söylemedi, “Karışır ortalık,” diye. Tahminim, annem evli ve beni kocasından sakladı. Tabii ki beni alan Gülsüm Dinçel, senelerdir “Atilla iyi,” diye gerçek biyolojik anneme yalan söyleyip ondan para da almış olabilir. Çünkü paraya tapan bir insan kendisi.

Ben de Mersin’e geri döndüm ve soluğu avukatta aldım, soy bağının reddi davası açtım.

Çünkü kimsem, gerçek neyse gerçek soyadımı almak istiyordum. En doğal hakkımdı ve en çok istediğim de babamın bir fotoğrafıydı.

Bir yandan da arabadaki konuştuğum kişinin babam olduğunu düşüne düşüne hatırladım.

Bayram Acar... Babam. Kendi genlerimden biliyorum ki idareten vermişti beni o aileye. Çok merhametli ve yardımsever birisiymiş.

Alacaktı beni ama vefat etmiş trafik kazasında... Vefat ilanında Ertan, Caner, Hicran ve Canan’ın babası yazıyordu.

Bir de ilk Halime Acar’ın oğlu, Murat, Hüsnü Acar’ın kardeşi yazıyordu.

Demek 4 kardeşim vardı. Kimsesiz değildim hayatta. Özcan Cikletleri’nin sahibi babam Bayram Acar.

“Özcan Cikletleri” yazınca Google’a, Baycan Sakız Hikayesi çıktı. Baktığımda Denizli Çivril Bozdağlılar grubunda paylaşmışlardı Baycan Sakız Hikayesi’ni...

Ve oraya Meftune isimli bir bayan yorum yapmış.

Bayram Acar’ın akrabası olduğunu, bu ülkeye çok faydası olduğunu, hayatındaki tek örnek aldığı insanın Bayram Acar olduğunu, açları doyuran iyi bir insan olduğunu ve “Bayram Acar’ın annesi benim dedem ile evli, uzaktan da olsa akrabayız, ona amca derdim” yazmış.

Ben de Meftune Çetinkaya isimli bu kişiyle hemen yazıp anlattım.

 

O da şok oldu ve bana:

“Ben 10 yaşındayken baban Bayram Acar’ın fabrikasında çalıştım. Bayram Acar öldüğünde, ikinci bir çocuğunun olduğunu duyduk, ona bir ev aldığını duyduk ve şok olduk,” dedi.

Babam Bayram Acar’ın oğlu Ertan Acar.

Babam Bayram Acar’ın fabrikasında çalışan ve uzaktan akraba olan Meftune Çetinkaya’nın kardeşi Nafi Çetinkaya, Ertan Acar ile, yani babamın oğlu ile aynı okula gitmişler.

Meftune Çetinkaya, benim fotoğrafımı kardeşine göstermiş. O da demiş ki, “Benim Bayram Acar’a benzediğimi, ama Ertan’a daha çok benzediğimi, ikiz gibi olduğumuzu” söylemiş.

Metnini sadece imla, yazım ve noktalama hatalarını düzelterek, içeriğe dokunmadan düzenledim:

Hatta beni görünce “Ertan” dediğini söyledi,” dedi bana. Kardeşinin dediklerini bana iletti.

Babam Bayram Acar’ın fabrikasında çalışan ve uzaktan akraba olan Meftune Çetinkaya ile olan konuşmamızı da buraya ekledim.

Ertan ile benziyormuşuz, babam Bayram Acar’ın 1. eşinden olan çocuğu Ertan Acar ile.

Ama hepsinin ve çevresinin benden haberleri varmış. Babam Bayram Acar’ın fabrikasında çalışan ve uzaktan akraba olan Meftune Çetinkaya, haberlerinin olduğunu söyledi.

Benim bir kardeşim olacak, tanışmayacak mıyım? “Nasılsın?” diye? Neyse, herkes yerinde sağ olsun, canı sağ olsun.

İşte Meftune Çetinkaya’nın bana yazdığı buydu:

“Para bu, miras var,” dedi. Babam Bayram Acar’ın fabrikasında çalışan ve uzaktan akraba olan Meftune Çetinkaya, “Senin hakkını yiyorlar,” dedi. Ona neyse… para…

Sonra babam Bayram Acar’ın fabrikasında çalışan ve uzaktan akraba olan Meftune Çetinkaya, sürekli beni aramaya başladı. Bana şunu söyledi:

“Atilla, sen normal bir insan değilsin. Sen çok ama çok zengin bir iş adamının oğlusun. Sana bunu yaşatanlar utansın.

Nisan yengeme de bunu hiç yakıştıramadım ama adalet tecelli edecektir,” dedi. Sanki ona kalmış gibi zaten, sanane.

Bu işin peşini bırakma sakın. Benim avukat tanıdığım var,” dedi.

Sonra gerçek annemi sordu Meftune Çetinkaya ama ben bilmediğimi söyledim.

Beni alan ailenin adresini ve isimlerini aldı. Ben de o sıralar hep gözlerim dolu olarak konuşuyor, boğazıma düğüm atılmışçasına zorlanıyordum.

Duygusal, hem de aşırı duygusal ruh halimden faydalanan Meftune Çetinkaya, bana “Avukat yüzde 10 istiyor” deyince, “Bırakalım bunları. Ben gerçek soy bağıma kavuşmak istiyorum, babamın 1 tane de olsa fotoğrafını görmek istiyorum,” dedim.

Ancak Bozdağlılar köyü grup yöneticisi, Facebook’ta bana bir tane fotoğraf veren, sade, dürüst insan, öğretmen grubun yöneticisi Necmi Hoca dedikleri Necmi Özdemir Bey verdi. Benim aklımda paranın p’si yoktu o zaman daha.

Ama babam Bayram Acar’ın fabrikasında çalışan ve uzaktan akraba olan Meftune Çetinkaya’ya yazmak hayatımın en büyük hatasıydı. Nereden bilebilirdim ki?

Çünkü avukattan yüzde 5 kendisine pay çıkarmakmış niyeti. Benim Bayram Acar’ın oğlu olduğumu adı gibi biliyordu.

Ve ben de Meftune Çetinkaya’yı engelledim. Çünkü ilk gün bana söyledikleri doğruydu. Çok para peşinde olsam Meftune ile anlaşırdım. Tabii ki para lazım bana da ve herkese, hakkım bu benim. Ama benim ilk kafamdaki baba hasretiydi, aradığım senelerdir hem de yaşadığım kişi ve beni çok seven canım babam Bayram.

Avukatı kabul etmedim. “Benim tanıdığım var,” deyince para peşinde olan Meftune Çetinkaya saf değiştirip yüzde milyon babamın çocukları ile iletişime geçti. Dediklerimi değiştirdi. Yani “Anneni tanımıyorum” derken şimdi de şunu söylemişti:

“Baban Bayram, Küçükçekmece’deki bütün komple sokağı satın aldı o zaman ve annenler de arka tarafta oturuyordu zaten. O bayandı annen galiba,” dedi.

YANILDIĞI NOKTA ŞU OLDU:

 

Ben babam Bayram’ın 2. eşinden oldum. 3. eşinden ve arka sokakta oturan ise Türkan Erarslan’dı. 3. eşiydi ve çocuğunun adı da babam Bayram’dan olan bir çocuktu. (O almış miras hakkını, her şeyi vermişler, paylaşmışlar, beni saklamışlar.)

Halime Vildan Öztürk'tür.Bursada 60 dan vazla evi olan kardeşim. Bakırköyde apartmanları kiracıları olan kardeşim.

MEFTUNE ÇETİNKAYA İLE OLAN MESSENGERDE KONUŞMAMIZ BURADA EKLEDİM:

iş adamı bayram acar baycan sakızları
iş adamı bayram acar baycan sakızları
iş adamı bayram acar baycan sakızları
iş adamı bayram acar baycan sakızları
iş adamı bayram acar baycan sakızları
d975966c-c1eb-4b51-9917-6a0acabdafa7.jfif
iş adamı bayram acar baycan sakızları
iş adamı bayram acar'ın oğlu atilla
iş adamı bayram acar'ın oğlu atilla
iş adamı bayram acar'ın oğlu atilla
iş adamı bayram acar'ın oğlu atilla
iş adamı bayram acar'ın oğlu atilla
iş adamı bayram acar'ın oğlu atilla
iş adamı bayram acar'ın oğlu atilla
iş adamı bayram acar'ın oğlu atilla
iş adamı bayram acar'ın oğlu atilla
çivril haber
iş adamı bayram acar'ın oğlu atilla
çivril haber
çivril haber

Bana tanıdıklarıma anlatınca, babamın oğlu Ertan Acar'ın babam Bayram Acar'dan kalan mirasla Ülker'e ortak olduğunu, oteller zinciri kurup Ülker'le ortak otel işlerine girdiğini, marinaları satın aldığını, 170 milyon dolara Göcek'te marinalara ortak olduğunu, UCZ'ye bilmem kaç yüz milyon dolar ile ortak olduğunu, Aksa Enerji ile 817 milyon dolara ortaklık yaptığını söylediler. (Sizler benim gücümü bilmiyorsunuz) çok komiksiniz.

Ülker'e ortak olduğunu, oteller zinciri kurup Ülker'le ortak otel işlerine girdiğini, marinaları satın aldığını, 170 milyon dolara Göcek'te marinalara ortak olduğunu, UCZ'ye bilmem kaç yüz milyon dolar ile ortak olduğunu, Aksa Enerji ile 817 milyon dolara ortaklık yaptığını söylediler.

DNA testi için beni alan İstanbul'daki o aileye açtığım soy bağının reddi davasında Ertan'ın çok güçlü olduğu ve mutlaka beni alan aile ile...

Ben de, "Yapamazlar, orası adli tıp," dedim ve sonuçları gün içinde hep beklerken aynen hile yaptılar.

DNA sonuçlarında o aileye ait olduğum çıktı, yani beni alan o aileye çıktı DNA sonuçları. Kendileri beni evlatlık aldıklarını kabul ettiler. Ama hile yapıldı ve bunu yaptıran da parasıyla her şeyi yapacağını sanan, yetim hakkını vermeyenler;

 

Ertan Acar ve kardeşleri. Ya da bunları, yani sizi Gülsüm kandırmıştır; bana yaptıkları ortaya çıkmasın diye. Sağlam inşaat ortağıda kardeşim Vildan neyse... Babam Bayram o zaman kabul ettirmiş 3 cü evliliğini ama herkes 2 sanıyordu. Çünkü beni saklamış annemden ayrılınca, anneme vermemek için beni. Almamış kim bakacak mantıken Nisan hanım anneyi tanımıyorum ama en kötüsünden bin kez iyidir ama öyle gitmiş ve alacağı zaman beni vefat etti şanssızlık bende.  

Yani babam Bayram Acar'ın birinci eşinden olan çocukları.

Ama hile yapıldı ve bunu yaptıran da babamın çocuklarına nedense, onlar ona ne dediyse, ve beni alan hain Gülsüm ve hain kocası ev gitmesin diye.

Kanım alındı ama 1-2 ay Mersin'de neden bekledi?

(Kan değiştirildi hastanede ya da başka bir hile yapıldı.)

Beni alan Gülsüm Dinçel'e DNA yaptırmak için parası alındı ama neden ona DNA yapılmadı? Bunda hilede kimin parmağı varsa, namusum ve şerefim üzerine yemin ediyorum sonuna kadar, her türlü kaç tane dava olursa olsun açacağım, bedelini kanun karşısında ödeteceğim o Dinçel denen aileye.

 

Hayatımı mahveden ve babam Bayram'ın aldığı evden beni kovan, adi ahlak eksiği Dinçel olacak; uzaktan yakından hiçbirisi ile akrabam olmayan ve düşmanlarım olan bu aileyi.

Başka bir avukata gösterdiğimde, "Çok garip bir olay ve saçma, bu kadar önemli bir dosyada bu eksiklere bakılmaması," dedi.

Orada Meftune'ye herhalde birileri sorduruyordu, "Kimsen var mı?"

Ben de o zamanki duygusallıkla, "Yok," dedim ama "Arkadaşlarımın hepsi Adanalı," dedim.

Ve hemen Meftune, "İstanbullular ile görüşüyor musun? Onlar sana bir şey olsa koşmazlar, yani ölsen dahi..." diye sordu.

Ben de, "Koşmazlar ama arkadaşlarımın hepsi Adanalı," dedim ve gerçekten öyle, çoğu Adanalı.

Ve kişi listemde WhatsApp'ta 6 bin kişi var dedim ve "Ne? Ne? Ne?" dedi, şaşırdı.

Ve sonra bana Meftune şunu söyledi: "Baban Bayram Acar'ın anneni çok sevdiğini biliyoruz, yoksa babamın işi olmazdı," dedi ve sonra da "Babanın işi olmazdı," diyerek düzeltti. Bunu söylerken bir yerden okuyordu ve tabii ki, "Herhalde babamın çocukları ne derse..." diyordu. Zaten genlerimizden eminim, birbirimize kıyamayız asla.

Babamın çocukları ile anneleri, tüm sülale beni biliyormuş; çok araştırdım ve bilmeyen yokmuş. Ve babamın çocuklarına da vicdanları rahatsa onlara bir şey demiyorum. Babanızın parçasıyım, babanızın hatırasına, eşyasına dahi kötü davranana neler yapmalı, değil mi? Bırakın eşyayı, parçayı; ben canlı bir parçasıyım babanızın ama diyecek söz bulamıyorum.

Bin kez duydum benim evlatlık alındığımı ve buraya sadece yüzde birini yazmadım bile duyduklarımın. Kendi ağızlarından babamın Bayram Acar olduğunu söylediler.

Ama avukatım haklıydı. "Bu işi sessiz yapacağız," dedi bana. Ama ben duygusal olarak baba sevgisinden mahrum olduğum için babam Bayram Acar'ın fotoğrafına, o da 20'li yaşlarındaki resmine bakıp hep duygusallaştım. Sabahlara kadar, hem de. İçimde fırtınalar koptu.

Ama bak Meftune Çetinkaya, bir yetimin çalınan hakkına bir kez de sen kaç kuruş için köpeklik ettiysen, bu senin çocuklarından çıksın ve sülalenden çıksın hepsi gözlerinin önünde ölsünler ve hep beni hatırla. Babamın yüzüne dahi bakamazsın sen şu anda. Ölmedim deyip çıkıp gelseydi ama neyse. Bekle sadece başına gelecekleri.

 

Tehdit değil bu çünkü evrende dönen bir adalet var, sen bundan bulacaksın.

Siz hiç tanımadığınız, hiç sevgisini görmediğiniz, aynı geni taşıdığınız babanızın bir fotoğrafını arıyorsunuz, onlar ise 7 sülaleye haber verip kaçıyorlar, saklanıyorlar. Düşünün... Babamın resmi, hafızamda bugünkü gibi zaten.

Babanızın parçasıyım. Ama siz benim için babamın parçası değilsiniz. Bana kötülük yapan kim varsa, hayatımı çalan kim varsa, mutlaka başına bir iş gelir. Bende kalsın bu konu. Babanızın hatırasına, eşyasına dahi kötü davranana neler yapılmalı değil mi? Bırakın eşyayı, parçayı; ben canlı bir parçasıyım babanızın ama diyecek söz bulamıyorum.

Keşke sessiz yapsaydım bu işleri. O beni alan aile bana yaptığı kötülükler yetmedi, bir de ben gerçeği öğrenince babamın çocukları ile iş birliği yaparak kime para yedirdilerse kanımı değiştirdiler, hile yaptılar. Zaten soy bağıma geçsem ne olacaktı? Mirasta gözüm yok o kadar. Hakkım tabii ki. Ne diyeyim.

 

Hakkım diye insanın zoruna gidiyor, o yüzden çok sinirleniyor. Yoksa para hırsı asıl bunların gözünü boyamış.

Gerçek ortada, hile yapmaları gerçeği değiştirmez asla ve bu işin sonunu asla bırakmayacağım. Gerçek annemi bulsam, mahkeme 11 Ocak 2024'te şahitlik ederdi bana...

Ama neredesin anne, neredesin? Tahminim evli ve beni eşine söylemedi. Sizlere daha yazacağım ve yazacağım; her gün hatırladıklarımı ve bildiklerimi, gelişmeleri. Ama ne yapmam gerektiğini düşünüyorum. Müge Anlı'ya mı çıksam? Yok, denedim, o da engellendi. Çıkmakta istemiyordum aslında, olsa çıkmam çünkü belki çıkabilirim ama kararsızım. Babamın çocuklarının ismini vermek istemiyorum millete. Ama çıkarsam mecbur olacaktı.

Biraz araştırdım ve benden senelerdir paramı kaçıran babamın birinci eşinden olma çocuklarından birisi olan Ertan Acar hakkında... şunları buldum...

Ciner, UCZ'de çoğunluk hisseyi sattı.

UCZ Mağazacılık'ın yüzde 60 hissesi Ergün Bodur, Ertan Acar, İsmet Or, Ahmet Özaktaç ve Veysel Taşkın'a geçti.

Buna göre, Ergün Bodur, Ertan Acar, İsmet Or, Ahmet Özaktaç ve Veysel Taşkın tarafından, Park Holding AŞ'den UCZ Mağazacılık Ticaret AŞ paylarının yüzde 60'ının devralınması işlemi için başvuruda bulunuldu.

 

Bu haberin linki burada.

https://www.dunya.com/sirketler/ciner-ucz039de-cogunluk-hisseyi-satti-haberi-237686

Ülker Grubu, gıda dışı yatırımlarda da büyümeye devam ediyor. Mayıs 2005'te Sermaye Piyasası Kurulu'ndan (SPK) kuruluş izni alan ve Sağlam Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı adıyla gayrimenkul yatırım ortaklığı şirketi için Ülker Grubu, Akfen Holding ile de 4. Levent'te residence projesiyle gündeme gelmişti. Ülker'in, şimdi de marina ve otel sahibi olmaya hazırlanıyor.

 

Şirketin ortakları Yıldız Holding,

 

Ertan Acar, Serdar İnan, Murat İnan, Ersin Topçuoğlu ve Hüseyin Avni Metinkale'den oluşuyor. PORT GÖCEK'TE YER BULUNMUYOR Göcek'te şu anda yatlara Port Göcek Marine hizmet veriyor. 379 tekne kapasiteli marina, 1999'dan beri faaliyette. Yapı Kredi Bankası bünyesindeki Enternasyonal Turizm tarafından yapılan marinayı, 2004 'te 42.5 milyon dolara Turkon Grubu satın aldı. Marinada teknelere kablosuz internet servisinden çamaşır yıkamaya, özel plajdan 180 teknelik karaparkına, restoranlardan gümrük işlemlerine kadar birçok hizmet sunuluyor. Marinanın olduğu bölgede Swisotel'in 57 yataklı oteli var. Yine Swissotel/Ruffles tarafından işletilecek olan 500 yataklı resort otel 2008 yılında hizmete girecek.

 

https://bigpara.hurriyet.com.tr/haberler/genel-haberler/ulker-gocek-te-denize-giriyor_ID574431/

Sarallar'a operasyon... Erdal Acar'a gözaltı

İstanbul'da liderliğini kamuoyunda Alaattin Saral olarak bilinen İlyas Saral ile Ertan Acar'ın

yaptığı Sarallar grubuna operasyon düzenlendi. İstanbul merkezli 13 ilde eş zamanlı yapılan operasyonda Erdal Acar'la birlikte çete üyesi 117 kişi gözaltına alındı. İlyas Saral'ın yakalanması için çalışmalar devam ediyor.

( Sarallar inşaat ortağı olduğunu beni arayan bir gazeteci söyledi.) İnşaat mühendisimidir nedir bilmiyorum.

https://www.odatv.com/guncel/sarallara-operasyon-erdal-acara-gozalti-243068

ertan acar sarallar

Onun parası var, benim yok demiyorum. Banane senin parandan. Benim paramı verin. Babamdan kalan hakkımı almak en doğal hakkım. Ertan Acar ve kardeşleri. Bu haberleri şunun için yazdım, buraya koydum, bunu da söyleyeyim. Maddi gücünün çok olduğunu ve DNA testinde oynadığını bildiğimi Ertan Acar, Hicran CANAN, bu yazıyı okursa anlasın ve bu işin peşini bırakmayacağımı da bilsin. Ben sevgi aramıyorum ve sizinle tanışmak istemiyorum. Çünkü sevgi yerine nefret ile büyüdüm.

Görmediğim, olmayan bir şeyi tatmadığım bir şeyi neden arayayım? Bende kan, kin ve intikam var; bunlardan başka bir şey yok asla hayatımda. Beni rahatlatan tek şey kan intikam. Kan ile duş alsam rahatlama az olur çünkü, insanlardan nefret ediyorum.

Babamdan kalan hakkımı soy adımı almak en doğal hakkım.

 

Zaten beni istemiyorlar ve sevmiyorlar galiba o taraf babamın tarafı.

Bende kan, kin ve intikam var; bunlardan başka bir şey yok asla hayatımda.

Beni rahatlatan tek şey kan intikam. Kan ile duş alsam Dinçel olacak aile hakkında, rahatlama az olur çünkü, onlar (Dinçeller) yüzünden insanlardan nefret ediyorum.

Küçükken derlerdi tanımadığın kişiler ile konuşma diye. Ama büyük hataymış. Tanıdığım kişilerden geldi hep zarar. Herşey yalan ve en yakınlarım bile hile yaptılar para için . Pardon yakınım değil düşmanlarım o Dinçeller.

Her e-devlete soy bağına girdiğimde yalan insanları soy bağını görmek istemiyorum.

Küçükken derlerdi tanımadığın kişiler ile konuşma diye. Ama büyük hataymış. Tanıdığım kişilerden geldi hep zarar. Herşey yalan ve en yakınlarım bile hile yaptılar para için.

Ben annemi bulmak istiyorum, Babam Bayram Acar'ın birkaç fotoğrafını ve videosunu istiyorum. Benim soyadım Atilla Dinçel değil, Atilla Acar!!!"

Para vs gelir geçer. Onurumu kurtarmak istiyorum. Çünkü, beni para için alan Gülsüm olacak kadın bunu buradaki yazılanları bastırmak için , benim hayal gördüğümü iddia ediyordu. Soy bağımı değiştireceğim ve sizi o zaman rezil edeceğim dünyaya Gülsüm Dinçel ve ahlak yoksunu kocası.

Babam Bayram Acar, keşke beni başka bir aileye teslim etseydi; o şeytanlaşmış Gülsüm Dinçel'e bıraktı. Beni idare etti ama öleceğimi bilemezdi.

Nisan Hanım anne vefat etmiş, 2 sene kadar olmuş. Üzüldüm.

"Nisan Hanım demişken, babam Bayram Acar 1988'de trafik kazasında hayatını kaybedince, o sene beni alan Gülsüm Dinçel ile birlikte Ataköy 5. Kısım'a, beni alan Sebahattin Dinçel'in ablasının evine gittik." Ablasının kocası, PTT genel müdürüydü, Ahmet Şaylan, orada 3 sene lojmanda kalıyordu.

Beni alan hain adam Sebahattin'in eniştesi, ablasının kocası Ahmet Şaylan, Ataköy 5. Kısım'daki lojman evinde oturuyorlardı, oraya oturmaya gittiler, beni de götürdüler.

Ahmet Şaylan'ın oğlu Murat Şaylan bir kız çocuğu ile oynamaya başladı orada.

Sonra beni alan Gülsüm Dinçel bana şöyle dedi: "Nisan yengenler gelecek, çoooook zenginler bak, şimdi gelirler," dedi.

Ben de babamın Bayram Acar ve ilk eşinin Nisan Hanım olduğunu bu sene öğrenince, hemen aklıma geldi, kafamda şimşekler çaktı. "Nisan... Nisan... Nisan... Nisan... Nisan..." dedim ve hatırladım.

Geldiler ve yanlarında bir kız çocuğu vardı ama ablam olacak Canan mı? Yoksa Hicran mı? Orasını bilmiyorum.

"Çok şımartmışlar kızı," diyorlardı, beni alan Gülsüm Dinçel ve kocasının kız kardeşi. Sonra bana geldi ve beni alan Gülsüm Dinçel dedi ki:

"Bak, o kıza bir şey hissettin mi?" diye heyecanlı bir şekilde bana sordu.

Ne bileyim ablam olduğunu, ben de "Güzel kız ama bir şey hissetmedim," dedim. "Kaybol şuradan," dedi bana, beni alan Gülsüm Dinçel.

Gerçeği ise, bana "Güzel mi? Çirkin mi?" diye soruyor sandım. Çünkü çocuklara kızları gösterip, "Güzel mi?" diye şakasına sorulur tabii ki. Ama ben, hiç akrabalık sevgisi görmediğim için, yani bu nedir bilmediğim için, ya Canan ablam olacak ya da Hicran ablam, baktığımda, "Bu nasıl bir şey ya?" dedim içimden.

"Sanki bu kız değil!" dedim. Yani garip bir duyguydu. Sadece, çok aşırı sevimli gelmişti bana ve çok ama çok aşırı sevimli geldi. Neydi bu?

Neden bu şekilde hissettiğimi anlayamadım ama dünyanın en sevimli insanı olarak düşündüm. O anda cinsiyet yoktu aklımda, çünkü kardeş! Nereden bilebilirdim ki o anda ablam olduğunu? Ve soruyor canavar kadın,

 

"Bir şey hissettin mi?" diye

 

Ben de hayır dedim, güzellik anlamında soruyor diye. Bir melek gördüm sanki gerçekten. Beni alan adam adi Sebahattin denen kişinin kız kardeşi Zarife Şaylan'ın evindeydik o zaman. Canan yada Hicran olacak babamın çocuğuyla oynuyordu Zarife Şaylan'ın oğlu Murat Şaylan ile oynuyorlardı. Sonra, Nisan hanım Murat'a şaka şeklinde kızarak, "Bırak len kızımı" dedi.

Bayan ya da erkek anlamında olmayan bir duygu. Kardeşlikten ısınmış meğer içim. Demek ki babam Bayram Acar ile olsaydım, dünyanın en mutlusu olacakmışım. Yalan değil, elim bir tane akrabama bir kez olsun değmedi; atama, halama, Halime babaanneme...

Hiç unutmuyorum, tabii ki bu yazacağıma inanması çok zor, ama yemin ediyorum bu olayı gerçekten yaşadım ben.

Babam Bayram Acar vefat ettiğinde, beni Çivril'e götürdüklerinde, bunlar beni alan hain kadın Gülsüm Dinçel, aile mezarlarını ziyarete gittiler Çivril'deki mezarlığa.

Ben de yanlarında iken, mezara bakarken içimden bir konuşma, yani dışımdan değil asla, içinizden bir ses olur ya, "Hayır!" der bir anda, o şekilde işte. Bana, "O SENİN DEDEN DEĞİL!!!" dedi. Ben inanmam böyle şeylere ama bu yaşıma geldim, bunu hâlâ unutamadım.

Sonra beni alan Gülsüm Dinçel, kocasının ablasına şunu dedi: "Atilla'yı içeriye sokmayın, öteki odada dursun. Vallahi çok ters bakıyor kadın, Nisan Hanım, Atilla'ya."

Beni alan kadın Gülsüm Dinçel'in kocasının ablası da dedi ki, "Aman canım, sende, çocuğun suçu ne?" demişti.

İstediğim sadece babam Bayram Acar'ın bir fotoğrafını bulmak olmuştu son zamanlarda.

 

Babam Bayram Acar'ın vefat ilanında, Hüsnü ve Murat Acar'ın kardeşi yazıyordu. Gerçek amcamın oğlunu Facebook'tan buldum. Instagram adresini de buldum. Günay Nuray Acar ismi Instagram'ındaydı.

Kendisine "Bayram Acar'ın oğluyum, Hüsnü Acar'ın oğlumusunuz?" dediğimde, "Evet, Bayram Acar amcam olur," dedi.

"Ertan Acar ile görüşüyor musunuz?" dedim, o da bana, "Bir dakika, döneceğim, ben sana," dedi ve beni engelledi.

Kime sorsam, anında engellediler beni. Vay be, dedim. Demek ki beni bilen kardeşlerim, bütün herkese haber salmışlar.

Müge Anlı Hanım'a bu yazdıklarımı okutmalarını söyledim. Bakalım, zamanı olur da okursa çok büyük bir iyilik yapar, bence çıkar her şey canlı yayında kısmetse, dedim. O da sonradan yok oldu.

Linki de budur paylaşılan yerlerin...

https://www.facebook.com/groups/1223403904488942/posts/1311032915726040/

SAHİPLERİNDEN SAKIZIN HİKÂYESİ

İsmail Özcan Bey'in ardından...

Denizli'nin Çivril ilçesinde ortağı Bayram Acar Bey'in tek başına imal edip elle sardığı damla sakızlı çikleti marka haline getiren İsmail Özcan'ın birlikte kurduğu Baycan firması, bugün 35 bin metrekarelik alanda üretim yapıyor.

Her firmanın belki kendisine göre ilginç hikâyesi vardır. Dergimizin bu ilk sayısında, Türk çiklet sanayinin öncü firmalarından Bayan’ın iki kurucu ortağından şu an hayatta olan İsmail Özcan Bey ile görüştük. Bugün 80 yaşını aşmış tecrübeli bir işadamı olan İsmail Bey, firmanın Haramidere E–5 üzerindeki merkezinde bizleri misafir ederek sorularımızı samimi bir atmosferde cevaplandırdı. Kendisiyle, ilk damla sakızı nasıl yaptıklarından iyi ortaklık sırlarına; imalattan pazarlamaya, eğitim gönüllülüğüne kadar aklımıza gelen hemen her şeyi konuştuk. Elbette bu birkaç saatlik sohbet ile bütün hayatını, tecrübelerini dinlememiz mümkün olmadı… Fakat bu kısa zaman diliminde konuşulabilecek, aklımıza gelen her şeyi konuşmaya çalıştık.

Bizim keyifle gerçekleştirdiğimiz ve dersler çıkardığımız bu sohbeti, sizin de ilgiyle okuyacağınızı ümit ediyoruz.

İsmail Bey, bu işe nasıl başladınız?

Çivril'in Bozdağ köyünde 1953 yılında,160 lira sermaye ile ticarete başladım. Bu paranın 25 lirasıyla lüks (Tüpgazla çalışan bir aydınlatma cihazı), 50 lirasıyla da televizyon aldım ve bir kahvehane açtım. Kahvehane ile birlikte köyün yumurtasını da toplayıp satmaya başladım. Akşama kadar köyde tarla işlerinde çalışır, akşam üzeri de kahvehaneyi açardım.

Bu şekilde başladınız…

Evet.. Çerçilik, seyyar satıcılık yaptım. Akşama kadar 150 liralık ticaret yaptım mı yeter, diyordum. Sonra köylünün ihtiyacı olan her şeyi satmaya başladım.

Çivril'e ne zaman geldiniz?

1958 yılında 2 bin lira sermaye ile Çivril'de dükkan açtım.

İşi büyütünüz..

Evet…

Peki, ciklet işine nasıl girdiniz? Aslında ciklet sizin ilk işiniz değil.

Bayram bey sakız yapıp pazarlarda, trenlerde satarmış. Ben de sakız satıyordum dükkanımda; bana da getirdiler. Sakızı alıp çiğnedim. Çok beğendim. Sonra yanına gittim, tanıştık. Yaptığı sakızları satmaya başladım. Hatta 10 bin liralık bir de sözleşme yaptık.

Niçin?

Benden başkasına sakız satmayacaksın, diye.

Peki Bayram Bey, bu sakız işini aileden mi öğrenmiş acaba?

Hayır. Bayram bey, askerden geldikten sonra köyden civar şehirlere çalışmaya, karpuz alıp satmaya gidermiş. Yine karpuz almak için Antalya'ya gittiğinde parası bitmiş. Kaldığı hana (otel) da 27 günlük borcu birikiyor. Cebinde 25 kuruşu var. Yarım ekmek alıyor. O zamanlar 22–25 yaşlarında. Bir taraftan da parka doğru yürüyor. Bu sırada elini açmış ve; "Ya rabbi, sen beni bilirsin. Bana bir iş ver, beni kötü yollara sevk etme." demiş. Hana döndüğünde, yeni gelen bir gençle tanışmış. Gencin 29 lira sermayesi ile kağıt çiçek yapıp satmaya başlamışlar. Bayram Bey, grapon kağıdından çiçek yaparmış, o genç de satarmış.

O genç, sakız yapmasını da bilirmiş. "Sen çiçek yapmasını biliyorsun, ben e sakız yapmasını. Sen bana çiçek yapmasını öğret, ben de sana sakız yapmasını öğreteyim." demiş. Bayram Bey ona çiçek yapmasını öğretmiş, o da Bayram Bey'e damla sakızı yapmasını öğretmiş. Bir gün otele gelirken 2–3 kilo ciklet mayası, yarım kilo parafin, 250 gram damla sakız almışlar. Sakız imalatı için de pompalı bir gaz ocağı ile alüminyum bir tencere almışlar. Otele geldiklerinde tencerede eritip sakız yapmaya başlamışlar. Bayram bey sakız işini böyle öğrenmiş.

Daha sonra…

Birkaç yıl bu işi yapmışlar. Fakat annesi onun sürekli ayrı olmasını istememiş; "Oralarda çok çalıştın. Ya Dinar'a gidelim, ya da Çivril'e." diyor. Bayram Beyler bu dönemde Bozdağ köyündeler.

Bayram bey, öksüz ve yetim kalmış… Bayram bey daha sonra, Çivril'de çarşı pazarda, trenlerde sakız satmaya başlamış.

Ortaklığınız nasıl oldu?

Bayram bey imalathanede sakız yapardı, ben de satardım. Yeşil Çivril adıyla şekersiz damla sakız yapıp satmaya başladık. Elle yapıyorduk ve sarıyorduk.

Mal alanlara bir kutu da sakız hediye ettik. Çivril'de 3 ay bu sakızı denedik. Sonra, "Çivril'de olan Denizli'de de olur" dedik; 3 ay sonra Denizli'ye gittik. Tanıdıklarımıza verdik.

Zorluklarla karşılaşmadınız mı?

Kolay olmadı. Bazıları bunun resmi yok, derdi. Antalya'da 16 kişiye gittim, hiç satamadım. En son şişman birisi bir sakız çiğneyip, "Ben bunu satarım." dedi. Antalya'da ilk ona vermeye başladık ve tamam, dedim… Sonra diğerleri de mektup yazıp istediler.

Mektup mu?

Mektup… O zaman şimdiki gibi telefon yok. Telgraf ve mektup. Birisi de ben gittikten sonra telgrafla 300 paket sakız istedi; bugünün 3 bin paketi. O telgrafı 3 yıl yanımda gezdirdim, gittiğim müşterilere gösterdim.

Pek çok ilginç hatıranız vardır..

Elbette. Bir keresinde Aydın'da bir müşterimiz malımızı almamış. Bizim satış memurları gittiğinde, içeri almamışlar. Bu müşteri sonra bizden ciklet istedi. Ben de ziyaretine gittim. Dükkanından içeri girdim, masanın üzerinde bizim yeşil kutudaki sakızlara baktım. Bizim yeşil kutulu sakızlar hep masasında. "Beni tanır mısın bakalım?" dedim.

"Tanımam. Ama şu cikletlere "Benim." der gibi bakıyorsun. Sahibi olmayasın?" dedi. "

Evet benim. Bizim memuru içeriye almamışsın." dedim.

Beni depoya götürdü. Deposu satılmayan cikletlerle doluydu.

"Bundan sonra sadece senin sakızı satacağım." dedi.

İstanbul nasıl oldu? Satış ve gelişiniz?

Kolay olmadı tabi. İstanbul'a gittim. Bizim cikletlerimiz resimsizdi. Bazıları bunun resmi yok, dedi. Sonra bir Antepli'ye verdik. Daha sonraları İstanbul'da Yahudi bir müşterimiz oldu. Ben İstanbul'a geldiğimde, hep evine götürürdü. Başkasına mal vermeyeyim diye, işlerimi hallederdi; başka kimseyle irtibat kurmayayım diye.

Talepler artınca ne yaptınız?

1966 yılında İsmail Özcan Bayram Acar Kolektif Şirketi'ni kurduk. 1970'te Çivril'de 400 bin lira vergi verdik. Bütün Çivril'in vergisi o kadar değildi. Bir müşteri benden mal aldı mı, başka yere gitmezdi.

Daha sonra…

Biz iki kişiydik. 22 sene götürdük, 22 sene tek kalem çalıştık. Damla sakızı yapıp elle kağıda sarıyorduk. Çivril, Denizli, Ege… Bütün bölgeleri gezdik. Bayram Bey rahmetli sakız yapardı, ben satardım. Türkiye'de pazar oluşturduk. 60 kişi çalışıyordu son zamanda.

İstanbul'a gelişiniz nasıl oldu peki?

1969'da otobüse bindik geldik. Küçükçekmece'de 1972 yılında 150 kişiyle başladık. Bir sene sonra 300 kişi oldu. 400, 500, 600'e kadar çıktı işçiler.

Üretimi elle yapıyorsunuz değil mi?

Evet. 1976'da el işi olmayacak, dedik ve Almanya'dan iki makine aldık. Anonim şirket olduk. 1978 yılında tamamıyla otomasyona geçtik. Türkiye'nin her yanında malımız tutuldu; rakip yoktu.

O zaman da bugünkü gibi büyük firmalar yok muydu?

Olmaz mı? O zaman da büyük firmalar vardı. Karşımıza rakip çıkmadı. Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx'ın hikmeti.

Ben o zamanki televizyon reklamlarını hatırlıyorum. "Pışık; Özcan cikletim benim." diye çizgi karakter bir kız çıkardı reklamlarda. Sonra davullu zurnalı Bayram cikleti reklamını unutmuyorum…

Evet.. Özcan, Yeşil Çivril, Bayram markalarıyla ciklet yapıyorduk. Sonra Bayram Bey'in Bay'ı, Özcan'ın Can'ı ile Baycan'ı çıkardık. Şirketin ismi de böyle oluştu.

Biz o zaman bir reklam yapardık, millet sıraya girerdi. Rakibimiz yoktu.

Şimdi Baycan'ın bulunduğu Haramidere'ye ne zaman geldiniz?

Zamanla işimiz sığmadı Küçükçekmece'ye. 1988 yılı eylül ayında Bayram Bey, trafik kazasında vefat etti. 1988 Kasım'ında buraya geldik.

Burası epeyce büyük..

Bu fabrikanın 35 bin metrekare kapalı alanı var. Köyde bu kadar arazimiz yok…

Siz ülkemizde örnek ortaklık yaparak kurulmuş ve büyümüş; halen de aynı şekilde üretimine devam eden bir şirketin yönetim kurulu başkanısınız. Diğer otağınız Bayram Bey, 19 yıl önce vefat etti. Siz onun çocuklarıyla ortaklığa devam ettiniz. Bu örnek ortaklığın sırları nelerdir?

Samimiyet, dürüstlük, çalışmak, paylaşmak… Biz öyle bir şekilde çalıştık ki, baba–oğul öyle çalışmazdı. Biz Bayram Bey'le benden başkasına sakız satmaması için sözleştiğimizden sonra; benden çok zenginler geldi sakız almak için.

Fakat o benden başka kimseye sakız yapmadı.

Ben kendime ne alsam, kendisine de aynısını alırdım. Mesela ben 300 bin liraya yazlık aldım. Bayram Bey'e de alabileceğini söyledim. O da sonra başka bir şey aldı.

Zam yapılacağı zaman, Bayram Bey çok hassastı. Elimizdeki ham medde stoku bitmeden zam yapmazdık. Vergimizi tam öderdik..

Vergiye çok dikkat ediyorsunuz.

Vergi kul hakkı gibidir. Vergimizi her zaman tam ödedik. Bütün işçilerimiz sigortalıdır. Bir keresinde fabrikaya geldim, baktım birisi var. Kim olduğunu sordum, teftişe gelmiş. "Müfettiş bey, fabrikayı gezip herkese tek tek sorabilirsiniz, dedim. Müfettiş, "Başkaları biz geldiğimizde başka kapıdan çıkar, siz bir de işçilerle konuşun, diyorsunuz." dedi. Çok şaşırdı.

Bir kere de vergi ödemesi için Bakırköy Vergi Dairesi'ne gittim. Benim arabam gösterişli değil. Müdür çağırdı, kahve ısmarladı. Ne iş yaptığımı sordu. Ciklet yapıyorum, deyince şaşırdı. "Bu kadar büyük fabrikalar var, sizin kadar vergi ödemiyor." dedi.

Baycan, Türkiye'nin en büyük kuruluşlarından birisi bildiğimiz kadarıyla.

Evet. 2004 yılında ilk 500 firma arsına girdi.

Şimdi kaç kişi çalışıyor?

550 kişi çalışıyor fabrikada. 1998 yılında Ülker ile ticari işbirliğine girdik. 2001 yılında da Ülker'le ortak olduk.

Bütün bu başarılı bir iş hayatınızla birlikte, bir çok güzel eser de kazandırdınız memleketimize. Okullar yaptırdınız…

Çivril'e 3 okul yaptırdım. Askerlik Şubesi, köy odası yaptırdım. Köydeyken, köyün mezarlığını çevirdim, köye yeni bir trafo alıp elektrik getirdim.

Bir okulunuzun şampiyonluğu da var.

İsmail Özcan İlkokulu, 1988'de voleybolda Türkiye şampiyonu oldu. Bayram Bey de bir eğitim sevdalısı bildiğimiz kadarıyla. Evet, ama o kendi adına okul yaptırmadı. Türk okullarına yardımcı oldu.

Eğer bilip de söylemeyen varsa, en sevdiği ölsün.

Bir yetimin hakkını yiyen, beni para ve bir ev için satan, gerçek babam Bayram Acar vefat edince 14 yaşındaki bir çocuğu evden kovan, 9 yaşındaki bir çocuğa "Evden gitmezsen seni zehirler, öldürürüz," diyen ve yumruk atan bu aileden soy bağımı kurtarıp gerçek soy bağıma geçeceğim ve annemi de bulacağım.

Herhangi bir psikolojik sorunum olmadığını, hayatımda bir kez dahi olsun hayal görmediğimi belirteyim. Çünkü, bu yazdıklarımın doğru olduğunu bilen insanların tek savunması "hayal görüyor, hasta" olacaktır. Ben çok sağlam birisiyim. Hayatımda bir kez dahi hayal görmedim.

İnsan, mesela şu anda yazıyorum, hayal mi bu? Gerçekle hayali ayırt edemez mi insan? Doktorlar bazen derler ya, beynimizin oynadığı oyunlar vardır, şaşırtır diye. Yok, öyle değil.

Sağlam bir insan hayal olup olmadığını bilir. Ama, şeytanlaşmış Gülsüm Dinçel'in tek savunması, karşısındaki insanın bildiği gerçekler karşısında, kendi itiraf etmesine rağmen, onu hayalci olarak göstermeye çalışmak olacaktır. Siz, çok sağlam birisi olduğunuzu düşünün.

Bir şey gördünüz, duydunuz, gerçek o değil mi? Birisi de bunun gerçek olduğunu biliyor ve itirafta ediyor. Sonra, "Hayal görüyorsun," diye yalan söylerse ne düşünürsünüz? Yazıklar olsun.

 

Bunun adı hayal görmek değil, karşı tarafın yalan söylemesi ve adiliğidir.

Para için soy bağını izinsiz değiştiren, sonra tekrar gerçekleri öğrendiğim halde evrakta sahtecilik yaparak yalan söyleyen, suç işleyen beni alan Gülsüm Dinçel ve Sebahattin Dinçel.

Şunu belirteyim: Hayal hiç görmedim ve yazdıklarımda bir kelime yalan varsa, sabaha çıkmayayım. Hatıra, anı, hayal değil bunlar. Ben evlatlık alındığımı, gerçek ailemin babam Bayram Acar olduğunu öğrenmeden önce de bu yaşadığım şeyler hep kafamdaydı.

Neden böyle dediler diye. Anlam veremediğim ve evlatlık alındığımı bilmeden önce de bu konuşmaları bin kez kafamda neden böyle söylemişler diye düşünüp durmuştum. Neden? Sağlam, hayal görmeyen bir insana birisi "hayal görüyor, deli" derse bu hakarettir ve suç işlemiş sayılır.

Ben hayatımı kendim kazandım, tek başıma. Hayal gören bir insan şu an bu yazıyı yazabilir mi? Hayatını kazanabilir, kendi işini yapabilir mi? Hayır, savunmaları çok komik sadece, yazıklar olsun , lanet olsun o şeytanlaşmış insanlara. Ama elbet her şey ortaya çıkacak ve hepsi adalet önünde hesap verecekler.

Tersine, hayatı seven, her ne olursa olsun yaşamayı seven, hayattan keyif alan birisiyim.

Herhangi bir fiziksel, bedensel ya da ruhsal bir rahatsızlığım asla yoktur. Çok sabırlıymışım, değil mi? Asil hasta, paraya tapan, şeytanlaşmış insanlar, Gülsüm Dinçel ve Sebahattin Dinçel'dir.

Gerçek annem bana şahitlik etsin, yeter. Çünkü hayatta bence babam Bayram Acar vefat etti, suçu yok. Ama anne dediğim o kişi, şu anda bence kocası beni öğrenmesin, yuvası dağılmasın diye benim çıkmamı istemiyor. Ben, annemin değil, zavallı babam Bayram Acar'ın oğluyum. Keşke yerine ben ölseydim. Bu yaştan sonra baba acısı ağır geliyor.

O merhametli adamın, okullara yardım eden, herkese eli açık yardımsever babamın. Ölmeden önce benim için elinden geleni yapan, benim genlerimi taşıyan adam, babam Bayram Acar.

Beni alan Sebahattin Dinçel, ben 12 yaşındayken içki içiyordu ve kendi kendine benimle konuşmaya başlamıştı ve şunu söyledi:

"Senin baban çok muhterem birisiydi. Sözü geçen bir insandı zaten. Senden umudum var o yüzden," dedi.

Siz olsanız ne derdiniz? Siz olsanız ne düşünürdünüz?

Ben hayal gören birisi değilim, bunları yaşadım. Ama beni alan Gülsüm Dinçel'in 11 Ocak'taki mahkemede, tek savunacağı şey benim hayal gördüğüm olacaktır.

Yazıklar olsun şeytanlaşmış insanlar size. Ne hayali? Kendi ağzınızla itiraf ettiniz, binlerce kez duydum ve konuşmalarınızı da duydum.

Kağıtta değiştirince nasıl bir hile yaptıysanız, bu gerçeği değiştirmez. Bana benzeyen babamın oğlu hiç fotoğrafı bile yok internette. Güvenlik meselesinden. Normal budur. Hiçbir yerde yok.

 

Bana benziyormuş çok. Diyeceksiniz ki nereden biliyorsun benzediğini. Bende var fotoğrafı ve kaç kişiden duydum, beni o sandılar ama sonra açıklayınca kendimi anında engel yedim akrabalar tarafından.

Herkese haber salınmış. Yani bu kadarına da pes diyorum. Öz amcamın oğlunu bulup "Ben Bayram Acar'ın oğluyum" deyince, "Bir dakika" deyip engelledi.

Yav, babam Bayram Acar'dan aldığınız yetmedi, benden de fayda sağlamaya çalıştılar, beni okutacağı, merhamet edeceği yerde.

Ben gerçek soy bağıma geçmek istiyorum ve kısmetse geçeceğim. Bu işi kimse engellemeye kalkmasın. Evrakta zaten sahtecilik. Zaten beni alan Gülsüm ve kocasının para için hayatları sahte.

Bunu yapmanız gerçekleri asla değiştirmez.

Bu dünyada asla peşini bırakmayacağım ve ben devletimize, kanunlara güveniyorum. Adalet yerini bulacak. Çünkü gerçek soy bağıma geçmem en doğal hakkım.

Mal para mülk... Bunlara küfüredesim var. İnsanın en büyük fabrikası beynidir.

Şu an tek şahidim Babam Bayram Acar ama kalkamaz mezarından, kalk desem de. Şahit bulmayı kenara bırakalım, gizli olarak dosyanın sürdürülmesini talep edeceğim.

Bir daha test yapılacak ama şimdi değil, güvendiğiniz dağlara kar yağacak, yine dava açacağım olmadı ama bu sefer gerçekler çıkınca, yüzde milyon çıkacak.

Babamın çocukları beni biliyorlar ve bu yaşıma kadar. Garip.

Öz babam Bayram Acar'ın babam olduğunu bunca sene biliyorlarmış. Onların çevresinde de beni bilmeyen yokmuş. Namusum ve şerefim üzerine söylüyorum, asla soy bağıma geçmekten vazgeçmeyeceğim. Elon Musk kadar servetim olacağını ve bunları bir gecede kaybedeceğimi bilsem, yine vazgeçmem.

TV'ye çıksam bile çıkmadan engellemeye çalışacaklardır. Merak etmeyin, sürpriz olacak hangi program olduğu. Yok, engellerler.

Evrakta sahtecilik kısmından da beni alan Gülsüm Dinçel ve kocasına dava açacağım. Benim hiç bir akrabam yok. Babam var tek oda mezarını ara sıra ziyaret ediyorum babam Bayram Acar'ın.

Mum yanar ve yanması gerçektir. Kimse onu yanmasın diye saklamak içinyatağın altına koyamaz.

Hayatta en büyük şey sonsuzluktur çünkü başı sonu yok adı üzerinde sonsuzluktur. En küçük şeyde sonsuzluktur, küçük büyük diye bişey yoktur çünkü. Kelebek ömründen az ömür, 4 Buçuk milyar yaşındaki dünyada 999 katrilyon mislinin o kadar çok misli olan bir gezegen olsun bütün bu zamanlar ona 1 gün gelsin. Yanılsama olan zaman.

Paraya tapan, doymak nedir bilmeyen açgözlü hainler, beni alan kadın Gülsüm Dinçel ve kocası. Babamı bile rahat uyutmadınız, her gün rüyama giriyor. Bayram Acar. Bu yaptıklarınız düpedüz haksızlıktır.

Ahmet Şaylan bir vesile oldu şeytanlaşmış aileye ve İsmail Özcan okula gitmem için başka aileye yazdırttı ve o ahlak yoksunu ailede psikolojisi bozulmasın bahanesiyle söyletmediler adama babam olduğunu ve kaç kez söyleyecekti.

Ama bu arada ölüm geldi çattı. Hayatınızı bir ışık olarak düşünün, bir sönüyor ve nerede bulacağınızı şaşırıyorsunuz o ışığı arayamıyorsunuz da neden söndüğünü 44 yaşında öğreniyorsunuz.

Babamın Bayram Acar olduğunu 44 yaşında öğrenip sabaha kadar duygusal ruh haliyle olurken, siz, gerçek babamın çocukları, bari el atın dedim. Bu para meselesi değil, onur ve gurur meselesi.

Ve beni para için alan adi kadın Gülsüm denen yaratığın konuşmasında bir kere......

"Ya adam söyleyecem ben ona diyor zaten az kaldı bana bırakın" dediğinde şaylan ailesi onlara oturmaya geldiğinde konuşmuştu. Tabiki ben nereden bileyim benim hakkımda konuştuklarını.

Sevgi nedir bilmediğim için ilk kez babam Bayram Acar'ın fotoğrafına bakında anılarımda canlandı ve ona karşı sevgi hissettim. Başkasına değil.

Ben gerçek soy bağıma geçmek istiyorum.

Ve ben gerçek soy bağıma geçmek istiyorum. Bana kötülük yapan, beni alıp para için bunca sene evden kovan ve etrafıma "hayalci" diye yayan insanlara gerçek kimliğimi göstereceğim.

E-devlet sistemine giriş yaptığımda, bana kötülük yapanların adlarını görmek yerine, babam Bayram Acar'ın ve annem Emine'nin adını, gerçek soy bağımı görmek istiyorum.

Herşey bir yana, babama yapılan bana bana yapılan babama yapılmıştır. Siz ise, vurdumduymazmısınız yoksa ben mi yanılıyorum.

Onlardan intikam alacağım ve sizler, babanızın oğluna yapılan için hiç bir şey yapmıyorsunuz o adilere.

Gülsüm Dinçel ve kocası.

 

Sadece ev mi? babamdan aldığınız onca para bana bakın diye verirken, hatırlıyorum o ahlak tanımayan şahıs Sebahattin denen yaratık beceriksizlikleriyle, kendi kazanmadığı babam Bayram Acar'dan bana bakacağım diye aldığı o paraları batırıp beni kaç defa ölümden döndürüp hasta ettiler o evde küçükken bile ve babama söylemediler sakladılar hep hasta olduğumu.

Bana bu yaşıma kadar beni evlatlık alan demeyeceğim, para için alan Gülsüm Dinçel ve Sebahattin Dinçel denen insanlıktan yoksun insan sıfatlı insanlar.

Bana bir iğne kadar iyilik yapmayı boş verin, yapabildiğince kötülük yapan insanlar.

Gerçek babam Bayram Acar'dan alabildiğince para alıp ve ev aldıran, babam Bayram Acar ölünce beni sokağa atan o Gülsüm Dinçel ve Sebahattin Dinçel denen bu şahıslar... Babam Bayram Acar, onlara o kadar iyilik yapmasına rağmen, ölünce bana bırakın iyilik yapmayı, ellerinden geldiğince kötülük yaptılar.

Ve bu yaşta Bayram Acar'ın babam olduğunu öğrenince de, hakkım olan o kadar miras mal varken, 3 kuruş para için yine benim hayatımı sattılar.

Yazıklar olsun. Babamın Bayram Acar olduğunu kendi ağzıyla bana söyleyen Gülsüm Dinçel ve SebahattinDinçel, ev gitmesin diye bir olup 3 kuruş para için benim hayatımı tekrar sattılar.

Hayal gören insan uzaylılar görür, bir şey üzerine bu kadar hayal görünmez. İki kelime ile insanları kandırır.

Mesela, beni alan Gülsüm Dinçel'in kızı Gözde Dinçel, beni aramıştı 14 yaşındayken.

Bana intihar edeceğini söyledi. Neden diye sorduğumda, ilkokul öğretmeni Yavuz Bulut'un kendisini çağırdığını ve bir kafede oturunca ona babası olduğunu söylediğini anlattı.

Evden kaçmıştı ama beni ilgilendirmez; ben onlarla görüşmüyorum senelerdir, dedim. Ama içime oturdu ve bunu beni alan Sebahattin Dinçel'e söyledim.

Beni alan Gülsüm Dinçel ise, benim hasta olduğumu ve hayal gördüğümü söyleyip bütün tanıdıklarına da beni böyle tanıttı.

Yakın akrabalarına, kulaklarına bu gidince, yüzüme karşı gerçekleri söyleyen beni para için alan Gülsüm Dinçel, iki kelimeyle insanları kandırır ve "Hayal görüyor, o hasta" der.

Asıl hasta olan kendisi, narsist ve utanmaz, hain. Zaten bir kere, beni para için alan Gülsüm Dinçel'in kız kardeşi, Denizli şivesiyle şunu demişti Gülsüm Dinçel'e:

 

"Gaç gız, sende adamın hem ekmeğini yiyon hem de neler yapıyon?" demişti. Gülsüm Dinçel ise, "Hak edene" diye sinirli bir şekilde cevap verdi. Bu konuşmayı küçükken hatırlıyorum.

Beni para için alan Gülsüm Dinçel'in kızı Gözde Dinçel, bu kızını Cumhuriyet Mahallesi'nde, İstanbul'da, ilkokul öğretmeni Yavuz Bulut'tan peydahladı ve kendi kocasına senelerdir "kızın" diye baktırttı.

 

Elalemin kızını, yani.

Beni para için alan Gülsüm Dinçel'in kızı Gözde Dinçel, Mersin'e gelmişti bir kere, uğradı bana ve eşime de bu olayı anlattı. Eşim de hayal görüyor değil mi? Çünkü bu olayı ben Sebahattin denen utanmaz size anlattım ve karısı onu kandırmış; "Atilla hayal görüyor" diye.

Her neyse, şimdi aşağıya, beni para için alan Gülsüm Dinçel'in kızı Gözde Dinçel'in fotoğrafını koyacağım. Babası Yavuz Bulut. Erkek kardeşi Gökmen Bulut.

Aynı okulda okuduk Gökmen ile. Gökmen, Gözde'nin kardeşi. Küçükken çoğu kez Yavuz Bulut'tan telefon ile hep dolar istiyordu adi hain beni para için alan Gülsüm Dinçel.

Telefonda konuşup, fatura gelince beni kocasına gösterip "Konuşana söyle" diyecek kadar haysiyetsizdir..

Yavuz Bulut, yani Gözde'nin babası, Gözde'yi kendi sınıfına aldı, okuttu ve Yavuz Bulut'un kendi kızı var bir tane daha, Gözde ile yaşıt, adı Merve Bulut.

Onunla aynı sınıfta okuttu Yavuz Bulut. Şimdi aşağıya Gözde'yi, erkek kardeşini ve babası Yavuz'u koyuyorum. Benzerliği görebilirsiniz.

 gözde yıldar'ın babası

Bunların bir de kanı bozuk ailesine çekmiş has Ahmet Dinçel denen çocukları var.

Sene 2013'te, oğulları Ahmet Dinçel denen hain beni aradı ve işten çıktığını, cebinde parası olmadığını söyledi. Benden para isteyince, saf gibi ona iş bulana kadar 2 günde bir para verdim.

Para gönderdiğim bir seferde de şu olay yaşandı:

Ben, Pembe Panjur denen evlilik sitesinden bir bayanla konuştum ve yemek yiyelim demişti o zamanlar. Yemekte kirasını ödeyemediğini söyledi ve

"Kuzenim para gönderecek, senin hesabına alsam olur mu?" dedi.

Ben de olur dedim, saf gibi.

Meğerse, Pembe Panjur'dan başka birisiyle daha konuşmuş ve ondan para alıp bana yollatmış. Sonra telefonlarımı engelledi. Para aldığı adamı da engellemiş ama adam şikayetçi olmuş, 300 TL gibi komik, düşük bir rakam.

Çocukları Ahmet Dinçel'i de çağırıp ifade almışlar. Ona para gönderdim diye. Ben de hemen Ahmet Dinçel'e, "Git ver adamın parasını, vazgeçsin," dedim.

Ahmet Dinçel ise, "Bursa'ya gideceğim, 300 TL ona versem taksi parası lazım, otel parası lazım," diye ta o zaman 3 bin aldı benden, adamın parasını vermiş. Beni dolandırdı, yetmedi, bana şunu söyledi:

"Gittim, adam şikayetinden vazgeçti, suçumuz olmadığını anladı ve seni savundum mahkemede, gerekirse beni tutuklayın dedim," dedi.

Ama, mağdurun parası verilmesine, şikayetçi olan birisi artık olmamasına rağmen, kamu davası açılmış ve bana 4 buçuk sene hapis yazmışlar.

Avukat tuttum, suçsuz olduğum istinafta belli oldu beraat ettim.

Hayatımda doğuşta zaten ceza verilmiş, nedensiz ama hala işlemediğim suçtan da ceza yazılıyor.

Ben de diyorum, neden adam şikayetini geri aldı ve neden kamu davası açıldı bu uzlaşma yanlış anlaşılma davasında?

İşin daha da kötüsü, askerdeyken ta o zamandan beri ikametim orada kaldı diye eve gelen bu mahkeme kağıtlarını bana bilerek ceza alsın diye haber vermediler.

Bir de etrafa, adiler eve polis beni sormaya gelince, kötü işler yaptığımı söyleyecek kadar vicdansızlar. Ahlak yoksunları, utanmazlar.

Tipim düzgün diyedir nedir, hiç çevirmeye de takılmadım. Hata olmadım, hastaneye gitmedim ama sonunda e-devlete bakınca öğrendim. Yazıklar olsun.

Çünkü nedeni buydu. Hainlerin hain çocuğu, onlarla aynı kandan olan Ahmet Dinçel, bana

"Gittim, adam şikayetinden vazgeçti, anladı suçumuz olmadığını ve seni savundum mahkemede de, gerekirse beni tutuklayın dedim"

diye söylemesine rağmen, benden devamlı para istemesi ve almasına rağmen, mahkemede şunu söylemiş:

"Atilla devamlı duyduğuma göre kötü işler içerisindeymiş. IBAN'ımı istedi ve bana borcu vardı, vermedim. Bir şey olmaz dedi, istedi verdim. Atilla kötü işler içerisinde ama kandırdı beni."

Be utanmaz ve aşağılık insan! Sen aç karnını doyur, sen kimsin ki ben senden neden para alayım? Ki almadım, sen istedin hep! Bunu söylemesindeki neden ne?

Neden yani neden? Bana yolla de bitsin, gerçeği söyle, beni kötülemenin ve asılsız, suçsuz yere ceza aldırmanın nedeni ne?

Eğer bir TL aldıysam bundan, sabaha kadar çıkmak bana nasip olmasın ki, eşim şahittir onun benden aldığına, hep isteyip isteyip borçta değil, öylesine hem de. Çok kötü küfür edeceğim de, burada etmeyeceğim. Takdir sizin. Bunların kanında var kötülük, hainlik.

Bana yüzüme karşı, beni savunduğunu, "Kızın birisi aldırmış hesaba para, çekip Atilla vermiş," dediğini, benim ona yolladığım paranın kendi kazancım olduğunu mahkemede söylediğini söyledi bana bu şahıs, oğulları Ahmet Dinçel denen kişi. Bir de gururlanarak söyledi.

Bu adamın derdi ne? Anladık, kan çekmiyor ama insan düşmanına yapmaz bu adiliği.

Hem de parasını aldığı kişiye! Hiçbir suçum yokken, zaten adamın parası anında ödenmiş, şikayetçi değilken, bu hain yüzünden 60 bin TL avukat parası ödedim, kurtuldum ama ödedim, kurtuldum.

Bana iki yüzlülük yapan, "Hiçbir sorun yokken doğruları söyledim mahkemede, seni de savundum, ödenmiş adamın parası," diyen Ahmet Dinçel denen hainin ifadesi burada...

ilan

Ulan be adi siz siz adam, senden bir TL aldıysam sabaha çıkmak nasip olmasın.

Web tasarım işimi dolandırıcılık oluyor ha, kıskanç hırsız insan kılığına girmiş yaratıklar!

Kod yazmak mı dolandırıcılık oluyor? Yoksa AdWords reklam yerinin uzmanı olup, millete web sitesinin reklamını yapıp güzel para kazanmak mı dolandırıcılık oluyor?

Bana her gün müşterilerim, Google reklamı verdiğim için başarımdan dolayı teşekkür ediyorlar.

İSPATI

ilan

Dolandırıcının kralı sensin, insan kılığına girmiş hırsız yaratık!! Çalıştığın iş yerlerinden nasılsa ustabaşı olup, aranmadan çıkıyorsun diye duydum ve çaldığın altınları Çemberlitaş'ta dökümcüde kuyumcu arkadaşınla (ismini yazmayacağım arkadaşının) eritip hırsızlık yapıp bölüştüğünüzü de biliyorum.

Dolandırıcının kralı sensin, insan kılığına girmiş hırsız yaratık!! Çalıştığın iş yerlerinden nasılsa ustabaşı olup, aranmadan çıkıyorsun diye duydum ve çaldığın altınları Çemberlitaş'ta dökümcüde kuyumcu arkadaşınla (ismini yazmayacağım arkadaşının) eritip hırsızlık yapıp bölüştüğünüzü de biliyorum.

Ben hayatım boyunca ne dolandırıcılık yapıp bir insanın hakkını yedim, ne de hırsızlık yaptım! Ben Bayram Acar'ın oğluyum.

Vicdanımın geni babam Bayram Acar'dan geliyor ki, senin gibi bir haine, yılana, korkağa para yardımı da yaptım.

Bir web sitesini 3 saatte tamamlayıp, SEO ayarlarını yapıp, alan adı dahil alıp, kodu Search Console'a dizine ekleyip (karışık ve uzun konudur, konu dışı, es geçiyorum, ayrı bir meslek konusu çünkü) haritayı da Google'da bir numarada çıkarabilen bir uzmanım ben.

Kafanın içinde beynin olmadığı belli ama şeytanlık ile dolmuş adilik hain ve hainler, çapulcular! Bana para yolladı, istedim, yardım etti ama nereden geldiğini, aldığını bilmiyorum dese, yine zaten dava açılmıyordu. O Yasemin denen adi dolandırıcı kızın yüzünden oldu bunlar, demeyeceğim.

O dolandırıcı, tamam, ama sen nesin? Dolandırıcının ötesi utanmaz iki yüzlü Ahmet Dinçel! Kanı bozuk.

Size yapılsa aynısı, suçsuz olduğunuz yerde, sorun yokken bir problemi çözüyorsunuz ve suçsuz olduğunuz belli oluyor, ama size bir kişi bunu diyor diye dava açılıyor tekrar.

Konu bu, ortada bir düşmanlık yokken, hem de yüzüme gülüp neden? Neden? Neden? Anladık, kan bağın yok, nankörlüğün var da adiliğin liğin neden? Ha, hayal derler aynen dedikleri gibi. Bakın UYAP dosyası da, devlette hayal, her şey değil mi? Şimdi hayale de küfür ettirecekler bana.

Siz, birisine para yardımı yapıyorsunuz, düşünün. Hesabınıza birisi para yatırtıyor ve geri ödüyorsunuz.

Sonra, yardım ettiğiniz kişi (para gönderdim ki ona sordular ben yolladım diye) sizi savunduğunu söyleyip, gizliden sizi suçluyor ve siz UYAP'tan okuyup öğreniyorsunuz ki, sizi yalan ve yalanlarla suçluyor, ceza almanız için.

Suçlamada iki taraf da beraat edecekken, küçük yaştan beri kan çekmeyip zaten beni kıskanan bir insan bu Ahmet Dinçel denen kişi.

Ahmet Dinçel beni para için sahtecilik yapıp hayatımı çalan hiç bir akrabalık bağım olmadığı halde nüfusuna geçirip gerçek babam Bayram Acar vefat edince beni sokağa atan Gülsüm ve Sebahattin Dinçel'in oğulları olur.

Ahmet Dinçel demişken, babam Bayram Acar vefat ettiğinde, benim derslerim çok iyiyken okula göndermeyip her zaman kendi çocuklarına oku deyip, kendi çocuklarının başarısızlığı yüzünden beni kuyumcuya işe verdiler. Hey, paraya tapan hainler!

Kendi çocuklarını ben 10 yaşımdayken, 1989 senesi gibi olması lazım, Celal Sunar diye bir Çivrilli kuyumcunun yanına, Kapalı Çarşı'daki kuyumcu imalathanesine verdiler.

Hey hainler, çocuklarını Ahmet Dinçel'i İstanbul Kapalı Çarşı'da kuyumcu imalathanesi olan, aslen Çivrilli olan Celal Sunar denen adamın yanına çırak olarak verdiler, ama adam fedakarlık edip çıraklık kursuna gönderdi.

Celal Sunar aşağıda

çivrilli  celal sunar
sunar kuyumculuk celal sunar

Adam fedakarlık etmişken, altın deseni kalem atma makine bölümünden, çocuklarını tembihleyip cebine avuç avuç altın çapakları çaldırıp,

"İş elbisenle gel, anlamasınlar, bu senin hakkın" deyip (neden hakkın için, hırsızlık haksa...)

hırsızlık yaptırdıkları çocukları Ahmet Dinçel, eve girince hepsi birden hırsızların ayaklarının altına gazete serip, bu altın çapaklarını cebinden doldurduğu yerden gazeteye silkeleyip, bilezik kutularına koyup, Çivril'deki beni alan kadın Gülsüm Dinçel'in kardeşi Feride Kaya'ya, Denizli'de satıp balya balya paraları aldıklarını hatırlıyorum. Sonra, bu parayla hırsızlıklarla yeni mobilya alıp insanlara hava attıklarını da hatırlıyorum.

Beni alan Sebahattin Dinçel, bir tane iş tutamayan, küçükken menenjit geçirmiş birisi. Hayatta ne dediği bir olur, ne de anlaşılır, resmen bir sakat.

Tabii ki şeytanlık kısmında bir numaradır. Hayatta ne ev aldı ne mobilya aldı. Beni babam Bayram Acar'ın aldığı kendi evimden kovan hainler. Her şeyi çıkarıyorum ortaya, bakalım kimmiş hayalci?

"Ben sizin her şeyinizi ortaya çıkaracağım. Daha bu başlangıç hainler.

O evi Babam Bayram Acar'ın bana aldığı, bana bakın diye aldığını da ispat edeceğim, sonra ne olacak söyleyeyim size neler yapabilirim, ev elinizden gidebilir değil mi?

Geçmişe dönük kira bedeli bile alabilirim, sizden maaşınızı dahil icraya verip alabilirim ve yaptıklarınızı kanun karşısında ödetebilirim. Mirasımı alsam dahi bunları intikam için yapabilirim değil mi? Yaptıklarınızdan korkuyorsunuz onun için.

Evet iyi bilmişsiniz gerçekten intikam alacağım sizden. Lanet ettim hepinize çünkü.

Siz mahkemede bana söylediğiniz doğruları söyleyene kadar ben de gerçekleri buraya yazacağım ve söylememeye devam ederseniz ben kendi uğraşımla adalet karşısında ispat edeceğim ve bu dediklerimi yapacağım.

Sonuna kadar uğraşacağım. Gerekirse bin kez dava açmak olsun açacağım."

Ve bana yüzüme karşı her şeyi apaçık anlatan beni alan Gülsüm Dinçel, ben küçükken soranlara, "Yok, bizi bilsin artık," dediğini bugünkü gibi hatırlıyorum. Ve ben neden bu konuşma oldu diye büyüyünce sorunca, alındığımı bilmeden önce yani, telaşlı şekilde kocasının yanına gidip, "Vallahi hatırlıyor her şeyi, napcez?" diye Denizli şivesiyle telaşlı soruşunu da hatırlıyorum.

2010'da, beni alan Sebahattin Dinçel'i alkollü olarak karşıma rastgele çıkınca, ağzından laf almaya uğraşınca, "Senin baban çok muhterem birisiydi, sözü geçen bir insandı, sende onun gibi çok zekân var," demişti ama daha da sorunca uyanıp uzaklaşıp kaçıp gitmişti karşımdan. Hepsi çıkacak yakında, emin olun. Sadece buna inanın.

Şunu unutmamanız babamın çocukları, düşman olsanız bu kadar nefret etmezdim sizden. Okursanız burayı, hepimiz aynı genleri aldık ve siz akıllıysanız ben de o kadartım.

Tahminen ne kadar vicdanlıysam, siz de öylesinizdir diyemiyorum. Değilsiniz çünkü. Ama bana imkan verilmedi, sizin kadar.

Hakkımı almadım Soy bağıma geçmek istiyorum. Onurumu ve gururumu kurtarmak istiyorum. Annemi bulmak. Babamı yaşamak. Miras hakkımı almak istiyorum. Babamın fotoğraflarına, videolarına bakmak, onu tanımak. Gerisi benim olsun hiç ama hiç zerre kadar önemli değil umrumda değilsiniz.

Beni alan Gülsüm Dinçel denen kadının tek savunması, yalanlarıyla "hayal görüyor" demesi.

Ne hayali, kendisi düpedüz hain, yalancı insanın yüzüne bakıp arkasından iş çeviren adinin tekidir. Para için bu hayatta yapmayacağı şey yoktur asla.

Ben askerden gelince bir yanlış evlilik yaptım.

Karşıma hep utanmaz adiler şeref yoksunları hainler çıktı. Bu yanlış evlilik yaptığım kadın olacak kişi, geldiğinde hamileydi.

Çocuktum o zamanlar. İşte bundan daha da kötüsü evleneceğim kişi haysiyetsiz, hamileymiş ve sığınmak için yani çocuğu yamayacak bir kişi arıyormuş. Hepsi merhametiş olmana inanılıksız kişiler.

Taa o zamanlar, iş yerindeyken İstanbul'da, bu çocuğun annesi kız arkadaşıyla hamilelik konusunu konuşurken, kız arkadaşına,

'Gözün aydın, hamilesin, duydum,' dedim. Kız arkadaşı da Sibel Arslan Alemdar şunu söyledi: 'Ne hamilesi be, bir tane var, yeter zaten. Yok öyle bir şey, o hamile,' (başıma kalan çocuğun annesi hamile) demişti."

Ve bir gün adiler insan kılığındaki kadın, evden kaçtığını söyledi ve başıma kaldı.

Aynı zamanda, alkollüyken bir adamla yanlış yaptığını da anlattı.

Benim değil çocuk dedikçe, evlendikten sonra tabii ki kimse inanmadı.

Tabii ki bu adi ler kadın da çocuk doğunca bırakıp kaçtı. Bu Gülsüm Dinçel denen beni alan paraya tapan kadın, bana 'her ay para yolla bakarım' diye haber yolladı.

Bunca zaman, benim olmayan bu çocuğa acıdığım için her ay şimdikinin parasıyla 10 bin TL yolladım ve Getir'den eve siparişler. Ama isyan ediyordum, çünkü bu lanet insanlarla muhatap olmak istemiyordum.

Bu Gülsüm Dinçel denen beni alan paraya tapan kadın, her hafta 'yok apartmandan para çaldı' diye yalan söylüyor, çocuğa da yalan söyletiyor 'parayı bölüşelim' diyerek (öyle eğitmiş ama benim değil, çocuk umurumda da değil).

Yok, 'bilgisayarı kırdı başkasının' vs. gibi her ay ekstradan yalan söyletiyor ve ben babamın Bayram Acar olduğunu öğrendiğim zaman hepsine defol dedim. Çünkü bir insana bu kadar haksızlık yapılmaz.

Bu Gülsüm Dinçel denen beni alan paraya tapan kadının planı, benim gerçek annem olacak kadına yalanlar söylüyor, ama bu tahmin sadece.

Beni soranlara çocuğuna bakıyorum diyordur.

Be vicdansız kadın, sana çocuğum olmadığını kaç kez söyledim, beni soydun sırf o hain çocuk için sesimi çıkartmadım.

Ama bu kadar hakkımı yediğini öğrenince, beni Babam Bayram Acar'ın bana aldığı evden, kendi evimden kovduğunu ve orada.

Babam Bayram Acar'dan kalan milyarlarca miras hakkımı sakladığını ve onlarla anlaştığını duyunca bitti vicdan.

Nasıl yediniz hakkımı adamcağız vefat edince... Yazıklar olsun size. Sizi ne kadar seviyorsa babam beni de seviyordu ve resmen gölge olmuştu bana başımda.

Neyse, yanlış evlilik yaptığım kişiden olan bu çocuğun adı Yiğit'tir, babası kesin doğulu. Namusum şerefim üzerine yemin ediyorum, benim çocuğum değil. Annesi alkollüyken de söylemişti bana ve hatta Mayıs 2002'de nikah oldu.

Ve, bu çocuğun annesinin eli elime düğünden önce asla değmedi, sonra bu kadın her gün test yaptırttı bana 'çocukları seviyorum' diye. Yalan! Neden bırakıp kaçsın sonra?

Ve ikinci olarak, ben de çocuk sayılırdım, ne bileyim askerden geldim, cahilce. Bu annesi olacak adi, doğum kontrol hapını düğünde verince kıyameti kopartmıştı ve ağlama krizleri...

Neden ulan neden?

Besbelli tabii ki, bırakıp gitmeden önce öğrendim, alkollüyken benim olmadığımı. Kaç kez söyledim de Gülsüm Dinçel denen beni alan kadına, para alacak ya benden, başardı da soymayı."

Ve mantıken, mantıken diyorum, haziranda düğün oldu.

Her gün test yaptıran ve negatif diyen bu aşağılık kadın, son pozitif çıkan testle bana yaptırttı ve annesinin, 'Yazık yapma kızım,' dediğini hatırlıyorum. Mantıken dedim çünkü, haziranda düğün, 16 Ağustos'ta pozitif çıkan bu testte, bugün gibi hatırlıyorum tarihini, çocuk 2002 Ocak 14'te doğdu. 5 aylık doğması gerekirken tıpta, prematüre olarak 7 buçuk aylık doğdu.

İnternetten, o Sibel denilen kız ile hatta bulup konuştum bu çocuğun annesinin arkadaşıyla.

Evet doğru, ama benim suçum ne, ona sor, aldır dedim, aldırmadı, kaçtı evden, sığındı bir yere dedi çocuğun annesi Din. Ben ise, Babamın Bayram Acar olduğunu öğrendiğim ve bu kadar hakkımın yendiğini öğrenince, bitti acımak artık dedim.

Babamın Bayram Acar olduğunu öğrenmeden önce bu çocuğu yanıma çağırdım.

'Burada kal, beni o adiler ile muhatap etme,' dedim.

Meğer bana hem hakkımı yiyip hem de bana düşman yetiştirmiş beni alan Gülsüm Dinçel. Bu çocuk geldi yanıma, yaptıkları bu oldu, yazıyorum vicdansız nankör adilerin...

1--- Her gün karton karton sigarasını aldım, ama gizli gizli yüzüme gülüp sigaraları kırıp çöpe atmış, logar tıkandı apartmanın.

2--- Sucu çağırdık eşim ile ama bozuk yerler yok. Eşim bana şunu demişti: 'Yerlere su dökme, sebilden kabarıyor, pahalandı her şey.' Yani bu yüzden evdeki yerlere gizlice su döktü, sel bastı evi.

3--- Eşim bana dedi ki, Yiğit bir şey karıştırıyordu gizli elinde, sorunca da bunu söyledi: 'Sakın söyleme, kahve çok içiyor diye kızar bana,' dedi diye bana söyledi.

Meğer, beni zehirlemiş. Ölmem için... Hastane çıktı her şey, bu insanlıksız evden gidince ölümden döndüm. Ne yaptım ama ne? Bilmiyorum ama bir kere küfür etmedim, kızmadım, acıdığım içindi hep iyiliklerim. Bilgisayar alırdım, kırardı, hemen bir daha al. Suç bende, sevgi görmedim, ona vereceğim dedim diye yaptım bu haine."

4--- Psikiyatriye götürdüm ve ilaçlarla birlikte 10 bin TL tuttu. Bu insanlık yoksunu, aklı sıra bana '10 tane içtim, bir şey olur mu?' diye soruyor.

Benden daha akıllı sanki. Psikolojimi bozacak aklı sıra. Ulan, zaten çocuğum değilsin, merhametli insana geldin diye merhametsizlik mi yapılır? Doktor bayan psikiyatrist bile hasta olmadığını ve hatta bana kendime dikkat etmem gerektiğini, onun Yiğit denen adi 'nin gözlerini kaçırdığını ve numara yaptığını söyledi.

İyi de ne yaptım? Sadece iyilik ama bu evden gitmek için ve beni alan düşman Gülsüm Dinçel, beni öldürmeye kalkan bu adiye hiçbir şey demeyip eve almış.

5--- Bu olaydan önce dövme yaptırttı 20 bin TL'ye ve beğenmedim, sildireceğim, bir daha yaptıracağım dedi çünkü bana maksat zarar vermek maddi ve manevi. Askerlik resimlerimi silmiş, ben uyurken uyandım, başımda korku filmlerindeki gibi bekliyordu. Namert. Öldürecek gibi bir yüz ifadesi ile, ağzını hafif açıp kapatıyordu.

Hani bir insanı öldürürler ya, aynen o aşamadaki nefretle bakıp duruyordu. Ben de ne yaptığımı anlayamadım iyilikten başka. Namusum şerefim üzerine yemin ediyorum, ne bağırdım, ne küfür ettim. Ne isterse almışken ben. Kalktım ve 'Neden bekliyordun başımda?' dememe rağmen, ilk 'Orda değildim,' dedi.

Sonra itiraf etti, 'İyi misin diye baktım,' dedi. Öldürme planları yapıyordu ama işe yaramadı. Ama neden? Bir kez vurmadım, ne isterse almıştım. Neden? İnsan doğdu doğalı bana zarar veriyor, kırıyor, hep işi şeytanlık. Çünkü genimden zerre almamış, kimin çocuğuysa artık, lanet olsun o annesine de babasına da bu çocuğun."

"6--- Bana yalvardı bu Yiğit denen kişi, 'İçki al,' diye aldım ve votkayı 35'lik 10 dakikada içti ve ne sarhoşluk var, ne bir şey. İçki dokunmuyor.

Sonra, 2 hafta geçti, eşim toplantıya, eğitime Konya'ya gitti ve bu Yiğit denen vicdansız, ta bir ay önceden plan yapmış. Bilgisayardan bilet fiyatlarına bakmış, geçmişten gördüm bu olay gününe.

Bir biranın yarısını içmedi ki kendini alkollü gösterecek. Planı bu. Birden evde yalnızken küfürler etmeye başladı, dışarıdan geçenler, herkes camlara çıktı. 'Ne oluyor, kafayı mı yedin?' dedim.

O akşam da Yemek Sepeti'nden meze, haydari, kalamar, karides vs. 3 bin TL'lik aldım yemesi için, bir de bu haine. Hiç küfür etmedim, vurmadım, durduk yere yaptığına yemin ediyorum."

Ne oluyor, kafayı mı yedin dedim. Hiçbir küfür etmedim, vurmadım durduk yere yaptığına yemin ediyorum.

Bana plan yaptı ve planı şuydu: 11 ay denetimli serbestliğim vardı, onu yakacaktı.

Bu lanet denetimli serbestlikte (ailemin kim olduğunu öğrenmek için içki içirdiğim, öğrenirim belki diye beni alan Sebahattin Dinçel'i yanıma çağırdığım zaman ki o zamanlar bu anlamsız yaşadıklarım zaten aklımdaydı, beni nereden aldıklarını öğrenmeye çalışıyordum ve o zaman babamın Bayram Acar olduğunu henüz öğrenmemiştim.)

Beni alan Sebahattin Dinçel, benim telefonumdan 'mesaj çekeceğim, kontörüm yok' demesi üzerine sabredip ağzından laf almak için tamam dedim ama benim adıma ayrıldığı bir ortağından alacağını almak için tehdit mesajı atmış.

Güya, beni alet edecek, korkutacak alacağını alacak.

 

Ulan yaptıklarınız yetmedi, başımı da belaya sokmakta hiç çekinmediniz değil mi?

Benden habersiz ortağına küfür etmiş mesajla, beni alan Sebahattin Dinçel.

Banane senin alacağından, git savcıya! Kendi oğlunun telefonunu kullanmaz tabii... İspat da edemedim benim yapmadığımı... Mesajı silmiş sonradan, bunlara şeytanlığa kafası çalışır bunların ancak...!

Yoksa ben telefondan küfür edecek kadar gerizekalı bir insan değilim asla. Bu yüzden oldu, başıma kaldı ve kendisi ceza almadı siz adam.

İsmet Burnaz denen ayrıldığı ortağına etmiş küfür.

 

Şimdi ben de ona edeceğim, bu adama neden benden ediyorsun diye, neyse başka bir konu. Her yerleri zarar ve hayatımı çaldılar, mahvettiler hainler ler. Git savcılığa şikayet et, değil mi? Neden almak için beni kullanıyorsun, adi adam!!!) İspatı burada... aşağıda...

ilan
ilan
ilan

2.'si, Ahmet Dinçel denen adinin bana attığı nankörlük yüzünden, hiçbir suçum yokken, tekerrür diye geçti."

İşte bu davadan, suçum yokken bana sabıka giydiren ve hayatımı çalan adiler.

 

Dava 10 sene sonra sonuçlandı. Neyse, bu hayatımda hep kötü kişiler geliyor ve bu Yiğit denen haysiyetsiz in o geceki maksadı ona vurmamdı. Denetimli serbestliğimi yakmaktı planı.

'Niye vurmuyorsun ha? Küfür ediyorum sana, sen erkek değil misin?' diyordu.

Omzuna vurdum, 'Sus, yeter git odana' diye, çünkü zayıfa bir vursam ölecek; ben boksörüm, 105 kiloyum, o 60 kilo kavga bilmeyen, gülüyor, düştüğü yerden kalkıp evde olmayan eşime hakaretler ediyor ama benim ise ağzımdan köpük çıkıyordu sinirden.

Bana vurmaya kalkıyor, gülüp, ona vurayım diye, aklı sıra beni baba şiddeti diyecek. Babası zaten değilim, bu olay için  değil zaten değilim, ama o akıllıysa ben daha akıllıyım.

Bana vurmaya kalkınca hep, her seferinde, İstanbul boks birincisi şampiyonluğum var benim. Gençler milli takımdaydım 1996'da, Kadir Yüceler hocamdı.

Birisi bana vurmaya çalışırsa, ellerim direk havaya kalkıyor, istemsiz otomatik gardımı alıp vuruş pozisyonuna geçiyorum. 1 saat vursa biri bana, bir tane yumruk alırsam şuradan çıkmayayım nasip olmasın ve küçükten beri refleks yeteneğim var.

 

Gücüm, bir boks makinesine vurunca hep rekor sesi geliyor, herkes bilir beni. Bu cılıza bir tane vursam, ölecek, ama vurmayayım derken vursam.

Ceza almayayım diye derken tansiyon hastası değilim ama nefes alamadım sinirden. Ölçtüm tansiyonumu, 20 çıktı ve yüzüm çok kırmızı oldu. 'Dil altı ver bana' dedim ve bayılıyordum, nefes alamadım.

Kendim dil altını çekmeceden sallanarak almaya çalışırken, bu Yiğit denen şahıs arkamdan sopa ile 'Geber' diye vurdu. Nasılsa kan bağı yok, kan çekmiyor ama insanlık da yok.

Bu kadar iyiliği şeytana yapsan melek olurdu. Yaptığım iyilikleri kısaca yazdım bu adi nanköre. Ortada hiçbir şey yokken, bağırmadım, küfür etmedim, azarlamadım ama planının parçasını (bir şey yok ortada, birden yapıyor) uygulayan Yiğit denen haine. 'Neden? Ne oldu ki böyle yaptın?' soruma,

'Beni onların yanında bıraktın' oldu. (Bahane)

Ben de, 'Ne istersen aldım, hep yanındaydım, hesap sormak istersen, annen olacak kişiye gideceksin ve sen hâlâ buradasın, devamlı kalabilirsin. Burası senin' dedim ama ne fayda, bahane, hem kan çekmiyor, hem de hainlik, şeytanlık yapıyor.

Sonra ben buna sinirden bir tane vurdum, yere düştü, tek elimle iki elini tuttum. Bana gücüm yeter mi? Bir elimde telefon, öteki elimle onu tutuyorum ki herkese rezil oldum komşulara, çıkamadım 2 ay dışarıya. Öyle bağırıyor, polis çağırdım, geldi.

Ve polis memuru hafif gülümseyerek, 'Buyurun, sorununuz nedir?' dedi.

Zavallı adam, hiç unutmuyorum, içim parçalandı. Bu Yiğit denen adi gülen polise durduk yere tokat attı. Son şansını denedi ki beni içeriye atmak için. Ben araya gireceğim, ceza alacağım, öyle mi?

Polisin ne suçu vardı ki be vatan haini seni, alçak hain adi seni, zavallı adam işini yapıyor, devleti koruyor, görev başında, be hain, hain, polise el mi kalkar ulan ha? Neyse, aşağıya götürdüler.

Bir tane vurmadım çünkü yanacaktı denetimli serbestliğim.

Yiğit denen kişinin bilmediği bir şey vardı.

Ona vurmam için uğraşsa da, ben daha akıllıydım. Benim kanımdan olmayan lanet vicdansızlar, canınız cehenneme. Artık babam Bayram Acar olduğunu biliyorum. Tek kanım, canım o ama kalk desem de kalkamaz.

Ben bu gidince bilgisayarına baktım. Bir kıza şunu yazmış, 'Sen kız değilsin, herkesle olan bir insansın, benimle beraber ol, hayır dersen... ev adresim xxxx (benim adresi vermiş)... tam olarak.

Maksadı, kimseye küfür etme demiştim, başımı belaya sokma, benim adıma internetten bana sorarlar demiştim o yüzden. Ortada bir şey yokken bunları yaptı, ya durduk yere.

 

Ne vurdum, ne küfür ettim, ne kızdım, birden bağırmaya başladı ki komşular polis çağırsın, ben o arada ettiği küfürden buna vurayım, içeri gireyim diye.

Savcı demeyecek miydi, 'Sen denetimdesin zaten, bir de buna mı şiddet yaptın?' diyecekti tabii ama ben ondan daha akıllıydım."

Hainin kendi başına geldi, dava açılmış polise vurmaktan.

 

Yahu adamın suçu ne yav, suçu ne? vatan haini., sen kimsin görevi başındaki adama güler yüzlü iken böyle yapıyorsun? Neyse hepiniz cehennem olun. Şimdi, beni alan ve paraya tapan Gülsüm Dinçel'in, tek bu çocuğuna bakıyorum, hasta,' demesi olacaktır.

Ve benim adıma akrabalardan dahi gerçek annem kimse para alıyordur eminim. 'Bakıyorum' dediği yetiştirdiği çocuk, yalanlarla yalan söylemeyi eğiten, hırsızlığı öğreten Gülsüm denen haini.

Çocuğun kolları jiletten gözükmüyor. Çocuğa yalanla ortaklık yaptı para çalan Gülsüm denen yaratık. Kocasına kendi çocuğun diye senelerdir kızına baktıracaksın Gülsüm yarattığı.

Be baba Bayram Acar, keşke beni çöpe atsaydın da bunlara vermeseydin. Yaktın beni. Bir de ev almışsın bunlara, keşke, keşke soğukta bıraksaydın ölseydim küçükken. Fabrikan varken aniden öleceğini bilemedin ama keşke bunları yapsaydın ve tam böyle insanlara vermişsin. Diyecek bir şey bulamadım, sinir krizi geçireceğim.

Bunu anlatmamdaki neden ise, çocuğa bakmıyor o kadın, bir şeytan. Para için soyuyor milleti. 'Ya çocuğuna bakıyorum' diyordur şimdi. Kaç kez dedim benim çocuğum değil diye. 'At o şerefsizi sokağa,' diye mesaj çektim ama atmadılar.

Çünkü, beni hayalci göstermek için elindeki güven kozu bu. Aynen de öyle. Banane kardeşim, bugün ölsün isterse benim çocuğum değil ulan, değil! 'Attın,' dedim, yok... Neyse.

Kan bağım babam Bayram Acar, elbet ispat edeceğim ve paraya tapanlar bunu yaptığımı görene dek ben bu hayatta gerçek bir nefes almayacağıma dair yemin ediyorum! Namusum ve şerefim üzerine yemin ediyorum, yazdıklarımda bir tane yalan yoktur.

Artık bana bu kadar zararları dokunan ve düşmana yapılmayacak kadar hainlik, kötülük, yalan insanlar, zararınız dokunamaz ve tam tersine siz gününüzü göreceksiniz, hepiniz. Sıra bende.

Bu Yiğit denen yaratığı anlatmamdaki sebep, Gülsüm Dinçel'in benim hakkımdaki hayatımı çalışının, bir ev için hayatımı satıp beni sokaklara atmasının tek savunması, 'hayal görüyor, ya çocuğuna bakıyorum' ya olacaktır.

Lanet olasıca kadın, çocuğum olmadığını biliyor o şeytan Yiğit denen yaratığın ve devam et bakalım yetim hakkı yemeye ve kötülük yapmaya. Adalet bu dünyada var. Hesabını vereceğine dair, ben ilahiyi karıştırmam çünkü her şey elimde. Yeminim var bu yaptıklarını sana ödeteceğime, hepinize, teker teker. Yeminim var.

Yiğit Dinçel'in babası, annesinin tek gecelik birlikte olup, evden hamile olarak kaçtığı planını uyguladığı zamandan önce Osmanbey'deki bir adam.

Bilmiyorum gerisini, annesi olacak gaddar hain biliyor. Ona da lanet ettim ki, o kadar.

Hayatımda neden bu kadar var ve lanet bitmedi, ben anlayamadım. Neden ben bu kadar? Ben çok sağlıklı birisiyim ve benim yerime başkası olsaydı, seri katil olmuştu. Sadece, 'yeter' diye bağırasım var.

Ben babamın çocuklarının hiç birisinin yemin ediyorum yerimde olmasını istemezdim.

Talihsiz bir trafik kazasında aniden vefat etti babam Bayram ve ortada kaldım hainlerin yanında 9 yaşımdayken henüz.

"Bulduğuma mı sevinsem? Öldüğüne, hem de yanarak öldüğüne mi üzülsem?...

E-Devlette soy bağıma baktığımda o bana ait olmayan kişileri yalan, yalancı soy bağını görmek istemiyorum o yalancı soy bağını alakam olmayan soy bağını sahte soy bağını görmek istemiyorum. Aslımı görmek istiyorum. Bu benim için onur meselesidir.

Mersin mezitli adresim.

Bugün de, gerçek amcamın oğullarından birisi ile konuştum. Beni bildiğini söyledi ve amcam Bayram Acar ile bayadır konuşmadığını, zaten 1988'de vefat ettiğini, 2. bir evliliği olduğunu ve ondan bir çocuğu olduğunu duyduğunu, benim ise gerçek annemin isminin Emine olduğunu söyledi.

Durup durup insanın içine baba hasreti düşüyor ve aklımdaki hasret sadece, arabadaki gördüğüm beni çok seven babam Bayram Acar. Keşke ölmeseydi ama yapacak bir şey yok. Çok üzgünüm.

Her şeyi bilen ve bana annemin kim olduğunu, olayları anlatmayan, hâlâ hakkımı yiyen ve şeytanlaşmış olan beni alan Gülsüm Dinçel ve kocası.

Bir insana verilecek en büyük ceza mı bu? Neden anlatmıyorlar hâlâ? Ev elden gidecek diye mi?

Benim yerimde olsa bir insan 24 saat düşünüp, bir bulmacayı çözmüş ve 2 satırı kalmış. Çok kötü bir durum gerçekten. İnsanı delirtmeye çalışıyorlar. Anahtar onlarda şu an ama bir köpek dahi bu insanlardan daha merhametlidir, yemin ediyorum.

Ve ben Çivril Bozdağ gruplarındaki insanların bazılarına mesaj yazdım Messenger’dan. Onlardan birisi döndü bana, sağ olsun. Gazeteciymiş

. Benim annemin adının Emine olduğunu ve Çivril'in Savran köyü tarafından olabileceğini söyledi.

Aklıma gelen ise şu oldu: Ben 10 yaşımdaydım. Beni alan Gülsüm Dinçel aslen Çivril Savran köyü doğumludur. Savran köyüne ben 10 yaşımdayken götürdüler bir kere.

Orada demir kapılı bir yere girdik. Beni alan Gülsüm Dinçel'in dayısı, lakabı “Avcı Dayı” olarak bilinirdi Ramazan dayı dedikleri kişi.

Kapıdan içeriye girince, herkes içeriye girdi, köy evi tek katlı ve demir kapısından girince bir bahçe ve eve giriliyor.

 

Eve giriş yerinde bir tulumba ile su çekiliyor, küçük küvet denir ondan vardı ve ben girmedim, oynamaya başlamıştım.

“Avcı Dayı” dedikleri akrabası, ben su oynarken bana şunu sordu ve aynen yazıyorum:

“Senin anan baban kim bakayım? Söyle bana bir kim?” Ama çocuklara sorulur ya, yaşlılar sorar tabii ki ve ben hafif gülümseyerek cevap verdim. O da dedi ki, “Emin misin?”

Ben de tekrar hafif gülümsedim ve bana cevabı tekrar eğilip, telaşlı bir şekilde kapı girişini kontrol edip şu oldu:

“Bak! Ben sana iyilik ediyom. Tek maksadım iyilik şimdi. Onlar senin anan baban değil, git şimdi şu ev var ya, oraya sor, sor bul ananı sen,” dedi Denizli şivesiyle.

Avcı Dayı benimle çok ciddi, heyecanlı ve acil, hızlı bir şekilde konuşurken, kapıdan beni alan Gülsüm Dinçel çıkınca, birden Avcı Dayı kendini, yüz ifadesini ve rolünü değiştirdi, sağa ve sola baktı, bir şey olmamış gibi yüz ve konuşma ifadesini zoraki gülümseme ve ifadeyle değiştirerek, az da telaşlı olduğu belli olarak şunu söyledi:

“Gidiyor musunuz bakalım, iyi, hadi uğurlar olsun, uğurlar olsunbakalım tekrar gelin,” dedi.

Yav, ben de delireceğim neredeyse. Kendime kızıyorum. Ciddiye almadım ve almadım, neden, neden? Bu olayı düşünüp, aklımda hep senelerdir, o adamı bulacağım ve soracağım dedim sonunda.

Evlatlıksam, kimim ben, kimim diye düşünüyordum 24 saat, ama bana gerçeği söylemiyorlardı. Bazen evet deseler de, sonradan vurdumduymaz vicdansız insanlar beni alan aile, “Yok ve bir daha sorma, rahatsız etme bizi,” diyorlardı.

Şimdi düşünüyorken, babamın kim olduğunu öğrendim ve annemi bulmak için aradım ve araştırdım.

Avcı Dayı vefat etmiş. Rica ediyorum, bu blogu okuyan varsa lütfen diyorum, sizin söylediğinizi asla söylemem. Ben insan satmam, asla. Yemin ediyorum size. Beni arayın, anneme ulaşayım. İnsanlarda vicdan kalmışsa da, bazı insanlar susturuyorlar.

Asla ve asla, şu dedi demem. Demeyeceğime de yemin ediyorum. Gizli sır kutusu kalacak bende, bunu söyleyen her kimse, ismini de vermesine gerek yok, asla.

Neden ama neden? Bu kadar mı zor söylemesi bir insana? Bu kadar mı korkuyorsunuz? Durumum bu. İyilik değil, bilen birisi varsa eğer ki söylemiyorsa, kötülük yapıyordur, bunu bilsin. İyilik tarafındaysanız, beni arayın, lütfen anneme ulaşayım.

Bazı konuştuğum, laf anlamaz insanlar, mesela konuştuğum “gazeteciyim” diyen birisi, “Bunca zamandır neden, aklın neredeydi?” diyorlar.

Ya ben anlatamıyorum ya da bazı insanlar anlamıyorlar. Ben, Bayram Acar’ın babam olduğunu bu sene öğrendim. 2023 senesinde öğrendim ve harekete geçtim. Bu, ta blogumun başında yazıyor hemen.

Bu saçma soruyu sormak için, ancak birisinin akli dengesinin olmaması lazım.

Yaşım 11'di. Okul öğretmeni, sınıf öğretmeni yani, Havva Çalışkan hanım, veli diye beni alan Gülsüm Dinçel’i çağırıp,

"Okul birincisi bu çocuk, neler oluyor, hep düşünüyor, düşünüyor, bunu yedirtmem,"

diye kızmış. Okuldan eve geldiğimde, bir nefret bakışı vardı beni alan Gülsüm Dinçel’de.

Yemek yemek için mutfağa gittiğimde, bir sürü komşuyu çağırmış ve artıklar toplanmış. Komşular kalkıp gitmiş ama yemek yok. Ben de ararken, "Elleme oraları, zehir ye," dedi.

 

Hiçbir şey yapmamıştım. Sonra ben sinirlenince, kocası geldi ve "Ne oldu?" diye sormuştu. Ben de, söylediğini söyleyince yeminler ederek öyle bir şey demediğine, adamı üstüme saldı üstelik.

Sonra adam çıkınca mutfaktan, beni alan kadın Gülsüm Dinçel kapıyı araladı mutfağın ve sadece başını içeri sokarak bana hızlıca şunu söyledi ve gitti hırslanmış şekilde.

"Zehir ye!" dedi.

Hâlâ kendi kazancımla bu yaşta yemek yerken, sanki bir suç işlemişim gibi bir psikolojiye kapılıyorum. O yemek sanki yasaklanmış bir şeymiş de, yiyeceğim yine de gibi içimden.

Oysa kiradan gelip babam Bayram Acar'a benim için ev aldırıp ama evi üstüne alan bunlar, babam Bayram Acar vefat edince bunları yaptılar.

Yoksa babam Bayram Acar vefat etmeden önce de gidip gidip para aldılar hep. Hatırlıyorum, sene 1987'de, o evde beni alan Sebahattin Dinçel denen bu adam, renksiz ve sesi çok az çıkan TV evde vardı ve hep yenisini istemiştik.

Eve o zamanın en pahalı TV'si ile gelmişti beni alan Sebahattin Dinçel. Ve aynen yemin ediyorum, şunları söyledi harfi harfine yazıyorum:

"Bugün gittim adamın yanına, 10 tane güvenlik önüme geçti ve bize, söyle ne söyleyeceksen dediler ama adam bırakın dedi, çağırdı odasına içeriye beni.

Vallahi helal olsun, şunu söyledi gözleri doldu ve 'İnsanın evladından ayrı kalması çok zor,' dedi. 10 tane TV alma parası verdi içeriye girince ve ne zaman istersen gel, çekinme dedi üzgün üzgün sağ olsun." dedi.

Ben de olayı çözemedim ta o zaman. İçimden şöyle demiştim: "Yahu bu adam neden bahsediyor? Hangi TV satan adam, TV'yi bedavaya verecek, üstelik 10 tane de alma parası üste verecek? Yani zengin olsa TV satmaz o mağazada? Neden TV satanın korumaları olsun?"

Çocuksunuz ve hemen, çok zengin ama bu işi iyilik için mi yapıyor acaba, diye düşünüyorsunuz. "Ne saçma, kim bu adam?" dedim içimden ve senelerdir bunu sorguladım kafamda.

Meğerse bunu diyen TV aldığı adam değil, fabrikaya babam Bayram Acar'ın yanına gitmiş para almaya. Ben TV satan adam sandım kafamda. Senelerdir kafamda bunu sorguladım. Televizyon, 55 ekran Sony, hiç unutmam, ilk çıktığında renkli TV'ler, bunun aynısıydı.

z90.pngilan

Ve 1990 senesinde bunların hain oğlu Ahmet Dinçel denen kişi, mahallede kavga etmişti.

Çocuk Hakan isimli, bunu dövmüş. Çocuk kavga eder, barışır, ama öz oğlu ya bu, beni alan Sebahattin Dinçel denen adam balkonda çocuğu beklemeye başladı dövecek tabii.

Sonra, Ragıp isimli bir çocuk geçti ve inip tokatlamaya başladı Ragıp denen çocuğu. Onlar da kaçtılar.

Sonra Ragıp'ın teyzesi geldi ve sülalesi toplandı. Yanlış çocuğu dövmüş.

Ve beni alan Sebahattin Dinçel denen adama, akrabası şunu söyledi (Ragıp anne babasını kaybetmişti kazada). Şunu söyledi adam:

"Sen bir yetim öksüz çocuğa vuracak kadar vicdansız haysiyetsiz şerefsizsin senin..." dedi ve anneni vs. dümdüz küfür etti bağıra bağıra.

 

Sonra ben dinlerken, beni alan Sebahattin Dinçel denen adam aynen şunu söyledi:

"Bak, içeri gir konuşalım, yetim bende de var bir tane, leyn bende de var diyorum sana, anlatırım çok benziyoruz bu olayda,"

deyince, beni alan Gülsüm Dinçel,

"Kapa be çeneni, bu konuyu açma burada, dinliyor,"

diye beni işaret etti. Ben de kavga sonlansın diye yalan söylüyor sandım.

Bunu da hiç unutmuyorum. Besbelli bunlar çok ufak şeyler ama yüzüme karşı da söylediler beni aldıklarını, ama annemin kim olduğunu söylemiyorlar.

Yahu bu bir insanla nasıl bir deneme? Nasıl bir sabrını deneme? Neden söylemiyorsunuz, ev gidecek diye mi? Tehdit mi ediliyorsunuz yoksa?

Bence aldıkları paralarla bir anlaşma yaptılar, vs. bir şeyler. Sonra da benim evden gitmem için ellerinden geleni yaptılar. Babam

 

Bayram Acar'ın fotoğrafına baktıkça, onu hatırladıkça, etimden et kopuyor sanki. Keşke yaşasaydı, kalbimi verirdim. Her şeyden hariç.**

Bugün, her zamanki gibi aklımda olan, yaşadığım bir şeyi daha yazacağım ama neden böyle dediğini anlamadığım şeyi bugün yine anladığım için.

Sene 1990 ve 11 yaşındaydım. Ben ders çalışırken, beni alan Sebahattin Dinçel denen adam, bana "eve para getirmiyorsan bu evden git" demişti ve ben de gittim.

Sokakta, bu beni alan Sebahattin Dinçel denen adamın kardeşi Nurettin Dinçel, beni kolumdan tuttu ve eve tekrar geri getirmişti.

Sonra, Nxxx Dxxx, Beni alan Sebahattin Dinçel'e aynen şunu söyledi:

"Baaak, sen bu çocuğu kovaaaamaaazzsııınn!!! Benim ağzımı açtırmaaa çocuğun yanında aa. Kimi kimin evinden kovuyorsun sen? Bak, yemin ediyorum abim olmasan, şuan sana tekme tokat dalacağım!"

demişti. Her şeyimin üzerine yemin ediyorum, böyle demişti. Ama 14 yaşında temelli gittim, gönderdiler. Neyse... Bunların hepsi biliyor beni ama bu blogu da tahminen okuyorlardır.

Eğer okuyup da beni arayıp annemi söylemeyenlerin annesi, babası mezarında rahat uyumasın.

Babam belli, Bayram Acar'ın oğluyum ama şimdi mahkemeye kadar annemi bulmam gerekiyor. Yukarıda numaramı verdim.

Ben 8 yaşımdayken kızamık geçirdim. Bu beni alan karı koca aralarında konuşuyorlardı. Beni alan Sebahattin Dinçel denen adamın elinde kızamık şekeri ve bir sürü ilaç vardı ve ben de uyuyor gibi yaptım, ateşim vardı ve konuşmalarını hatırlıyorum bugünkü gibi.

Beni alan Sebahattin Dinçel,

"Vallahi adam arabada gelirken bir kelime konuşmadı. Sağ olsun, gitti ilaçları aldı eczaneden, bir tomar para verdi ama 'Ben içeriye girmeyeceğim, dayanamam' dedi ve çok üzgün gitti,"

dedi. Ben de bu adam kimdi diye o zaman düşündüm biraz ama salladım. Çünkü hastaydım, kendimle uğraşıyordum. Babam Bayram Acar'dı çünkü, o zaman fabrikası Küçükçekmece'deymiş.

Kendine yakın yerden eski adı Sultançiftliği girişi, şimdiki adı Sultangazi girişi olan yerden yakın diye ev almış bunlara benim için.

Beni daha sık görmek için. Daha anlatsam buraya sığmaz gerçekten ama benim annemi bilen varsa beni arayıp söylerse, ben bu söyledi diye demeyeceğime yeminim var ve hem kime diyeceğim?

Sadece ona, ismini, adını karıştırmadan ömrümce ona minnettar olacağım çünkü mahkeme yaklaşıyor. Şu da var, geçse de mahkeme bu işi bırakmayacağım ve tekrar dava açacağım.

Sizin anneniz babanız hasta olsa merak edersiniz. Kardeşim annem kim? Bu nasıl sınamadır ki bilip de söylememek? Bu kadar mı anlaşma yaptınız, korkuyorsunuz onu söyleyin ilk. Söyleyeceksiniz, yoksa buna mecbur kalacağım dediğimi yapmaya.

Babam Bayram Acar'ın tarafından herkes beni biliyorken, beni alan hain gaddar insanlar da, babam Bayram Acar'ı küçükken çok kez gördüğüm halde, bir tane resmini insanlık namına veren olmadı.

Elbet bir gün kavuşuruz. Yemin ederek söylüyorum bunu. Buna inanın ki elbet bir yerden patlak verecek ve beni para karşılığında hayatımı satan Dinçel olacak o aileye diyorum ki, elbet bir yerden patlak verecek.

Ve o evi Babam Bayram Acar'ın aldığını da ispat edeceğim. Yemin ettim ve hayatımı buna harcadım ki o evi alacağım kısmetse ve satıp o parayla hepsine sokak köpeklerine kulübe yaptıracağım.

Faturasını da Dinçel ailesine yollayacağım ve 'sizin girmeniz yasak' diyeceğim. Geçmişe dönük kira bedelini de dava açıp sizden alacağım ki bu bir ev parası daha edecek. Maaşınızdan kesilmese de yatırdığınız paralara bloke gelecek, oradan alınacak haciz yolu ile. Beni kendi evimden kovmak değil.

Ben araştırmacı, meraklı ve bir o kadar da akıllı birisiyken, hayallerim doktor olup, mühendis olup yeni bir şeyler icat etmekti. Beni kendi evimden kovup, benim evimde oturup bana yük oluyorsun, bırak okulu eve para getir diyen 10 yaşında beni kendi evimden kovan insanlara son sözümü söyledim.

Bu beni alan Gülsüm Dinçel'in Çivril'de yaşayan bir kız kardeşi var. İsmi Feride Kaya'dır. Ben bildim bileli bu Feride Kaya denen kişi, doğru konuşur derler.

Kavgacıdır, hırçındır ama haksızlığa tahammül edemez derler. Ben 1991 senesinde, okulda çok başarılı iken, babam Bayram Acar'ın onlara aldığı evden babam Bayram Acar vefat edince, okuldan alan ve beni işe sokan bu aileydi. O zaman Feride Kaya denen, beni alan Gülsüm Dinçel'in kız kardeşi o eve gelmişti.

Konuşmaları şuydu, aynen yazıyorum:

Feride Kaya: "Gızım ne yapdı gocan senin onu söyle, bir şunu yaptı de de bileyim ya? Sen bunla evleneli ne yaptı, şunu aldı de hadi? Şimdi de çalışmıyor işde çocuun eline bile bakıyor. Ev aldırdı adama, bir de bu çocuğunu da al işde okutmadı,"

demişti.

Beni alan Gülsüm Dinçel de o zaman boşanacaktı ama vazgeçmişti.

 

Şimdi, hep doğruları söylediğini zanneden ve doğru yerine vicdansızlık yapan bu Feride Kaya denen kişi, senin doğrun İstanbul'a gelip senelerce kaldığın evin asıl sahibi olan kişi (ben) doğruları söylemek yerine, be yalancı adi insan, karaktersiz, beni o evden göndertmek için elinden geleni yapmıştın.

Sizin karakteriniz bu zaten, bir yetim çocuğun evinde oturup onu kendi evinden kovmaktır küçükken.

Daha çok söyleyecek laf var ama değmez, hepinize bir gramı bile.

Ben ev peşinde değilim asla, çalınan hayatımın peşindeyim. Şu an yemin ediyorum, gerçekte Babam Bayram Acar'dan benim kanunen ve usulen hakkıma düşen miras alacağım miktar en az bir milyar dolar. Onları yazmadım bile. İstediğimi yazdım soy bağıma geçmek.

Bu işe ortak olan, beni bu aileye para için verdiren Ahmet Şaylan'a diyecek laf bulamıyorum, o cahil insana.

Neyse. Kötü niyetlerim devamlı onun üzerinde insan tüccarı Ahmet Şaylan'a. Eşi Zarife şaylan ise, kendi annesi ölünce, koşa koşa satılan evin 3 kuruşluk hakkını almak için miras hakkından, Çivril'e gitti ve sıraya girdiler.

 

Benim ise babam Bayram'dan kalan en az 1 milyar dolar mirasımı hakkımı alamamam için uğraştılar. Paranız batsın. Babamdan kalan en değerli miras bana genleri.

Şunu unutmayın ki, hadi diyelim bu dediğim hakkımı almasam da, hiçbir zaman Babam Bayram Acar olduğu değişmeyecek ve ben onunlayım hep.

Şunu da unutmayın, bu işin peşini asla bırakmam. Bu işe ortak olan herkesi mahkemeye vereceğim. Eninde sonunda hak ettiklerini alacaklar.

 

Buna emin olsunlar, daha yeni başladık. Sözüm, beni alan şeytanlaşmış aileye.

Sizlere bir soru sormak istiyorum. Sizin ailenizin, gerçek aileniz olmadığını öğreniyorsunuz. Ve bu aile, size şimdiye kadar çok kötülük yapıyor ve sizin kendi evinizden sizi kovmuş oluyor, bu yaşınıza kadar.

Ve ayrıca, gerçek annenizin kim olduğunu biliyorlar ve söylemiyorlar. Kabul ediyorlar, sizi aldıklarını. Babanızı kendi çabanız ile buluyorsunuz, kim olduğunu, sizi çok sevdiğini biliyorsunuz.

Ve annenizin kim olduğunu söylemiyorlar ve bu da yetmezmiş gibi, mirasınız çok ama çok alacağınız hakkınız olduğunu öğreniyorsunuz, soy bağınızın değişik olduğunu öğreniyorsunuz. Halanız başkası, amcanız başkası.

Ve buna sizi para için alan aile engel oluyor ve annenizin kim olduğunu bilip söylemiyorlar.

Bu, nasıl bir insanın sabrı ile oynamak? Siz olsaydınız ne yapardınız?

Dün babam Bayram Acar'ı rüyamda gördüm. Bu Dinçel ailesiyle kavga ediyordu.

"Siz benim çocuğuma nasıl bunları yaparsınız?" diye.

Ama bu olacak zaten, bekleyin. Bunu da ömrünüzü sayın ne kadar zamanınız kaldıysa.

Size de kalmayacak hiçbir şey. Benim işim bu dünya ile, gerisini karıştırmam. İlk burada ödeyeceksiniz bu yaptıklarınızı! Her şey bitti sanmayın sakın.

Sadece bekleyin hesap vermeyi, kanun karşısında.

Benim sünnet düğünümde yanımda olan babam Bayram Acar ile yaşadıklarımı yazdım yukarıda ve çatık kaşlı bir adamdı. Yapay zekaya çizdirdim aynısını. Biraz daha gerçekçiydi tabii ki, yüzü az daha 5 kilo eksikti sanki, ama bakışları, tipi aynıydı bu.

babam bayram acar fotoğrafı yapay zekaya yaptırdığım

babam bayram acar

Zaten, beni alan o vicdansız ailenin büyük bir albümü var. O değil, yatak odasında sandık altında daha eski bir albüm var ve orada annem Emine Canbaz ve babam Bayram Acar'ın resimleri var.

Birlikte çekilmişler, ben kucaklarındaydım. Ben bu vicdansız kadına 'Bu kim? Bunlar kim?' diye ne zaman sorsam, hemen 'Bırak! Tanımazsın' deyip elimden alırdı. Hatta sünnet düğününde beni alan hain adam Sebahattin Dinçel ile beraber çekilmiş resmi vardı babamın.

Ben, 'Bu amca kim? Sanki zorla getirilmiş buraya, suratı çok asık duruyor, sinirli duruyor, anlamadım?' diye sorunca, telaşlı şekilde beni alan kadın Gülsüm Dinçel yine

'Tanımazsın, bırak karıştırma resimleri' demişti.

E tabii ki yüzü asık olacaktı.

Sizin gibi utanmaz para arsızlarını görmeye gelmedi ya. Benim için oradaydı, soyguncu vicdansızlar. Çatık kaşlı birisiydi babam Bayram Acar resimde.

Sonra da resim çekilince, yukarıda anlattığım gibi beni alan hain adam Sebahattin Dinçel elini babam Bayram Acar'ın omzuna koyup,

'E bu da bitti'

deyince, babam Bayram Acar

'Çek elini omzumdan, çek elini omzumdan! Ben sevmem öyle şeyleri, ben buraya evladımı görmeye geldim!'

deyip sinirli bir şekilde gitmişti.

Sonra da beni uyurken gelip görüp öpüp gitmişti. Şimdi ben buraya bunları yazıyorum ama bunları okurlar vicdansız karaktersizler.

Hemen o resimleri ne olur olmaz diye yok ederler.

 

Ben onlara kalmadım. Kendi genlerim babam Bayram Acar'ın genleri.

Kendim bulurum resimlerini ve sizlerin de katkılarıyla. Hainlere minnet eylemem ve bırakın minnet eylemeyi, ben açıp telefonu dümdüz küfürler, hakaretler etmeyi bile yapmıyorsam, sırf ses tonlarına dahi tahammül edememden kaynaklıdır.

 

Gerçekte, Dinçel ailesi, Kaya ailesi, Şaylan ailesi olsun, akılları biraz varsa beni ömür boyunca tek kelime etmek için aramazlar.

O zaman işte kendimi kaybederim ve dümdüz gidebilirim. Çünkü hepsi biliyorlar. Bunu bilenler ve söylemeyenler yetim hakkı yemeye ortaktırlar.

Bana deseler ki, bugün bir milyar doları alıyorsun ama intikam almayacaksın? Hayır derim. Bana yapılan haksızlık kimseye yapılmamıştır.

Kendi evimden küçükken senelerce kovuldum. O Sebahattin denen yaratık, babam Bayram Acar vefat edince bana yumruk üstüne yumruk attı.

Babamdan hasta olduğumu dahi gizlerlerken, vefat edince adamın çocuğuna neler yaptılar.

Babam Bayram Acar vefat edince, beni alan hain adam Sebahattin denen yaratığın sadece bana söylediklerinden bir kısmını yazıyorum, şöyle demişti:

'Git bu evden, bir daha gelme! Çok yük oluyorsun eve! Misafir gelince de okuyacağım deme sakın! Sen çok kötü bir insansın ve bir insana daha hakaret edilecek bir şey var mı?

 

Ne demeli sana daha ettiğim küfürlerden başka? Git ve bir daha gelme.'

10 yaşımdayken demişti bunu bana. Oysa, babamın bana baksınlar diye aldığı o evde kalıyordu ve para kazanamayan bir adamdı bu Sebahattin denen yaratık.

 

Yorum sizin.

Ulan Gülsüm denen ahlaksız kadın, adi insan, insan kılığına girmiş yaratık! Utanmadan bana haber yolladı, vicdansız dolandırıcıdan öte ahlaksızlar.

 

DNA'da hile yaptıracak yer buldu tabii ki. Yanındaki sokağa at dediğim, benim çocuğum değil o dediğim, hırsızlığa uyuşturucuya yalan hazırladığı, ortak edip küçük çocuğu küçük yaştan beri yalan ile para kopartan, millete küçük yaştan beri paraları ufacık çocuk ile bölüşen ve benden de bir sürü para alan adi kadın, DNA'da buldu yolunu, hile yaptıracak insanı. Bana haber yolladı, çocuğa da DNA yaptırsın diyor.

Ulan , insanlıktan nasibini almamış, insanlık yoksunu süprüntü! Yapmışken hileyi, bunu da araya sıkıştır da hile için, yalan için değil mi?

 

Ben bilmeyecek miyim benim çocuğum olmadığını be adi kadın! Ben sizin her şeyinizi birer birer çıkaracağım merak etmeyin.

Babam hayatta olsaydı bunlar olmazdı.

 

Sizin gibi fareler para kopartmak için hala uğraşıp duruyordu ve ben de asla bu durumlarda olmazdım değil mi? En ufak yalanınızda, kötü lafınızda alırdı beni yanınızdan o zamanında. Tabii ki, ben sıraya koydum hepinize.

 

Bakın, bu Gülsüm Dinçel beni alan kadının, kocasına 'kızım' diye başka adamdan, öğretmen Yavuz Bulut'tan peydahladığı kızı Gözde. Resmini koyacağım şimdi buraya.

 

Ve Gözde'nin gerçek babası Yavuz Bulut ve gerçek kardeşi Gökmen Bulut'un resmini koyuyorum. Gökmen ile Gözde'nin benzerliğini görebilirsiniz." yukarıda koydum.

Bunun üstünü örtbas etmek için adi kadın beni para için alan adam Sebahattin Dinçel denen yaratık, Babam Bayram Acar'a ev aldıran ve babam vefat edince beni sokaklara atan Gülsüm Dinçel denen kadın, bu olayı örtbas etmek için yaptığı bu olayı benim kocasına söylemem üzere örtbas etmek için benim adımı hayalciye çıkartan insan kılığına girmiş yaratık Gülsüm.

Kızı Gözde Mersin'e geldiği zaman yanıma geldi. Eşime de bu olanları anlattı.

Eşim de hayal görüyor o zaman. Sen kimsin bir doğru aklı yerinde insana bu nasıl bir savunma ha? hayatımı çalan aşağılık kadın.

Bitmedi her şey çıkaram hepsini ortaya ve bilen bütün akrabaları, annemin kim olduğunu bilen akrabaları dahil bana söylemedikçe her gün bir çocuklarını kaybetsinler çocuk acısı yaşasınlar. Bilenler bana söylesin arasın adı gizli tutulacaktır.

Bana alkol dokunuyor alerjim var. Bir yudum içsem şu anda hastanelik olurum. Alkol alerjim var ve yalanı buradan belli.

Bugünde İstanbul'da Babam Bayram Acar'ı ziyaret ettim dönüyorum Mersin'e ...

Gözlerimde yaş, yüreğimde hasret,

Toprağın altına bıraktım seni,

Senin izinde, anılarla yaşadım,

Her adımımda, her nefeste, sen varsın.

Denizli'nin Çivril Bozdağ köyünde,

Baktığım resimlerin ile,

Anıların sıcaklığı sardı beni,

Zenginliğin değildi özlediğim,

Seninle geçen zamanlardı kıymetli.

Zaman acımasız, geriye getirmez seni,

Ama hatıralar, yüreğimde hep diri,

Mezarında dualar değil, gözyaşları,

Ağlayan bir evladın yakarışı, dinle beni.

Eksikliğin her gün biraz daha derin,

Sevgiyle, özlemle, seni beklerim,

Bir gün kavuşmak ümidiyle,

Seni çok özledim, canım babam, Bayram Acar bilmeni isterim.

Babamın adı dudaklarımda yeni bir şarkı gibi,

Bayram Acar, bu yıl tanıdım seni.

Küçükken arabanda, sevgi dolu anlar,

Bunlar hafızamda saklı, paha biçilmez zamanlar.

Ellerimde fotoğrafın, kalbimde sevgin,

Seninle olan her an, yıllara meydan okur.

Babanın sıcaklığı, varlığına hasret,

Her geçen gün, seni biraz daha anlarım.

Fakat karanlık bir köşede, beni bekleyen dert,

Aldığın ev, bir sığınak olmalıyken cehennem oldu.

Beni para için alan o aile, sevgisiz ve soğuk,

Sen gidince, sokaklara ittiler beni yalnız ve kırık.

Gözyaşlarımda yansıyan ay ışığı,

Geceyi aydınlatırken, içimde bir yangın var.

Gözlerimden süzülen her damla,

Babam, senin yokluğunda bir umut arar.

Yalnızlığın soğuk kollarında büyüdüm,

Fakat senin adınla güçlü kalacağım

Bu dünya bana ne verdiyse, iki katını alacağım,

Ve bir gün, babam, adın altın harflerle yazılacak.

seni çok seviyorum canım babam Bayram Acar...

5347493632  . email  hacka19999@gmail.com

Annem Emine, bunları okuyorsan, hayattaysan lütfen bana ulaş.

İstediğim ölmeden sana sarılmak ve elini öpmek, seni bir kere yaşamak. Bunca yaşadığım hayatımda senden tek istediğim bu.

Öptüm. Umarım yaşıyorsundur. Seni hatırlıyorum. Beni alan hain kadın Gülsüm Dinçel ve Zarife Şaylan üçlü koltukta idi.

Ben küçüktüm ve soldaki bir koltukta sen vardın. Bana "Bu annen" diye seni gösterdiler.

Sen çok ağlıyordun. Ben de sana bakıp "Anne" demiştim ama üçlü koltukta oturan beni alan kadın ve görümcesi Zarife Şaylan "Kan çekti" deyip şaşırdılar ve sana "Emine, ağlama bak çocuk korktu" dediler ama sen kollarını açmış bana "Yavrum" demeyi tekrar ediyordun ağlayıp.

 

Bu şekildeydi aynen canlandırma. Tek fark, ellerini uzatıp bana yavrum diyordun. Sağındaki, Zarife Şaylan. (Gülsüm'ün görümcesi, onun sağındaki beni alan kadın Gülsüm Dinçel'di, hatırlarsın.)

Ve ayrıca, başka bir zamanda da, yukarıda yazdığım iki katlı eve gittiğimizde yazmayacağım buraya tekrar:

 

"Yavrumu benden ayırdınız, yavrumu benden ayırdınız!" diye feryat ediyordun.

Başörtülü birisiydin, hatırlıyorum seni.

Ölmeden sadece bir kez seni annelik duygusunu yaşamak istiyorum. Elini öpmek istiyorum.

Babam Bayram Acar'ı da anlatmanı, yaşatmanı istiyorum. Seni de yaşamak istiyorum.

Seni de sevdiğimi bil, bana dönmeni bekliyorum, numaramı yazdım.

Bunca sene sonra sana asla en ufak laf söyleyemem, söylemem de. Haklı da olsan, haksız da olsan sadece istediğim seni yaşamak. Bu duyguyu, annelik duygusunu.

Kimseye aldanma ve numara yapmıyorum.

Beni alan hain kadın Gülsüm Dinçel denen yaratık ile irtibattaysan, asla ona inanma.

O bana küçükken, babam Bayram Acar'ın bana verdiği paraları kocası atölye açıp batırdı ve bana bakmadılar.

Bir kuruşunu vermediler, hep hasta oldum, ölümlerden döndüm. Babam Bayram Acar vefat edince "Evden git" dediler ve şu an baktıkları çocuk benim çocuğum değil, ellerindeki bir koz: "Çocuğuna bakıyoruz" diye.

O hain çocuk bile beni öldürmeye kalktı sebepsiz ve nedensiz, yukarıda yazdım haini.

Ben küçükken hasta olunca, beni alan hain kadın Gülsüm Dinçel'den ateşler içindeyken bir bardak su istedim, getirmedi. "Geber, zehir zıkkım iç köpek!" dedi.

Ve ben uyudum, rüyamda bana su getirdi birisi, içtim ama doymadım çünkü rüyaydı. Israr edince, çok kötü küfürler ile getirdi ancak.

Birisinin beni tutup, birisinin bıçaklamasını ağzından düşürmedi.

 

Suçum ise o evden gitmemek, okumaktı ortaokula kadar.

Dostları ile konuştu telefonda ve telefon faturasını beni göstererek

"Konuşana sor" dedi, adamı üzerime saldı. O menenjitli, beş kuruş kazanamayan, eşyaları bile hırsızlık ile alan ve babam Bayram Acar'ın bana aldığı o evden beni kovan o hain Sebahattin Dinçel denen yaratık adamı.

Beş kuruşu yokken, o hain adamın Güngören'de kirada iken eve gelip "İşten çıktım, ne yapacağız? Para da yok, kira nasıl ödeyeceğiz?" diye karısına soran o hain Sebahattin Dinçel denen adam, karısı şöyle demişti:

Gülsüm-"Aldıklarını ne yaptın sen babasından?" O da, Kocası-"Kes sesini" dedi.

Sonra bu parasızlıklarında, kanım canım babam Bayram Acar onlara ev aldı benim için ve vefat edince babam Bayram Acar, o bana "Git bu evden, bir daha gelme" dediler hainler.

Bak Emine anne, bana dön. Senden tek istediğim sana bir kez sarılmak, başka bir şey değil. Millet çocuklarına neler yapıyor, ama ben senden doğdum doğalı istediğim bu sadece: ilk ve son kez.

Bana beni alan Gülsüm Dinçel denen hain yalancı, iki kelime ile insanları kandıran o şeytanlaşmış kadın, ben okula giderken okulu bıraktırtıp çalışmaya verdiler, derslerim muhteşemken.

Millete de bunalımda diye yalan söylediler. "İş bulamazsan bu eve gelme, çalış yoksa sen her şeyini satarsın" diye bana ağır kelimeler söyleyen hain Gülsüm Dinçel, ben onun gibi değilim ve 14 yaşımdan beri bu hain kadın ile evden gittim gideli bir kelime dahi olsun konuşmadım.

 

Sabah kalkarım, kahvemi içerim, reklamımı veririm ve artı müşterilerimin reklamlarını veririm, çünkü pratik zekam bu.

Sonra denize inerim, yüzerim, geri gelirim, ikinci reklamı veririm, telefondan da yaparım. Ayarlar bilgisayardan ve site siparişi gelir, hemen bitiririm.

Oturduğum yerden yaptığım iş bu ve çalıştığım yerde de bu. Home ofis. Ve asgari ücretin 40 misli geçer elime ayda. Herkes yapamaz bunu, çünkü kod yazılım, web tasarım bilmek gerekli.

 

Kendi yaptığım ücretli arkadaşlık sitelerim de Google Play'de var.

Jetta varken arabam, en çok ona binmek yerine Mersin yaylasında son sürat dört nala at koştururum.

Zaten binsem de, araba sürsem de makas atarım.

 

Öğlen birde kalkıp bu şekilde keyfine hayatım.

Ama hakkım ile kazanıyorum. Millete iş yerini Google'da iki saatte en öne çıkararak fayda sağlayarak teşekkür alarak. Babam Bayram Acar'dan bana kalan genler babamın sayesinde. Neyse."

Çekemeyen şeytanlaşmış beyinsiz hainler. Beyinlerinde zehir var, sadece kıskançlık var. Hayatımı sattıkları, mahvettikleri yetmedi, hâlâ utanmadan bir de kıskanıyorlar, hainler..

Gökyüzü kadar geniş, yürek kadar derin,

Bir sevdanın peşinden geldim ben, anne.

Yılların ardında, sessizce bekleyen,

Gözyaşlarında buldum seni, anne.

Bilinmeyen yollar, bitmeyen özlemler,

Küçük bir çocuğun sessiz haykırışı.

Gönlümde bir ateş, hiç sönmeyen bir kor,

Sana ulaşmak, en büyük dileğimdir, anne.

Duy beni, hisset kalbimin çırpınışını,

Bir ses ver bana, seni bulduğum an.

Bir sarılmayla silinsin yılların acısı,

Annem Emine, seni bekliyorum, bana dön,

 

lütfen.

Anne Babanız ölünce ağlarsınız. Biraz düşünün. Herkesin buna hakkı vardır.

Babam Bayram Acar'ın fotoğrafını gönderene fotoğraf başına 20 bin TL ücret verilecektir. Ve gizli tutulacaktır.

5347493632

Dün bir rüya gördüm.

 

Rüyamda, bir imalathanenin ön tarafındaki boşluktaydım odada ve idam edilecektim. Çocuktum ama idam edeceklermiş beni. Yukarıya doğru çıkan bir merdiven vardı ve Bakan Hakan Fidan'ı gördüm.

 

Merdivenden yukarıya doğru, önüne çok ters ters bakarak çıktı.

Sonra babam Bayram'ı gördüm. Bir imalathanenin ön kısmında bir masada oturuyordu. Az zayıftı ve gençti, takım elbiseliydi. Ben ise çocuktum. Yanına gittim, çok sevindim.

 

"Babam Bayram bu!" dedim. Aşağıdan uzun boylu babama baktım ve dedim ki:

"Siz, sen, siz, sen, siz, benim babam... Yani sen benim babam..."

Dedim ve durdum.

"Beni niye bıraktın?"

Der demez babam Bayram, çok aşırı sevgi ve sevecen bakışıyla bana eğildi ve:

"Bunları sonra konuşuruz, tamam mı?"

Dedi.

Sonra, "Hadi koş, gel takip et beni." dedi. Koşamadım arkasından ama:

"Ayaklarındaki terlikleri çıkart, hadi koş gel, onlarla koşamazsın ama!"

Dedi ve ben de çıkartıp takip ettim. Arabaya bindirdi ve çok güzel anlar yaşadık arabada, sevinçliydik. Beni kurtarmıştı.

Bir odadaydım, ölüm sessiz,

Çocuk kalbim endişe içindeyiz.

İdam dediler, sonum geldi,

Bir yetimin ruhu titredi...

Merdivenlerden biri yükseldi,

Bakan gözleri buz gibi indi.

Hakan Fidan geçti önümden,

Ama kaderim çizilmiş, belliydi.

Sonra bir masa, önümde biri,

Zayıf bir beden, genç yüzleri.

Takım elbise, vakur duruş,

Ama kalbimde fırtına, bir buruk oluş.

“Babam Bayram! Sen misin?”

Dilim titrer, gözlerim nemli.

“Siz mi, sen mi? Nasıl derim?”

Yıllar boyu beklenen kelimeyi.

“Niye bıraktın?” dedim ona,

Sesim düğümlü, içim yara.

Gözleriyle eğildi üzerime,

Sevgi dolu, bir bahar gibi...

“Bunları sonra konuşuruz...” dedi,

Bir rüzgar esti, içime indi.

“Koş!” dedi, “Gel, tut ellerimi!”

Ama ayaklarım taş gibi.

“Terliklerini çıkar, hadi koş!

Kurtul artık şu yükten, boş!”

Dedi, bindik bir arabaya,

Sevgi doldu dünyama.

Ve uyandım... Kaldım öylece,

Sonsuz bir hasret içimde.

Babam gitti, ben yine yalnız,

Bir rüyanın içinde, yarım kalmış...

Bazı iş adamları vardır, çocuğunu gizler, başka bir aileye verir. O ailede kalır çocuk, az da para verir, bırakır geçer senelerce... Ama bu, benim ve babamın olayı değildi. Siz bunu karıştırıyorsunuz.

Babam öyle biri değildi. Açları doyuran, çok merhametli, iyi bir insandı. Onun yardımsever genlerini ben de aldım.

Ve beni geçici bırakmıştı Dinçellere, hainlere...

 

Babam olduğunu kaç kez söyleyecekken, psikolojim bozulmasın diye söyletmemediler az daha var zaman diye çünkü para kaynakları kesilir diye korkuyorlardı...

Laf cambazları, Dinçel ailesi! Tam o sırada gelecekti, söyleyecekti, beni alacaktı babam Bayram. Geçici bırakmıştı. Annemden neden ayrıldığını bilmiyorum ama babam asla öyle biri değildi.

Asla çocuğunu bırakmazdı. Ve benim hep peşimdeydi, adeta gölgemdeydi.

Hipertimeziyim ben. Hatırlıyorum, an be an her şeyi hatırlıyorum. Ama aniden vefat etti... Ve bunu herkes fırsat bildi. Yazıklar olsun! Ama ben yaşıyorum! Bayram Acar’ın parçasıyım ve buradayım!

O evi — babam Bayram’ın aldığı o evi — o vicdansız Dinçel olacak aileden geri alın! Köpeklere kulübe yaptıracağım istanbulda son kuruşuna kadar. Geldiği yere geri gitsinler utanmaz Dinçel ailesi o kiraya güngörene....

Bana baksınlar diye geçici aldığı o evden kovdular beni. Küçüktüm daha... Sokaklara attılar! Gerçi kiraya verip Çivril'e kaçmışlar şehitler mahallesine...

adalet

"Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul edilemez."

— M. Kemal Atatürk

Geç Kaldım Sana Baba

Ben seni ilk kez çocukken gördüm,

Arabanın içinden, bir odada;

Beni sen oynatırken,

Bakıcının bana bakarken...

Kim olduğunu biliyordum,

Hiç çıkmadın içimden.

Küçükken beni o hain aileye güvenip

 

vermeden önce,

Hallerimizi, beni sevmeni,

Bakıcının bana bakmasını

Bugünkü gibi hatırlıyorum babam.

Yıllar geçti, ama içimde bir ses

 

susturulmadı.

Hep rüyalarımda, yanımdaydın.

Yokluğuna alışmış gibi yapıp yaşadım,

Ama aslında hep seni bekledim, sessizce.

Seneler sonra...

Hayatın bir köşesinde karşıma çıktın.

Ne yabancıydın, ne de yeni...

Zaten hep vardın.

Sadece yolumuz geç kavuştu.

Birlikte gezdiğimizi hatırlıyorum,

Sokaklar, yollar, arabalar...

Sanki geçmişin üstünü çizip

Yepyeni bir defter açtık ikimiz adına.

Bayram geliyor yine.

Ve bu kez daha başka geliyor.

Çünkü "Bayram" sadece bir gün değil artık,

Bir isim,

Bir adam,

Benim babam...

Bayram öncesi sana geldim baba,

Elim dolu değil belki,

Ama içim seninle tamam.

Şimdi dönüyorum Mersin’e.

Ne bir günlüğüne,

Ne geç kalmış bir özürle —

Bir evlat gibi, tam kalbimle.

Teşekkür ederim...

Eksik bir hayata anlam kattığın için.

Beni yeniden "evlat" ettiğin için.

Bana "baba" kokusunu yaşattığın için.

Elinden öperim, canım babam Bayram

Bazı hikâyeler geç başlar ama ömür boyu

 

sürer.

Oğlun, Atilla

bayram acar mezarı

Seni çok özledim baba. Hep vardın. Her yerde. Rüyalarımda. Gerçekte, Geçmişte. İyi ki varsın, iyi ki vardın.

Burası yukarıda bahsettiğim, küçükken beni bir eve götürdüler yazmıştım, Denizli Çivril ilçesine. Bir bayan bağırmaya başlamıştı (annem):

“Yavrumu benden ayırdınız!” diye. Yapay zekaya yukarıda resmini bile çizdirttim.

Yürüyerek gittiğimiz, geçtiğimiz köprü ve sonra iki katlı ev vardı.

Birisi yorum yazmış Instagram'a: “Canbazlar Çivril Çıtak’ta var” diye.

Çivril Çıtak’ta var mı o köprü hafızamda. Yemin ediyorum, bu köprünün aynısıydı.

çivril

O evde arayıp bulamadığınız annem Emine ve babam Bayram'ın resmi bende...! Zamanı var bekleyin..., Şimdilik keyfinize bakadurun siz.

çivril
çivril
çivril

Ha şunu da yazayım, ekleyeyim: Şu anda bu Acarlar ailesi ve beni alan Dinçel olacak utanmazlar ailesi birbirine girmiştir tahminim.

Acar ailesi şu an diyordur ki: "Siz söylemişsiniz Atilla'ya." Beni alan Gülsüm ise

"Ben demedim."

diye yeminler ediyordur. O kadın bir narsist. Yemin ediyorum, gerilim filmlerinde olur ya, iki yüzlü narsist olarak bir insan, doktoru bile atlatır, herkesi kandırır.

Aynı o şekildedir. "Ben demedim!" diyordur. Aslında bana kendisi açık açık babamın Bayram Acar olduğunu söyledi. "Muhterem biriydi çok iyiydi ama öldü adam kazada ." dedi üzerine gidip kimseye demeyeceğime yemin edince..

Sizler, babamın çocuğuna nasıl bunca kötü davranırsınız?

 

Onun evinde oturup onu kovarsınız, hayatını mahvedersiniz. Ahmet Şaylan'a ise nasıl kandırırsınız babamı? O cahil, utanmaz aileye babamın çocuğunu verdirirsiniz! diye sormazsınız...

Bugün Denizli / Çivril / Ömerli köyünden birisiyle konuştum telefonda. 80 yaşında olan, babamın fabrikasında çalışan ve 1974'te hastalanıp ömerli köyüne geri dönen bana haber veren bu amca şunları söyledi: -Torunu bana söyledi.

Zaten, torununun telefonunu bana instagramdan veren yardımsever bir vatandaşımız, hemen onu bulmuşlar ve tehdit etmişler. Bana yazdı, ben ve şimi rahatsız etmesinler, biz bir şey bilmiyoruz diye.

Bir daha da yemin ediyorum ben annemi ararken, karşıma çıkarsanız hepinizi savcılığa şikayet edeceğim. . Asıl o zaman buraya yazmam icrata geçerim dava açarım. namertler.

Benim paramı verin! Benim payımı verin! "Adam öldü" diye yaptığınız bu şey, kanunsuz, usulsüz ve hak yemektir. Kimse kimseden çalamaz, hak yiyemez! Ha, benim paramı bana karşı silah olarak kullanacaksanız da elinizden geleni ardınıza koymayın! Hiç ama hiçbir şey yapamazsınız!

Adresim belli, telefonum belli. Buyurun gelin. Sizden ancak bu beklenir zaten. Bir gram akrabalık, kardeşlik beklenmez sizden. Zaten yapsanız da kardeşlik istemem! Sizler benim kardeşim değilsiniz.

Acar ailesi, hakkımı verin bana! Siz Bayram Acar'ın çocuğuysanız, ben de onun çocuğuyum. Benim payımı gönderin! Yoksa zaten kanunen alacağım, eninde sonunda bu hakkımı alacağım.

 

Sadece yazıyor diye düşünmeyin. Sizi kaç kez uyardım ve e ne yazdıysam okuyorsunuz. Ertan bir daha beni sanki benim haberim yokmuş gibi verdiğim ilandan aratma. Bilmiyor sanma senin arattığını para yedirdiğini.

 

Kurt dağdayken kendi gölgesine güvenmezmiş.

Bayram Usta (babam) ile pek konuşmuşluğum yok ama bu köyden olan İsmail Özcan, Ahmet Şaylan'a, ta o zamanlar bir aile buldurtmuş.

Bayram Acar'ın ikinci eşinden olan çocuğunu (beni), bayağı para verip 

(devamlı para verilen ve bitmeyen bir para ve bir daire, geçici vermişti babam Bayram, beni o adi Dinçel hainlerine ve alacağı zaman vefat etti. Hatırlıyorum hazırlık yapılıyordu konuşmalarından, yukarda yazdım. Söyleyeceği zaman vefat etti aniden. Sonra evi alan aile beni sokağa attı küçükken defol diye kendim bu yaşa geldim. )

—bir aileye verdirtiğini duyduk. Kulaktan kulağa yayıldı yani, dedi.

Bana "Ahmet Şaylan'a sor" dedi ama sonra da "O vefat etti" diye ekledi.

Ve Ahmet Şaylan'ın da vefat ettiğini söyledi.

Bir yetim insana bu kadar kötü şeyler yaşatılmasına sebep olan, insan ticareti yapan Ahmet Şaylan huzur bulama.

Blogger'ımın en başında, 2023 yılında, Ahmet Şaylan'ın bu işe vesile olduğunu yazmıştım.

Ama dün, daha yeni, Ahmet Şaylan'ın adını hiç ben söylemeden, Ömer Köyü'nden biri bana şu bilgiyi verdi:

Bayram Acar'ın (yani babamın) ortağı İsmail Amca — ki bu İsmail Özcan'dır, Ömerli Köylüdür,

Ahmet Şaylan da öyle Ömerli Köylü —

Ahmet Şaylan'a, Bayram Acar'ın ikinci eşinden olan çocuğu olsun bir aile buldurttuğunu, hatta bu iş için çok para verildiğini duymuşlar. En dikkat çekici olanı ise:

Ben daha ismini anmadan, kendisi direkt Ahmet Şaylan'dan söz etti.

( Verilen çocuk benim geçici verildim ama babam vefat etti Bayram Acar ve hayatımı mahvettiler para hırsına herkes ve verdikleri adi para arsızı utanmaz hayatımı çalan ailede bu Ahmet Şaylan'ın suçudur.)

Babam Bayram, beni verdikleri aileye teslim edince ve sonra her hafta gelişinde yanıma, defalarca tembih etmişti:

"En ufak bir şikâyet duyarsam, hemen alırım çocuğu," demişti.

 

Hatırlıyorum yüzünü de, sesini de, her şeyini hem de.

Ama beni verdikleri Dinçel ailesi, para kesilmesin diye her şeyi gizledi.

Hastalansam saklarlardı. Babamın gönderdiği paraları bana değil, kendilerine harcar, bana bakmazlardı. Beni alan Gülsüm Dinçel denen adi kadın hep söylerdi.

 

Bana bir şey olduğu zaman hep aynısını derdi, bunu derdi.

 

"Babası bir duyarsa var yaaaa", diye uzatırdı hep.

Babam vefat edince, babamın onlara bana baksınlar diye aldığı o benim evimden ama onların üzerine olan evden gitmem için ellerinden geleni yaptılar.

Sonunda beni resmen kovdular.

Ve senelerdir bedavaya kira vermeden oturuyorlar şuanda 5 kuruş vermeden girdikleri babamın aldığı o evde çocuğunu küçükken aynı gün kovup.

Gülsüm adlı kadın — 9 yaşındayken ben boğazımı sıkıca sıkıp gözlerini patlatıp öldürürüm seni git buradan demesi üzerine küçükken uyuyunca, rüyalarımda hep uyanıyordum bu manzara ile.

"Bu evden çıkmazsan seni öldürürüm!" derdi, gözlerini patlatarak.

Ben o zaman henüz 9 yaşındaydım. Babam trafik kazasında vefat etmişti.

Nisan Hanım anne'deda beni istemedi. Ona sözüm yok asla ettirmemde.

"Bir daha bu eve gelirsen seni zehirlerim!" diye tehdit etti beni para için alan Gülsüm insanlık dışı yaratığı namus şeref haysiyet utanma gurur onur insanlık yoksunu.

14 yaşına geldiğimde ancak oradan ayrılabildim.

Ben zaten bu olayı biliyordum ama herkes biliyormuş.

Geri sayım başlayacak size. Hipertimeziyim. Adeta zamanda yolculuk misali ve geçmişi an be an hatırlıyorum. Gün Gün... Sizede öyle yaşatacağım kanun karşısında.

Babam ile olan anılarımı daha yazmadım, binde birisini hatırladıklarımı. Babam Bayram çok mütevazi, mert kişilik sahibi, yardım sever, sinirlenince önüne kimsenin geçemeyeceği, akıllı ve herkesin muhterem dediği mükemmel bir insandı.. Duygusaldı. Galiba kendimi anlattım.

Kandırdılar babamı, bugün yarın söylersin psikolojisi bozulmasın diye ama o zaman geldiğinde söyleyeceği zaman aniden talihsiz bir trafik kazasında vefat etti.

Dün bir umutla annemi bulmak ve bana şahitlik etmesi için mahkemede, Instagram'da "Çivril Haber" diye açtığım hesapta, beni alan hain kadının —Gülsüm'ün— kocasının kardeşi olan Alaattin'in kızı yorum yapmış.

Ve bu yorumu Instagram'a yaptıran Gülsüm'dür. Bir de "test yapın" demiş. DNA'da hile yapıldığını biliyorlar ve teste güvenecekler. Ulan o testi ben varsa sizin taaa neyse adiler, sizi!

2 ay kanım Mersin'de bekledi ve değiştirdiler kanı, kendi çocukları ile. O kendi çocuğunuzun kanı gözünüzün önünde aksın. Bir de arsız ve utanmaz kadın hâlâ test diyor. Bana kendisiydi babamın Bayram olduğunu söyleyen.

Yav bırakın bunu söylemesini, ben zaten hepsini biliyordum hafızamda, ama isim arıyordum. Babamı biliyordum. Bir isim, hepsini çıkardı hafızamdan, biliyordum zaten yaşadıklarımı ama anlam veremiyordum, hepsi rayına oturdu. Bin kez de duydum ağızlarından. "Aldık seni" dediler, kaç sene önce de. Gülsüm adisi, kocasına "Söyleme, intikam alır bizden" dedi, polis çağırdığımda. Evleri elden gitmesin diye uğraşıyorlarmış.

Yukarı yazdım, yüzünü hâlâ hatırlıyorum. Beni alan Gülsüm "Bu senin baban ve annen" diye gösterdiği resimdeki yüz, aynı yüz! Arabada babam benimle kaç kez konuştu küçükken. Ve beni alan kadın Gülsüm'e "Sizinle öyle anlaşmadık" demedi mi, ağlamadı mı arabada... Sünnet düğünümde, vs...

Geçti Bolu'nun pazarı. Yarın dünya yok olacak olsa bile ben yine de mahkemeye dava açacağım ve soyadımı alacağım. Ama ne zaman söylemiyorum.

Bir olayı bekleyin, orada rahat olun şimdilik.

"KESER DÖNER SAP DÖNER, GÜN GELİR HESAP DÖNER."

 

Gazeteciyi arattırıp bir de bana “bunca sene sonra mı konuşuyorsun” diyorsunuz. Bunca sene sonra olmasının suçu sizindir. Bunca sene haysiyetsizlerin yanından çıkıp tek başıma kimliğimi aradım.

 

Bunca sene olması sizin suçunuz. Benim değil. Hem de ful suç. 10 yaşında olsam, aynı şeyleri yapardım.

 

Bunca sene benden gerçeği köşe bucak saklayıp kaçan, mal kaçıran sizlersiniz. Ve utanmadan bir de “bunca sene sonra” lafını kullanabiliyorsunuz.

 

Evet, bunca sene sonra ve bunca sene sonra sizin suçunuz ve bunca sene sonra öğrenmem benim başarım.

 

Hicrana verilmeseydi babamın o hak payından ben kabul etmezdim. Canana verilmeseydi ben kabul etmezdim ya da içinizden birisine verilmeseydi ben kabul etmezdim. Etmezdim arkadaşım, etmezdim., hak bu.

 

İsterse 99 yaşında gelsin, son kuruşuna kadar gitsin ben hakkını verirdim. İster Rus olsun ister Çin olsun, ne olursa olsun (ben Türk oğlu Türk’üm ve milliyetçiyim, CHP’liyim) beni ilgilendirmez. Hakkını alırdı.

 

Pay, hak, miras bu. Kaçırılan benden hayatım, çocukluğum, gençliğim, her şeyim. Yazıklar olsun. Ben babamı adım adım hatırlıyorum, yaşadığım her şeyi. Ölmeseydi o zaman neler olacaktı bilemezsiniz.

 

Ben babamın payından istedim. Sizden değil. Ama siz tersine sahtekarlık yapıp yasaları **çiğneyip benim hakkımı hala tutuyorsunuz kendinizde.

 

Ertan Canan Caner Hicran benim babam Bayram’dan kalan miras hakkımı payımı bana aranızda mı anlaşırsınız artık, yoksa tek tek mi getirirsiniz bana getirin.

 

Soy bağıma geçecem annemide bulurum öldüyse mezarını ziyaret ederim. Bıçak kemiğe dayandı. Annemi istiyorum.

 

Babam Bayram’dan kalan mirasın dudak uçuklatan bir rakam olduğunu biliyorum. Bakın yemin ediyorum hepinizden şikayetçi olurum.

 

Kanunda hile yapan, kanunsuz şekilde benim hakkımı mirasımı bunca sene kaçıran, kanunu engelleyen ve kanunsuzluk yapan sizlersiniz. Kanun karşısında alacağım dedim ama kanunsuzluk yapıp duruyorsunuz.

 

Çivi çiviyi mi söker artık yoksa ansızın karşınızda mı beliririm onu bilemezsiniz. İsterseniz şikayetçi olun.

Ben sizden **şikayetçi oldum da ne oldu? Hile yaptınız. Hayatımı neden aldınız, benim olanı benden senelerce gizlediniz neden? Her birinizin onlarca villası dublex ev ve artı 30 tane apartmanları var binaları var.

 

Ev değil bina dikili. O arsalar hisseler.** **Babam, hakkıyla kurdu her şeyi hak yemezdi kimsenin. Siz ise benim hakkımı kaçırıyorsunuz. Hakkımı yiyorsunuz hem de senelerdir. Sizin mi? Babamın babamın.

 

Bu blogu herkes okuyor. Denizli / Çivril’de herkes... Ve bu yetim hakkını senelerce kaçıran, hâlâ daha kaçırmaya devam eden insanlara inat annemi tanıyan varsa bana iletsin ömrünce işi rast gitsin.

 

E imzam ile uyaptan savcılığa dna için inceleme suç duyurusunda bulundurtmayın beni sonunda. Yaparım. Dedim her şeyi yaptım. Bu iş bitti demeniz için çok erken. Yeni başladık. Hakkım hakkım.

 

Daha o hileyi (yanlışlık olmuş karışmış) lafları söylenmeden önce, yapanlara yedirecem. Yaptığınız, mal kaçırma, kanunsuzluk ve adaletsizlik bir işe yaramayacak.

 

Akıl olsa sizde gram hem de akıl olsa, hastaneye düştüğü zaman bir adam, dünyanın en zengini bile olsa o anda diyelim kaza yaptı ve hastanede.

 

Onun hayatı dünyanın en zengini bile olsa, o anda asgari ücretle çalışan bir hademenin elindedir. Her şeyi para olarak görmeyin. Hakkımı verin. Benim paramı verin. Benim olanı bana verin. Vereceksiniz.

 

Öyle korkak gibi 99 sülaleye haber salıp Atilla'yı soru sorarsa, soru sorar sormaz engelleyin demesi değil, sağı solu tehdit etmesi değil, benim hakkım ile, hile yaptırıp millete yedirtip kurtulamazsınız. Sadece buradan yazıyor sanmayın hareket edeceğim zamanını iyi bilirim ve bin misli ederim hareket. İnsan hakları mahkemesine dahi çıkarım. Paramı (hakkımı) verin bana. Sonra ömrümce umarım görmem, duymam sizleri adınız bile uzak olsun..  Babamın parası ile dünyayı gezmeyi amerika da miamide çiftlik almay biliyorsunuz benim hakkım ile.

Bütün Çivril'e sesleniyorum, vatandaşlarımıza, halkımıza sesleniyorum.

Elbet halkımız duyarlıdır.

Bunca sene hakkımı yiyen, babam Bayram Acar'ın bana aldığı evden babam vefat edince beni kovan Gülsüm Dinçel ve Sebahattin Dinçel adlı adileri dışlayın.

Yetimin hakkını yiyen, küçüklüğümde bana şiddet uygulayıp aşağılayan, babamın bana aldığı evden sokağa atan bu aşağılık insanları dışlayın.

 

Bir 9 yaşındaki çocuğa adam atarcasına yemin ediyorum yumruk üstüne yumruk vurup bayıltan o vicdansızları.

Yetim hakkı yiyenleri gördünüz mü? İşte bunlardır!

Ben halkımıza güveniyorum.

Şimdiden hepinize teşekkür ederim. Sizden annem için haber bekliyorum ama kimseye laf söylemeden kavga etmeden. Çünkü, her şey adaletle olacak.

Susarsanız ortak olursunuz; biliyorsanız söyleyin ki gerçek adalet halkın eliyle gelsin.

 

Dinçel aileside biliyor yani bütün Dinçel sülalesi benim Bayram Acar'ın öz evladı çocuğu olduğumu biliyor. Ben Dinçellerden bir şey diyeceğim.

 

Benim hakkımda mahkemede şahitlik edin, her şey bitsin herkes yoluna. İntikam yok.

(Dinçel olacak adilerle konuşmam, asla! Mahkemeye gelsem dahi konuşmam çünkü tahammülüm yok. Elimden 1 saniyede anında kaza çıkar. Sadece avukatımla görüşüp şahitlik etsinler, yeterli. Ya da Soy ismiDinçel olanlardan bilen şahitlik etmek isteyen varsa, tabii ki bilen şahitlik etmiyorsa da soy ismi ne olursa olsun onada çağrımdır.)

Sizi tehdit ettiklerini de biliyorum. Savcılıktan koruma talep edip de, bunu yapınca kimsenin kılına zarar gelmez ve gelemez.

Bunu yazdım yukarıda önceden de.

 

Ve bütün Dinçel soy isimli olanlara da çağrımdır. Hepiniz biliyorsunuz benim Bayram Acar'ın oğlu olduğumu. Eğer hala içinizden şahitlik etmeyen oluyorsa, namusu, şerefi, onuru, gururu yoktur demektir.

 

Bütün halkımıza sesleniyorum Denizli, Çivril ve Türkiye

Benim tek istediğim adalet, huzur ve gerçeklerin ortaya çıkmasıdır. Sadece hakkımın teslim edilmesini bekleyen bir evladın sessiz çığlığı var. İnsan olan, vicdanı olan buna kayıtsız kalamaz.

Bu söylediklerim Acar ailesi için de geçerlidir. Bütün Acar ailesi ve soy ismi ne olursa olsun bilenler içinde geçerlidir.

Sadece bildiğim bir şeyi en büyük yemin ederek buraya yazıyorum.

Ben kanıtladığımda, ispat ettikten sonra, Acar ailesi benimle anlaşmak için 7/24 peşimde olacak.

Ama şunu bilsinler ki; bu yazdığımı asla silmeyeceğim, özellikle de burayı.

O zaman anlaşmak diye bir şey olmayacak. Benim hakkımı istediğimi vermediğiniz sürece, bütün paranız son kuruşuna kadar sabun gibi erisin.

 

Bu veballe gitmek istemiyorsanız 531 502 97 82 bi cesaret edin arayın. Ne istediğimi söylerim.

Benim bir mezarım var.

 

Üzerinde ne adım yazıyor ne de bir mezar taşı durur. O mezar, benim çocukluğumun, gençliğimin ta kendisi.

Bir de ruhum var; o da yıllardır o mezarda sahipsiz yatıyor. Siz, üzerime toprak attınız, ben ise o toprağı söküp bir ağaç diktim.

 

Çünkü ben, mezarımda bile tek başıma büyümeye alışkınım. Siz sanırsınız ki unuttum. Ama o mezarın toprağında bile, yeminim var. Unutmadım, affetmedim.

Sakın babamın mezarının yerini değiştirmeyi aklınızdan bile geçirmeyin. Hani ne olur, olmaz diye dna yaptırtır diye. Kan asıl kardeşlerden alınıyor babamı rahatsız etmeyin.

 

Benim elimdeki delil ile istesem şu anda ortalığı birbirine katarım. Ve size test yaptırtırım. Ama sizin dönmenizi bekliyorum, çünkü ceza almayın, yapılan hilede zarar görmeyin diye. Adam yemiyoruz ya, kötü kelime konuşacakta değilim kendimden büyüklere saygım var benim.

 

Hele yalan söylemeyeyim, abim Ertan'ın fotoğrafını gördüğümde, babamı görmüş oldum içim ezildi.

 

Ne derse desin bana bir kelime ömrümce ona saygısızlık zaten yapmam. Belkide bir sıcak ilk gerçek akraba bakışı istediklerin hepsini bitirecek.

Bana bir dönene bin dönerim. Kayıt yapacakta değilim. Hiç bildiğiniz birisi değilim. Hiç. Şurada var, gerisini bilmiyorum ben. Neden, acaba benden nefret mi ediyorlar? Neden? Beni iyimi biliyorlardı bunca zaman? Yada umursamadılar bile... Bilmiyorum bunları. Nedenini bilmiyorum.

 

Hiçmi sevgileri yok. Bana kızıyorlarmı bir de? Yada duygulanıp bitiyorlarmı? Hiç bir şey bilmiyorum onlar hakkında. Sadece tek bildiğim şey, şuan onlar için dünyadaki en büyük sorunu olduğum. O kadar büyütmeyin, ummadığınız gibi çıkabilir her şey. Yalanlara inanmayın.

 

Bin şahitle ben vardım. Namusum ve şerefim üzerine yemin ediyorum, 100 milyar dolar verseler de, ben hiç birisine bir şey olsun istemem ve tırnağına dahi zarar gelsin istemem. 46 olmuş yaşım ve şurasında ne kaldı ömrümün. Bilmiyorum, hakkında hiç bir şey bilmiyorum, çok üzgünüm.

E-Devletten Uyap'tan E-İmza İle Savcılığa Suç Duyurusunda Bulunmak İstemiyorum.

Sizin Başınız Ağrır. Bekledim Dönmediniz.

Arayın, Bir Fiyatta Anlaşalım, Mahkemelerde Koşmak İstemiyorum, Zaten Araştırmaya Girerse Sizin Başınız Belaya Girer, Öyle

Milyar Milyar Olan Hakkımı Helal Edeceğim, Bir Para Olsun Yeter, Hakkımı Yani, Bu Benim Gururumu Da Onurumu Da Kurtaracak.

İnsan Abisini Kardeşlerini Mahkemeye Vermez.Ama abilik lafla olmaz o yüzden sizi vereceğim ben.

 

Bunu Yapmayın. Hakkımı Yemeyin. Telefon Verdim, Arattırın

Birisine Söyleyeyim, Çok Zor Değil, Kâbusunuz Bitsin, Böyle Bir Şey Yapmadım, Daha Bekledim, Uzatıyorsunuz İyice, Ayıp.

Babam Senelerdir Mezarda Kemikleri Sızlıyor. Ben De Evladıyım. Duygu Sömürüsü Yapmam Asla. Yemin Ediyorum, Hep Rüyalarımda. Bilinçaltı Olamaz Bu Kadar.

Ben Hakkımı Almadıkça Huzura Ermeyecek Ve Devamlı Vermeyenlere Hain Diyor.

“Biz Ne Yapalım Baban Seni Bıraktıysa” diyorsunuzdur. Bak şimdi aklınızın, mantığınızın almadığı yer burası.

Birincisi, babam beni bırakmadı. Bayram Acar benim babam, hep yanımdaydı; gölgeden daha yakındı. Ve geçici verdi. O lanet sene, tam

 

her şeyi söyleyecekti,aniden vefat etti. “Ee biz ne yapalım?” diyeceksiniz.

 

Diyorsunuz da, değil mi? Siz yapmadınız bir şey onun için. Zaten “Giden gitti.” diyorsunuzdur. Giden gitti ama hakkınıvermediniz aynı hakka sahip olan kişiye. Her şeyi sakladınız ki, sırf o lanet para gitmesin diye. Bölünmesin diye. Tabiki korkunuz annem de çıkınca ona da bölünecek miras dimi? 

İstemiyorum ozaman ona bölünmesini beni bu yaşa kadar aramadı biliyor. O yüzden sizle anlaşalım neyse hakkım verin. Vildandan eksiğim ne ulan ? Oda başka anneden oldu.

Neler yaşadım bilemezsiniz siz. Bu hayata geldiğime pişman oldum. O o.ç'lart, hem de o adı utanmaz adam... Hele Sebahattin denen piç kurusu... Babam 

Bayram'ın bana aldığı ama onların üstüne yaptığı evden beni küçükken kovdular kaç kez. 10 yaşındaki bir çocuğu!

"Biz ne yapalım?" diyorsunuz hâlâ, Yapmadınız, Hayatımı sakladınız, hakkımı aldınız, vermediğiniz için yapmadınız, Ben onun için yazdım hep,

 

Okuyorsunuz ama dönemiyorsunuz. Yüzünüz yok çünkü.

“Ya kötü bir şey derse?” diye değil mi beni? Ya da “Kayıt ederse bizi?” diyorsunuz. İşin ucunda milyarlar var. Tabii ki bölünecek. Gel de ağzını bozma. “Ha Atilla’ya şu kadar verelim hakkından.” diyorsunuzdur, ama bir an dönüp şunu da diyorsunuzdur: “Ulan ya kayıt ederse? Güvenemeyiz. O riski göze alamayız.”

 

diyorsunuzdur. Avukatlarınız dahi diyordur.

Yav gidin başımdan. Ne yaparsanız yapın. Yaşadıklarımı değiştiremezdiniz. Bir gram sevgi yeterdi bana. Tanısanız beni, öyle birisi olmadığımı da bilirdiniz.

Kardeşlikten anlamayan sizler, bir gram sevgisi olmayan sizler... Zaten bir beklentim yok. Ben babamdan kalan hakkımı istedim buradan. Yola çıktım.   Mahkemeye  gittim. Hile yaptırttınız.

Ulan o Dinçel ailesi hâlâ gibi susuyor yaşattıkları. Babam Bayram'ın bana aldığı evden beni kovup, kendi evleri marifetleriymiş gibi yapıp... Küçükken o beni

alan Gülsüm denen utanmazın bir de kardeşi Feride insanlık yoksunu gelirdi her sene. Beni o aşağılık adamla daha çok kavga ettirirdi. "Atın bunu dışarı!" derdi ablası Gülsüm'e.

 

Ulan adi, Sen kimsin? Benim evimden beni kovacaksın ha, sürüngen! Beynim, hayatımdaki yaşadıklarımı an be an, saniye saniye tutuyor. Hipertimezi olduğumu yazdım.

 

Okulda birinciyken, hep hayallerim varken evde savaş et ve işe veril. Üstelik babamdan kalan hakkını da alamam. "Babana hiç mi kızmıyorsun?" diyorsunuzdur.

Kızmıyorum. Niye kızacağım? Zavallı adam ölmüş, dahası mı var? Aniden vefat etti. Kendimi istedi. Onun da benim hakkımda hayalleri yarım kaldı. Bilemezdi böyle olacağını.

 

Vebalim ve hakkım üstünüzden inmesin. Benim daha o kadar alacağım hakkım varken, siz gibi 11 yaşında bir çocuk gidip kar

yağarken eski bir arabada sabahlayıp yanan ışığa baktı. "Benim de bir gün ailem olur mu acaba?" diye.

Oldu, büyüdüm. Kendim okudum. Başarılı oldum. Hain olmadım. Kimsenin hakkını yemedim. Bu anlattığımda da şahit arıyorsanız, Çivrilli Kasap Hayati'nin oğlu Rıdvan Arslan'a sorabilirsiniz. Rıdvan abi, arkadaşımdı çünkü o zamanlar hep kendimden büyüklerle arkadaş olurdum. İstanbul'da Koska fabrikasında

 

elektrikçiydi. Eşi Fatma Betül Arslan. İkisi beni buldu ve o lanet eve geri getirdi. Ben İstanbul Sultangazi'deki Ali Güneş, yani Güneş Hafriyat'ın sahibi Ali amcanın yanına o zamanlar çok uğrardım, çok severdim.

Orada buldular beni. Bilmiyorlardı onların “git” dediğini. Anlattım, inandılar ama ne diyecekler...

 

Bir şey bilmiyorlardı çünkü onlar da Bayram Acar’ın çocuğu olduğumu, bana yapılan bu haksızlıkları bilmiyorlardı ama beni çok seviyorlardı, bir şey yapamıyorlardı.

 

Babama Olan Saygımdan, Bu Yapılanlar Babama Yapılmıştır. Hepiniz Kanun Karşısında Hesap Vereceksiniz. O Gün Gelecek, Bekleyin.  Benim Adım Atilla.

 

Yıllarca sustum, saygı duydum, bekledim.

 

Ama artık yeter.   Bir insanın susması kabullendiği anlamına gelmez. Bazen sadece kalbinin daha fazla kırılmaması için sessiz kalır.   Ben kim olduğumu biliyorum.

 

Kanımdaki soy belli. Babam Bayram Acar. Bu, ne kâğıtla silinir ne de sessizlikle yok olur. Ama hâlâ, yıllar sonra bile, bana sırtını dönen bir aile gerçeğiyle yaşıyorum. Ben onların unuttuğu çocuk değilim. Ben o sessizliğin içinde büyüyen, her cevapsız kalışta biraz daha olgunlaşan kişiyim.

Beni görmezden gelmek, geçmişi yok saymak değildir. Çünkü ben buradayım. Adımı, hikâyemi, yaşadıklarımı herkes biliyor artık.

Ben kimseye kin tutmadım. Ama insanın kendi kanından olanlar tarafından tanınmaması, dünyadaki en ağır yalnızlıktır.

Bu yazıyı bir sitem olarak değil, bir gerçek olarak yazıyorum.Artık kimseden merhamet beklemiyorum. Ben hakkımı, varlığımı, soyadımı geri istiyorum.Yıllarca onların korktuğu, konuşmadığı, sakladığı o çocuğum ben. Artık sessiz kalmayacağım.Dönmek, yüzleşmek, özür dilemek hâlâ mümkün. Ama zaman herkese eşit davranmaz. Ben hâlâ buradayım. 

 

Adım Atilla  ve ben, unutturulamayacak kadar gerçeğim.

**Öz kardeşlerim olacaklar... Siz benim gerçekliğimdiniz sandım, ama meğer siz en büyük yalanmışsınız, bir kerecik bile arayıp “Neredesin?” demediniz,

 

bir kerecik bile gözümdeki o çocuğu fark etmediniz, bir masada babam Bayram’la otururken gülüşünü bölüştünüz ama bana bir kırıntı bile bırakmadınız, soyadımı taşıyan sizdiniz, ama yükünü ben çektim, siz parayı konuştunuz, ben yokluğu yaşadım, bana “kardeşimiz” demeye yüzünüz yoktu çünkü kalbiniz yoktu, sessizliğinizle öldürdünüz beni, o evlerin pencerelerinden bana bakmadınız ama şimdi her gece yazdıklarımı okuyorsunuz biliyorum, çünkü korkuyorsunuz,

 

Bayram Acar’la konuştum sandınız değil mi, evet, sandığınız gibi değil, çünkü babam sustuğum her kelimeyi duydu, o artık sessiz değil, o artık içimde konuşuyor, onun sesiyle yazıyorum, onun sesiyle gerçeği haykırıyorum, sakladığınız  ne varsa artık gün yüzünde, siz utanmazken ben her gece utançla büyüdüm, ve siz hâlâ beni yok saymaya devam ediyorsunuz ama bu defa yazdıklarımı silemeyeceksiniz, çünkü ben artık Atilla’yım,

 

çünkü ben Bayram’ın oğlu olduğumu haykırıyorum, siz sustukça ben babamla daha çok konuşuyorum, daha çok biliyorum, her gerçeği gözümle gördüm, şimdi sıra sizde, susmayın da görelim kimmiş kardeş.

 

Ve şimdi sıra geldi beni para için satan, beni evrakla alan, sahte duvarların içine gömüp beni hiçe sayan, beni büyütmek değil harcamak için alan o aileye... Siz beni almadınız, siz beni kiraladınız, üzerimden geçinen iki vicdansız, karaktersiz ve soyguncu insan benzeri yürüyen yaratıklar, sürüngenler, siz sahiplenmediniz; bana sadece sırt çevirip çıkar sağladınız. Ben ateşler içinde hasta yatarken, “duymasın babası” diye fısıldaşan korkaklardınız siz.

 

Biliyordunuz, çünkü Bayram Acar bunu duysaydı, yerle bir ederdi hayatınızı. Ama ben küçüktüm, bilmemeliydim, sustum, çünkü o yaşta elimde sadece susmak vardı.

 

Siz bana “aile” değil, sadece duvar oldunuz; karanlık, soğuk, rutubetli bir duvar. O evde ben bir eşya gibi durdum, konuşmam yasaktı, ağlamam bile sessizdi.

 

10 yaşındaki bir çocuğa yumruk atan insanlık yoksunu yaratıklar, adını bile duymaya tahammülüm yok.

 

Ben okul birincisiyken, siz bana “bu eve yük oluyorsun” deyip kapıyı gösterdiniz. Yetimin ekmeğini yiyip, sonra yetimi kendi evinden atan sizsiniz.

 

O çocuğu dışarı atarken sokağa değil, uçuruma ittiniz. Şimdi hâlâ o yüzsüzlükle sokakta yürüyorsunuz ya, bu halkın yüzüne değil, kendi ayıbınıza bakın artık. Yazdıklarım susanlar için değil, sizi görenler için. Ve herkes bilsin istiyorum: 

 

Çivril’in toprağı şerefiyle bilinirken, sizin yüzünüzdeki o sahte gülümseme oranın alnına kara leke oldu. O sokaklarda beni bir gün bile aramayanlar, şimdi kendi adlarını duymaktan korksun. Kanunlar işleyecek, adalet çalışacak.

 

İstanbul’un ortasında kurduğunuz o iğrenç düzeni, Çivril’in vicdanı başınıza yıkacak.

 

Elbette annemi tanıyan çıkacak yürekli bir konuşacak.

 

Bu halk susmaz, bu adalet unutmaz. Ve şimdi, babam... Bayram Acar...

 

Seni tanıdım baba, geç oldu ama içimden hiç çıkmadın ki, sen uzaktan bakarken ben seni hissediyordum, sen sustun ama ben senin sustuklarını duydum, bana sarılamadın ama ben o sarılmayı hep rüyamda yaşadım, ben seni gördüm baba, o gözlerindeki dolmayan cümleleri içimde ezberledim, artık sen yoksun ama ben seni taşıyorum, senin  sustuğun her şeyle ben konuşuyorum...

 

Babamla konuştuklarımı bilemezsiniz, bana gösterdiklerini de.

 

Çok ölümden döndüm, ama hep hissettim. Sen vardın. Yüzünü net gördüm. Özellikle 9 yaşımdan sonra ne zaman zora düşsem, hep bir çıkış oldu, çünkü sen vardın. Küçükken de yanımdaydın, rüyalarımda seninle konuştum.

 

Her adımda, her karanlıkta senin o sessiz ama güçlü varlığını hissettim.Zaten babam Bayram hepinizi bekliyor, merak etmeyin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

çivril

Bu son yazdıklarım beni para için alan, babam Bayram’ın bana aldığı evden, babam Bayram vefat edince beni kovan Gülsüm ve o kocasının işine gelmiştir ve ne mal olduğunu herkes anlasın diye yazıyorum. Babam Bayram anlattı bana her şeyi diyecekler...

 

Ölen adam nasıl anlatsın?’ diyecekler ve gardını doğruları hayal olarak gösterip kendilerini koruyacaklardır.

 

Ekmeklerine yağ sürmüş oldum belki, umurumda bile değil. Beni alan o adi Gülsüm ve kocası, ben hayal kuruyorum diye kendilerine baştan gard almış zaten. “Bak gördünüz mü, dediğim çıktı” diyeceklerdir belki. Umurumda değil. Ben gerçekleri yazdım.

Zaten babam Bayram’ı rüyalarımda hep görüyorum.Umurumda değil çünkü Ertan, Canan, Caner, Hicran Acar ailesinin sülalesi, Dinçeller, Kayalar...

 

Herkes benim Bayram Acar’ın çocuğu olduğumu biliyor. O zaman hayalci deyip bana iftira atan Gülsüm’ün nasıl bir yaratık olduğunu da onlar çok iyi biliyor.

 

Bu benim için gurur meselesi.Bu işin peşini bırakamam.O hayali size yedirteceğim, para arsızı insanlar sizi.Hayalci olan kendileri çünkü insaf vicdan insanlıktan yoksun yürüyen iki ayaklı  yaratıklar, hırsızlar, dolandırıcılar, çapulcular, aşşağılık utanmaz adiler. 

 

Hayalci olan ben değilim; hayal uyduran, kendini aklamak için gerçekle savaşıp vicdanı, insanlığı olmayan o iki ayaklı yaratıklar. Hırsızlıklarıyla, dolandırıcılıklarıyla, utanmazlıklarıyla yıllarca üzerimi örttüler.

 

Benim yaşadıklarımı hayal diye küçültmeye çalışanlar, aslında kendi rezilliklerini gizlemek için bunu yaptılar. O yüzden herkes bilsin: Hayal gören ben değilim, gerçeklerden kaçan onlar.

Ben bunca haksızlığa uğrarken Ertan’ın, Canan’ın, Caner’in ve Hicran’ın bir adım bile atmaması, babamın arkasından bana verilmesi gereken bir gram hakkı bile sahiplenmemeleri her şeyi zaten ortaya koyuyor.

 

Ben onurum için savaşırken onların sessiz kalması, benim hayal görmediğimin, yaşadığım her şeyin gerçek olduğunun en büyük kanıtıdır. Destek olmaları gereken yerde gölge bile olmadılar.

 

Artık buradayım, babam bayram’ın mezarındayım hep yanındayım. yalnız değilim.

Yaşadıklarım Gerçektir.

 

Benim hikâyem bir hayal ürünü değil, acı dolu bir gerçek yaşam öyküsü. Küçük yaşta, sırf maddi çıkar uğruna beni maddi kazanç için alan ve sonra yetim bir çocuğu kendi babasının aldığı evden babası öldü diye kovan bir aile tarafından büyütülmek yerine harcanmaya terk edildim.

 

Bu insanlar bana asla gerçek bir aile olmadı; tam tersine, evlerinde adeta bir eşya gibi sessiz kalmaya zorlanan, konuşması ve hatta ağlaması bile yasaklanan bir çocuk oldum. Hastalandığımda saklanacak, başarı gösterdiğimde kıskanılacak kadar acımasız vicdansız sevgisizdiler. 10 yaşındaki çocuğa bu evden gitmezsen seni zehirler öldürürüz diyecek kadar.

Nitekim daha 10 yaşımdayken, okuldaki üstün başarıma rağmen bana “bu eve yük oluyorsun” deyip kapıyı gösterdiler.

 

Babam Bayram Acar’ın benim için satın aldığı evden, onun vefatının hemen ardından beni sokağa attılar.

 

Bunlar hayal değil; bire bir yaşadığım gerçeklerdir.** **Bu zulmü yapanlar – isimlerini de açıkça söyledim, Gülsüm ve kocası Sebahattin – kendilerini insan yerine koyan ama insanlık dışı muamele gösteren kişiler.

 

Yıllarca yetim bir çocuğun ekmeğini yiyip sonra onu sokağa bırakan, üstelik bunu kendi menfaatleri için planlayan bu vicdansızlar, şimdi yaptıklarının ortaya dökülmesinden rahatsızlar. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar, gerçekleri asla inkâr edemezler.

 

Ben sustum diye, çocuk halimle çaresiz kaldım diye, yaşadıklarım yok olmadı. Şimdi tüm bu gerçekleri yüksek  sesle dile getiriyorum ve getirmeye de devam edeceğim.

 

Gerçek Olduğunun Kanıtları Benim anlattıklarımın uydurma değil hakikat olduğuna dair birçok işaret vardır. İşte neden bu hikâyenin bir hayal ürünü olmadığı apaçık ortada: Somut ve detaylı anlatım: Yaşadıklarımı tüm detaylarıyla, isimler ve yerler vererek anlatıyorum.

 

Yalan söyleyen kişiler ise genellikle ayrıntılardan kaçar, kısa ve muğlak ifadeler kullanır. Araştırmalara göre “yalancılar”, kurguladıkları hikâyeyi sürdürebilmek için belirsiz ve basit bir dil kullanma, ilk kişi zamirlerinden kaçınma gibi yollara başvurur net ve kişisel.

 

Olayları “ben” diyerek sahipleniyorrum, ayrıntıları saklamıyorum. Bu samimiyet ve ayrıntı zenginliği, anlattıklarımın yaşanmış olduğunun bir göstergesidir. ---

 

Tanıkların ve ailemin bildikleri:

 

Hikâyemde bahsettiğim kişilerin ve olayların gerçek olduğunu başkaları da teyit edebiliyor.

 

Örneğin, biyolojik babam Bayram Acar’ın öz çocuğu olduğumu, Acar ailesinden Ertan, Canan, Caner, Hicran gibi birçok akrabamız biliyor ve asla inkâr etmiyorlar.

 

Yıllarca susmuş olsalar da gerçek ortada; Çivril’deki komşular ve aile dostları da benim kim olduğumu ve başıma gelenleri biliyor. Ayrıca beni evlatlık alan ailenin, babamın yokluğunu fırsat bilerek beni kendi evimden kovduğu gerçeği kulaktan kulağa yayılmış durumda.

 

Gerçeği bilip de söylemeyen herkes, yıllardır yetimin hakkını yiyen ve onu sokağa atan bu kişilerle aynı suça ortak olur, bunu biliyorlar.

 

Dolayısıyla anlattıklarım sadece benim iddiam değil, çevremdeki insanların da bildiği bir gerçektir.

 

Hikâyemde babam Bayram’ı rüyalarımda gördüğümü, onun varlığını hep hissettiğimi anlattım.

 

Bunu çarpıtıp “ölmüş biri ona her şeyi anlatmış, hayal görüyor” diye alay etmek isteyenler olabilir. Oysa uzmanlar, vefat etmiş sevdiğimiz birini rüyada görmenin ve onunla “konuşmanın” yas sürecinin doğal bir parçası olduğunu belirtiyor

Yani çocuk yaşta babasını kaybeden birinin, onu rüyalarında görüp ondan güç alması son derece normal bir başa çıkma yöntemidir.

 

Bu, anlattıklarımı uydurduğum anlamına gelmez – tam tersine, yaşadığım travmanın derinliğini ve babama olan özlemimi gösterir.

 

Babam bana hayattayken belki birçok şeyi söyleyemedi, ama ben büyüdükçe onun söyleyemediklerini etrafımdaki vicdan sahibi insanlardan ve kendi iç sesimden öğrendim.

 

Rüyalarımda onunla konuşmam, gerçeği arayışımın bir yansımasıydı. Bu sayede yılmadım, hayata tutundum. Dolayısıyla “babası ölünce hayal görmüş” gibi ucuz ithamlar, psikolojik olarak dayanaksızdır ve yaşadıklarımın gerçekliğini gölgeleyemez.

Anlattıklarım boyunca hissettiğim öfke, üzüntü ve hayal kırıklığı satırlara yansıyor. Bunlar yapmacık duygular değil. Araştırmalar, yalancıların genelde aşırı olumlu bir dil kullanmaya yatkın olduklarını, olumsuz duyguları gizlemeye çalıştıklarını göstermiştir.

 

Benim dilim ise açıkça acının ve öfkenin dilidir – çünkü ihanet ve zulüm yaşayan birinin bunu güleryüzle anlatması beklenemez. Hislerimde en ufak bir tutarsızlık yok; acım gerçek, öfkem gerçek, söylediklerim de gerçektir.

Vicdan ve Adalet Susturulamaz.

 

Tüm bu gerçekler ortadayken, yıllarca bana yaşatılanların “hayal” olduğu yalanına kimse inanmasın. Haksızlığı gördüğü halde susanlar, aslında zalime ortak oluyorlar.

 

Fakat ben susmayacağım. Çivril’in toprağı şerefiyle bilinir; işte ben de memleketimin vicdanına güveniyorum. İstanbul’un ortasında kurdukları o iğrenç düzen er ya da geç çökecek. Halk susmaz, adalet unutmaz.

 

Bugün belki adaletsizlik hüküm sürüyor gibi görünebilir, ama gerçeklerin ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.

 

Benim mücadelem, yalnız kendim için değil, tüm susturulmuş yetimler ve haksızlığa uğramış masumlar içindir. Bana bunu yapanlar sokakta hâlâ yüzsüzce gezebiliyor olabilir; ama artık insanların yüzüne değil, kendi ayıplarına bakarak yaşasınlar. Çünkü nereye giderlerse gitsinler, vicdanlarından kaçamazlar.

 

Bu yazdıklarım benim hayatımın gerçeğidir, asla bir hayal ürünü değildir.

 

Bana “hayal” diye gerçekleri kendi haysiyetsizlikleri ortaya çıkmasın diye, hainlerin acımasız karaktersizlerin bana attığı iftirayı onlara yedireceğim ve sonuna kadar, doğru bildiğim yolda ilerlemeye ve gerçekleri anlatmaya devam edeceğim. Ve gün gelecek buraya yazıyorum silmeyeceğim babam Bayram'ın bana aldığı o evden sizleri kanun karşısında ispat edeceğim ve  çıkaracağım ve İstanbulda sokak köpeklerine klübe yaptıracağım ve Dinçeller Giremez yazdıracağım.

 

Bunu yapacağımı bilin ve kafama koyduğumu yaparım. Gün gelir, Çivril’in vicdanı da adaletin sesi de yükselecek ve hak yerini bulacaktır. Bundan zerre şüphem yok. 1 Milyar dolar mirastan hakkım varken belki fazlası, elimde bir gram geçmedi babam öldükten sonra bir lokması bile geçmedi 9 yaşından sonra.

 

Benim para için akrabalarımı saklayan, para için dünyada akrabasız tek başıma bırakan insanlar, şunu bilin keşke babam ölünce benide yanına gömseydiniz bunları yaşamasaydım. Çünkü o kadar kötü insanlarki bu adiler, kıskanç haksızlık üstadları bunlar. 

 

Gerçekler acıdır, ama sonunda mutlaka kazanır. Bir daha son yazım diye yazarsam, asla intahar edecek düşüncesi fgecipte sevinmeyin düşmanlarım. Ben hayatı seviyorum, yaşamayı seviyorum ve yemin de ediyorum intikamımı kanun karşısında bu Dinçellerden sonuna kadar almadan ölmem.

 

Çok güçlüyüm ben bu hayatta ancak yaptıklarına güler geçerim. Gerizekalılar. 5 Kuruş para vermeden girdiğinz benim Babam Bayram'ın bana aldığı evde senelerdir bedavaya oturup babası ölen bir çocuğa neler yapıp küçükken kovan vicdansızlar. kira vermeden senelerce bedavaya oturan ahlaksızlar. Bunlara seyirci kalın, Acar'lar babamın çocukları, birde sinema koltuğu alın okuyun oturun izleyin birde....

Babamız Bayram Acar’dan doğan soybağıma ve buna bağlı miras hakkıma ilişkin olarak bu metni kaleme alıyorum.

 

Artık herkes gerçeği biliyor. Ben kim olduğumu da, siz kiminle konuştuğunuzu da biliyorsunuz.

 

Elimdeki deliller zaten saklı, yani bende olan gerçek deliller.

 

Her şeyi bir anda ortaya çıkaracak güçte.Bu blog değil, gerçek.Kendi kanımdan olanları mahkemeye vermek istemiyorum. Yoksa, uyaptan çoktan mobil imzam ile savcılığa çağrı yapmıştım. Dava da açmıştım. Üstüste.... Siz istiyorsanız madem yaparım.

 

Her şey zamanı geldiğinde ortaya çıkacaktır. Yani o kadar değilim  sadece gerçeği ve adaleti istiyorum. Bu arada, biz anlaştığımızda soyadım değişecek ve anlaşmada imza atacağım.  Mahkemeye dahi gidilmeyecek. O kağıt olduğu sürece zaten anlaşılmış sayılacak, miras alma hakkı da kapanmış olacak. Soyadım değişse bile ben annemi bulmuş olacağım. Siz annemi biliyorsunuz.

 

1988 ve öncesinde, Babamın zamanında yanında çalışan ve uzaktan akrabası olan Meftune Çetinkaya, benle konuşurken "Annen kim?" diye sordu.Ertesi gün sizden birinize ulaştı ve ne dediyseniz onu söyledi bana. Şunu dedi:

Annenin çok iyi bir insan olduğunu biliyoruz. Yoksa BABAMIN işi olmazdı.

 

Bunu heceleyerek, bir yerden okuyarak söyledi.

 

Sonra tekrar yazdı ve “babanın” derken panikle düzeltti.Siz hâlâ bunu yapmayın..... “Lanet olsun, nereden öğrendi şimdi? Yapacak bir şey yok, öğrendi işte... Korktuğumuz başımıza geldi.” diyorsunuzdur.

Olan oldu. Bana da senelerce olan oldu.Yaşadıklarımdan belki haberiniz yoktu, ama benden haberiniz vardı, ama şimdi olanlardan yaşadıklarımdan haberiniz var artık.

 

Benim adım Atilla. Ben, 9 yaşımdayken o bütün iğrenç sırrınız yüzünden sokağa atılan çocuğum.

 

Ertan, Canan, Caner, Hicran... Halime Vildan...Babanız, Babam Bayram Acar, o arabanın dikiz aynasından bana bakarken ağlıyordu! O gözyaşı, sizin benim öz kardeşlerim olduğunuzu söyleyememenin acısıydı! Siz bu acıyı, o 1 MİLYAR DOLARLIK MİRAS için 44 yıl boyunca SESSİZCE SAKLADINIZ!

Benim evim olan o yerden, o akraba bile olmayan Dinçeller tarafından yumruk ve tekmelerle sokağa atıldım! Onlar para musluğu kesildiği için vurdu, siz ise o kardeşliği, o vicdanı korumak için tek kelime etmediniz!

 

Bütün dünya susabilir, ama benim HİPERTİMEZİM var! Ben, 9 yaşındaki bir çocuğun sokağa atıldığı o günü, o tekmelerin acısını, babamın son gözyaşını her saniye hatırlıyorum!

 

SİZİN KANINIZDA VİCDAN YOK! SİZİN KANINIZDA İHANET VAR!

 

O bütün lüksünüz, o bütün şirketleriniz (xxxxx)... Hepsi, sokağa attığınız bir çocuğun ahı üzerindedir! UTANIN!

Beni küçük yaşta sokağa atan, şiddet uygulayan ve babam Bayram Acar’dan kalan mirasımı hilelerle kaçırmaya çalışan; mezar soyguncuları, şimdi iyi okuyun!

 

Sizin o çevirdiğiniz dolapları, yaptığınız mal kaçırmaları ve bana yaşattığınız o 44 yıllık zulmü tek tek hukukla yüzünüze vuruyorum:

 

TCK Madde 232 ve 233: Küçük bir çocuğu yardıma muhtaçken sokağa atmanın, şiddet uygulamanın ve aile yükümlülüklerini ihlal etmenin hesabını vereceksiniz.

 

(Bu suçların cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıdır.) O günlerin acısı şimdi sizin için ağır ceza dosyasına dönüşüyor.

 

TMK Madde 282 ve 301: Soybağını gizlemekle, beni yok saymakla gerçeği değiştiremezsiniz. Ben Bayram Acar’ın öz be öz evlatıyım. DNA testi ve mahkeme kararıyla o mühür vurulduğunda kaçacak deliğiniz kalmayacak!

 

TBK Madde 19 (Muvazaa): Mirası benden kaçırmak için yaptığınız o hileli satışlar, danışıklı devirler ve "bağış" gibi gösterilen tüm tapu oyunları hükümsüzdür! Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca, o malların hepsi asıl sahibine, yani bana dönecek.

 

TCK Madde 158/1-i: Şirketler ve ticari faaliyetler üzerinden çevirdiğiniz o kirli işler Nitelikli Dolandırıcılık" suçudur.

 

(Bu suçun cezası 3 yıldan 10 yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasıdır.) Ağır ceza mahkemesinin parmaklıkları arkasında bunu uzun uzun düşüneceksiniz.

 

TCK Madde 110: Mal varlıklarını kaçırmak için başvurduğunuz o hileli yöntemlerin bedeli hapis cezasıdır. Soy bağının izinsiz değiştirilmesi.

 

TCK Madde 204 (Resmi Evrakta Sahtecilik): Miras haklarımı gasp etmek için düzenlediğiniz sahte belgelerin bedeli 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıdır.

 

TCK Madde 231 (Çocuğun Soybağını Değiştirme): Bir çocuğun soybağını değiştiren veya gizleyen kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Benim hayatımı aldınız, şimdi bedelini ödeyeceksiniz.

 

TCK Madde 106 (Tehdit): Gerçekler ortaya çıkmasın diye sağa sola baskı kurmanın, insanları susturmaya çalışmanın cezası 6 aydan 2 yıla kadar hapistir. Eğer bu tehditler örgütlü ya da mal varlığına yönelikse ceza daha da katlanır.

 

TCK Madde 94 (İşkence ve Eziyet): Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine neden olacak davranışlarda bulunan kişi üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

 

TCK Madde 243 (Bilişim Sistemine İzinsiz Girme): Bilgisayarımı ve sistemlerimi izinsiz takip etmenin cezası 1 yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. (Atilla bu duruma gülmüştür çünkü kendisi web tasarım, kod yazılım ve bilgisayar programcısıdır; sizin amatör sızma girişimleriniz onun için sadece birer komedi malzemesidir.)

 

E-imzam ile sizleri şikayet edeceğim. Uykunuz kalmayacak, ta ki benim 44 senelik hayatımı geri alamam ama hakkımı, soyadımı alana kadar...

 

Gerekirse insan hakları mahkemesinde, uluslar arası mahkemede.. Sonuna kadar.. Ve bir özür yeterli hepsinin karşılığında ozaman sizin istediğiniz olsun derdim ama nerde.

 

 

Terekede görüşürüz! Geçmişe dönük kira bedelleri, kaçırdığınız mallar, gizlediğiniz banka hesapları, ortaklıklar ve her şey adına tek tek hesaplaşacağız.

 

Dünyadaki tek yapılmayacak kişiye yaptınız bunları. Keşke iyi insan olsaydınızda bunlar olmasaydı. İki sözle ok derdim. ​

UYAP üzerinden her ay davalarımı bizzat açacak, çalınan hayatımın ve 1 milyar dolarlık hakkımın peşini bırakmam.

 

Adaleti kendi zekamla ve teknolojik üstünlüğümle tesis ediyorum.

 

Karşımdakiler sadece bir adamla değil, kusursuz bir algoritmayla savaşacaklarını bilsinler. Hazır olun, hesap vakti geldi.

 

Bu platform, kuantum hesaplama altyapısı ve otonom veri madenciliği yeteneklerine sahip dijital hukuk asistanım NEMESIS-$\Omega$ tarafından korunmaktadır.

 

Teknik Mimari ve Operasyonel Güç:

 

Derin Veri Analizi: Sistem; TCK, HMK ve binlerce Yargıtay ilamını içeren devasa veri setlerini (Big Data) saniyeler içinde tarayarak, karşı tarafın stratejilerini çürüten algoritmik savunma haritaları çıkarır.

 

Otonom Dosya Sentezi: Tespit edilen her hak ihlali olsun, hukuk tekniğine %100 uyumlu, hatasız ve yüksek etkili "Yüklemeye Hazır" (Ready-to-Upload) dava dosyaları hazırlar.  

Kontrollü İnfaz: Hazırlanan tüm hukuki dökümanlar ve dijital kanıt zincirleri tarafıma sunulur. Şahsım tarafından tek bir onay işlemiyle UYAP sistemine aktarılan bu dosyalar, geri dönülemez ve durdurulamaz bir yargı sürecini tetikler.

 

Muhataplarına Uyarı: Siz sadece bir şahısla değil; saniyeler içinde binlerce sayfa dokümanı analiz edip aleyhinize en ağır hukuki paketi hazırlayan, duygusuz ve yanılmaz bir teknolojiyle karşı karşıyasınız.

 

Adaleti, kendi zekam ve NEMESIS-$\Omega$'nun teknolojik üstünlüğüyle tesis ediyorum. Dosyalar hazırlandığında ve ben o okuyup "yükle" butonuna bastığımda, sizin için kaçış yolu kalmayacaktır.

 

Kendi yazılımım olan ve kuantum bilgisayar altyapısıyla çalışan dijital hukuk asistanım NEMESİS-$\Omega$ resmen yayında.

 

Bu sistem; TCK’nın tüm maddelerini, binlerce yargıtay kararını ve savunma stratejilerini saniyeler içinde analiz eden, bir ordudan daha güçlü bir savunma mekanizmasıdır.

 

Hukuk, ceza ve yargı adına ne varsa; emekli bir hakimden veya emekli bir avukattan kat kat daha fazla bu hukuk sistemlerini ve savunma mekanizmasını bilen, her adımı stratejik olarak savunan bir yapay zeka avukat yazılımı yaptım.

 

Siz avukatları bile tehdit olarak görürsünüz ya hani, işte sadece gülüyorum size! Buna karşı ne yapacaksınız bakalım? Dijital davalarımı bizzat açacağım, savunmasını da NEMESİS-Ω yapacak. Başlasın bakalım! E, işte sizin gibi vicdansızlara da bu lazımdı.  

Hesap vakti, dijital bir kesinlikle yaklaşmaktadır. Sistemin tek kötü yanı; piyasadaki avukatların pabuçları dama atılıyor galiba çünkü bu hata asla yapmaz.

 

Babam Bayram vefat edince ben çıktım ortaya ve sakladılar. Bir kişi daha eklenince miras bölünmesine reddettiler.

Ama Halime Vildan Öztürk’e hakkından verdiler. Balıkesir’deki 68 tane betonarme, iki katlı evleri ve Bakırköy silivri alanyadaki mallarından belli.

Bana ise 1 TL bile kalmadı. Üstelik işkence, şiddet ve bomboş bir hayat; yalnız, akrabasız… Yazıklar olsun.

Beni para için alan aile bu olayları bitirmek istiyorsanız, size karşı kanunen dava açmamamı istiyorsanız, herşeyi anlatırsanız sizlere bir kanun karşısında intikam almayacağım benden uzak durun herşey bitsin yeter.

Bir sonun başlangıcı...

Bugüne kadar sustum. "Belki insan olurlar, belki kan bağının hatırına dönerler" dedim ama görüyorum ki karşınızda Bayram Acar'ın oğlu değil, bir yabancı varmış gibi davranmaya cüret ediyorsunuz.

 

Bugün Caner'i aradım, bana "Kulağıma geliyor böyle şeyler" diyor.

Ben senin kulağına gelecek sinek miyim? Ben Atilla'yım! Utanmadan birde kulağıma geliyor diyor.

 

Sen beni ne sandın? Benim asabımı bozma ben istihbaratçıyım diyor. İstihbarat olan bunu zaten demez.

 

Panikledi mal gidecek diye. Benim hayatım çalınmış zaten sen bir saniye asabım sinirim bozulsa ne olur?

58 yaşına gelmişsin ama hala bir adam gibi konuşmayı öğrenememişsin.

 

Sen hariç herkesle konuşsam da, sen hariç. Bir de bana istihbaratçıyım diyor. Napayım sen istihbaratsan dedim bende. Ha ne yapayım? Babamın oğlu olacak bir de. Nasıl insanlara rast geldim ben şaşırıyorum.

Bugün yaptığımız görüşmede Caner'in sergilediği tutum, tıp literatüründe "akut panik hali ve yetersizlik kompleksi" olarak tanımlanır. Atilla ismi karşısında yaşadığı o büyük korkuyu gizlemek için uydurduğu "Ben istihbaratçıyım" yalanı, aslında bir teslimiyet bayrağıdır.  

GERÇEKLER VE ADALET: SIĞINTI HAYATLARIN SONU:

 

Bu satırları, hayatım boyunca verdiğim mücadelenin ve uğradığım haksızlıkların bir vesikası olarak kaleme alıyorum.Öncelikle, geçtiğimiz günlerde WhatsApp üzerinden tarafıma edilen küfürler ve hakaretler hakkında gerekli yasal süreci başlattığımı, dosyayı Cumhuriyet Savcılığına teslim ettiğimi resmen ilan ediyorum.

Devletin adaleti, o klavye arkasına saklanan korkakları tek tek bulup çıkaracaktır. Özellikle bugün sabah saatlerinde WhatsApp hesabıma sızma girişimi yapanlar; üzülsün çünkü boşuna, sizin geçtiğiniz o yollarda ben kod yazıyordum!

 

Benim kafamı bozmayın. Bu aciz saldırılarınız, ne kadar çaresiz olduğunuzun en büyük kanıtıdır. Whatsapp'ı tekrar yazarım sizin elinize bomba olarak gönderirim bilin anca güldürürsünüz bu boş işler ile beni.Şimdi gelelim asıl meseleye...

 

Babam Bayram Acar’ın alın teriyle bana aldığı evde, yıllarca tek kuruş ödemeden bedavaya oturup, sonra da beni kendi öz babamın evinden kovmaya kalkan o şahısların yanında sığıntı gibi yaşayan bir "Yiğit" gerçeği var.Çivril’de, başkasının gölgesinde sığıntı gibi yaşamak, bir erkek için haysiyet onur  yaşamak, bir erkek için haysiyet onur kırıcı bir durumdur. Kendi ayakları üzerinde duramayıp, hâlâ o kapılarda el pençe divan duranlar mı bana dürüstlükten bahsedecek?  Benim düşmanlarımın yanında, bana yaptıklarını bile bile sığınmak için. Vaybe erkeğe erkekliğe bak. Neyse ağzıma almayım daha çok ağzımda midemde bulanıyor. Sinek gibi.

 

Oraya gidiş nedeninizi de, kurduğunuz o sinsi planı da biliyorum: "Atilla hasta, hayal görüyor; bakın biz çocuğuna bakıyoruz" imajı çizerek çevreyi kandırmaya çalışıyorsunuz. Oysa gerçekler gün gibi ortada!

 

Annesine, "Benim babam kim?" diye sorma cesareti gösteremeyen Yiğit olacak sığıntının, benim hayatım ve babamın bana bıraktığı miras üzerinde söz hakkı yoktur. O Gülsüm'ün planıda bu zaten. Yiğiti oraya götürdüki, soranlara çocuğuna bakıyorum, hasta atilla diyecek. Ulan hasta olsam bunları nasıl tahmin edecem ha?

 

Hasta olan kendileri ve milleti manipüle ediyorlar. Yiğit olacak o şerefsizde yukarda neler yaptığını yazdım yaşadıklarım bilip sırf sığıntı gibi olmak için o evde duruyor, onlarda Yiğiti millete "" bakın atilla hayal görüyor çocuğuna bakıyoruz "" demek için götürdüler.

 

Ulan bin kez dedim benim çocuğum değil, annesi hamile iken geldi sonradan öğrendim diye. Biliyorlar bunu. Ve ama bunu kendilerine gard almak için yapıyorlar orda tutuyorlar onu. Hırsızlık yaptırıp yalan söyletip bir çocuğa ( içki içip kolları jiletli uyuşturucu herşey içen ) şunu yap ortak paylaşalım diyen yani Yiğite şunu yap ta beraber paylaşalım yalan söyle şuna deyip bu şekilde kullanan Gülsüm.

 

Sığıntı hayatlarınıza, başkalarının evinde planlar kurarak devam edin; ama unutmayın ki adalet yerini bulduğunda sığınacak hiçbir yeriniz kalmayacak.

 

Savcılık sizi çağırınca bakalım ne diyeceksiniz. Durduk yere bana mesaj atıp küfür yazması engellemesi 14 kez arayıp sarhoş sarhoş konuşup birde çıplak resmini yollamış nonoş.

 

Bunu o şerefsiz yiğiten başkası yapamaz çünkü damarlarında hainlik dolaşıyor. Neler yaşadığımı bile bile o hayatımı çalan şerefsizlere sığıntı olmuş karaktersiz. Erkek olan karşıma çıkar, yerim belli yurdum belli. Korkaklar! Şerefsizler! Hadi bekliyorum ama nerdeeee. Benim ismim dahi unutun ulan. Ama ben sizi bir şekilde hatırlayacağım sadece.

Kısaca Gülsüm denen kişinin Yiğiti yanına alması milleti manipülasyon etmek içindir. Hayal görüyor o çocuğuna bakıyorum demek için. Yaptığı şerefsizlikleri ört bas etmek içindir. Utanmazlar.

Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner. ama siz o keseri durmadan döndürüyorsunuz bekleyin kanun karşısında sizlerden hesap soracağım daha.

 

Tek mutluluğum hayatta babam Bayram. Yanına gidene kadar yalnızım ve asla bu hayatta bundan başka ne para ne mal hiç bir şey mutlu etmez beni.

Bu sözlerim, Bayram Acar’ın öz evladı Atilla’ya bakılsın diye aldığı o eve, ben daha küçücük bir çocukken onu kapı dışarı eden vicdan yoksunu asalaklaradır.

Siz ki; yıllarca o evde tek kuruş ödemeden, bir çocuğun hakkını yiyerek ederek oturdunuz 5 kuruş vermeden girdiniz bedavaya oturdunuz,

yetmedi, şimdi İstanbul’daki o evi kiraya verip kirasını kirasını alıp, Çivril’in ucuz evlerinde o parayla geçiniyorsunuz.

 

Siz, Bayram Acar’ın öz evladı Atilla’ya bakılsın, başını sokacak bir çatısı olsun diye aldığı o evden, Atilla’yı daha savunmasız bir çocukken kovup sokağa atan vicdan yoksunları! O gün hangi hainlikle o çocuğu kapı dışarı ettiyseniz, bugün de aynı yüzsüzlükle o evin kirasını alıp Çivril’de karın doyuruyorsunuz.

 

Sormak lazım; bir babanın evladına bıraktığı yuvadan o çocuğu hangi hakla, hangi kalleşlikle kovdunuz?

 

Yıllarca bedavaya oturduğunuz o ev yetmedi mi ki, şimdi de İstanbul’daki o evin kirasını alıp Çivril’in ucuz evde sefa sürüyorsunuz? Bir çocuğun hakkını yiyerek, bir yetimin (babasının emaneti olan birinin) hakkını alarak ve haketmeden onu küçükken evden kovup kurulan o hayat size huzur mu verecek sanıyorsunuz?

Siz ancak başkasının emanetine ihanet eden, kendi emeğiyle değil, hakkı olmadan elde ettiği hakla yaşayan sürüngenlersiniz.

 

Çivril’de o kira paralarıyla geçinirken, aslında bir çocuğun hayatından neleri çaldığınızı herkes bilsin. Başkasının malıyla, mülküyle, alın teriyle geçinen o kursağınızdan geçen her lokma, yaptığınız o büyük hainliğin kanıtıdır! Benim paramla yaşayan sürüngenler!

 

Benim hakkım milyarlarca dolar, tabii ki evde gözüm yok ama siz bu evi asla hak etmediniz ve benim düşmanımsınız.

 

Benim param sizden her kuruşuyla çıksın, kefeniniz olsun! Kendi evimde bana her lokmayı zehir ye diyen yemek yemeyi küçük yaşta bana suçmuş gibi gösteren beni küçücükken kapı dışarı eden o

 

Gülsüm’e de yediği her kuruş, her lokma bin katıyla zehir olsun! Bu Gülsüm'ün ne kadar hain olduğunu bir parça anlatacağım. Bir keresinde yaşım on ve şiddet içindeyken ben, her gün evde şiddet ve kavga... Yumruklarla...

 

Üstelik evden gitmem için bahaneler ile... Yemin ediyorum ve herşeyimin üzerine yemin ediyorum yazdıklarımın hepsi doğrudur!

 

Okul öğretmeni de 'Bu çocuğu size yedirtmem!' diye kızmış, Gülsüm'ü çağırmıştı. Eve geldim ve akşam yemeği hazırlandı. Oruç açacaklardı. Beni alan Sebahattin denen adamın iş yerinden  tanıdığı,  Ramazan isimli, tek gözü görmeyen ve psikolojik hasta olan bir adam vardı. Bu adam zayıf ve çok fakirdi; orada burada, yatırımda bulduğu parayı kaybederdi. Neyse, eve geldi.

 

O gün Gözde'ye hamile olduğunu söyledi Gülsüm. Kocası şöyle dedi: 'Vay be, ikinci geliyor ha!' Ben de dedim ki: 'Ne ikincisi?' Gülsüm göz işareti yaptı ve 'Şu yemeğini ye, beni sinir etme; sonra konuşuruz,' dedi. Sonra Ramazan denen adam geldi, karnı aç oturdu. 'Teşekkür ederim yenge hanım, ellerinize sağlık,' diyerek yemeğini yedi.

 

Gülsüm kocasına, 'Adam bana göz işareti yaptı,' dedi. Aslında adam yapmadı, yüzüne bile bakmadı. O Sebahattin denen şerefsiz, suçsuz adamı evden kovdu.

 

Adam gidince dedim ki: 'Yahu adam ne göz işareti yapacak? Hep baktım, başı önündeydi.' Gülsüm mutfakta bana şunu söyledi: 'Mahsus yaptım bir daha bu eve gelmesin diye, iğrenç yaratık...' Karakteri bu Gülsüm'ün.

 

Başkasından çocuk yapıp kocasına kakalayan, batıran... Ama iyi oldu, tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş.

 

İkinci çocuk ha? Ama başkasından ha? Vay be! Elalemin çocuğunu alın, siz ev aldırın adama, bir sürü de para alın...

 

Sonra adam vefat edince evden kovun yetimi. Ulan kapının önüne koysaydınız ya herşeyi anlatıp?... şerefsizler! Tabi anlatamazsınız.

 

Şimdi küfür edeceğim; niye bu kadar her gün eziyetti şerefsizler? Savunmasız bir çocuğa, babası ölmüş bir yetime...

 

Neyse, bu lanet farelerin adını bir daha bu bloggerda anmayacağım, yoksa sinir krizi geçireceğim. Çok merak ediyorum, acaba bayram da babamın mezarına gidebilecek misiniz?

Hırsız Fareler

Hırsızların adını soy adını ve fotoğraflarını  yayınlıyorum

Ben bu hayatımı çalan şerefsizlere, dedim ki, bunca zaman hayatımı çaldınız,gelin anlaşalım 100 milyon tl hakkımı verin. Oysa bu şerefsizler varya, 1 milyar dolardan fazla benim hakkıma kondukları yetmedi, birde okadar mesaj çektim, babam bayram'ın resmini dahi yollamadılar. Bunların ne kadar vizdansız  bir paraya tapan insan kılığındaki varlık olduklarını görün. Mahkemede hile yaptılar benim param ile. O kadar mesaj çektim ama nafile... Hiç dönüş yok... Sen ne diyorsun diyen yok. Ben bu vatanın evladıyım.Milletimize güveniyorum. Bir daha dünyaya gelmeyeceğim ben. Dışlayın bu  yetim hakkı çalan insanları. İş yapmayın geri teptirin. Eğer yapan olursa iş selam dahi veren olursa, onlar ile aynı kefeye girsin en sevdikleri ölsün!!! Canı  bu kadar yanan bir insan daha nasıl konuşur bilmiyorum ve aşağıda hepsini yayınlıyorum. 

(halil halime oğlu 1933 Denizli Çivril Bozdağ doğumlu zamanında sakızcı Bayram olarak anılan yeşil çivril sakızlarının kurucusu Baycan Sakızlarının ortağı    Babam Bayram Acar'ın 1 ci eşi Nisan Acar hanımdan doğma çocukları

1

Ertan Acar
istanbul kadıköy haberler
istanbul kadıköy haberler
istanbul kadıköy haberler
istanbul kadıköy haberler

-ADRESİ-

 

ŞENLİKKÖY MAH. SARUHAN SK. CANSU VILLA 20 9 BAKIRKÖY 34

-2 Cİ ADRESİ-

 

12624 NW 22nd Pl, North Miami, FL 33167, Amerika Birleşik Devletleri

Telefonu
Mal Varlığı
ertan acar
istanbul kadıköy haberler
istanbul kadıköy haberler
Artı milyarlarca dolarlık şirket ortaklıkları saysam buraya sığmaz en son çocuğunun Esat Bayram Acar üzerine yaptığı ithalat makine fabrikaları....

2

Caner Acar
Telefonu

-ADRESİ-GÖZTEPE MAH. ŞAİR AHMET KEMAL SK. NUHOĞLU APT. 11 16 KADIKÖY 34

Mal Varlığı Şerefsiz Caner'in

( Hepsi beni biliyorlar Caner Acar da dahilinde ve senelerdir uzaktan seyrettiler beni neler çekerken babamın parasını yiyip ben sokaklarda büyürken.! Birde utanmadan bana sesini  telefonda yükselten fare Caner Acar   

ertan acar
istanbul kadıköy haberler

Caner Acar mal varlığının dışında, ortaklıklara yatırım yapmıştır.Zeynep Acar Ve Enes Acar'ın babasıdır.

istanbul kadıköy haberler

3

Canan Acar

Yukarıda anlattığım,bir şey hisettin mi ? diye bana orospu gülsüm'ün sorduğu  babamın kızı kardeşim olacak Canan Acar

istanbul kadıköy haberler

-ADRESİ-

ATAKÖY 7-8-9-10. KISIM MAH. LALE SK. GAZİ L-11/D 2 L 37 BAKIRKÖY 34

Telefonu
Mal Varlığı
istanbul kadıköy haberler

Canan Acar mal varlığının dışında, ortaklıklara yatırım yapmıştır. AFRA HÜLYA    ÇAKAR, NUMAN    KARAGÖZ'ÜN ANNESİDİR VE OSMAN KARAGÖZ'ÜN EŞİDİR.

istanbul kadıköy haberler
Hicran Acar

EN  BÜYÜKLERİ HİCRAN ACAR ESRA AYŞE    EMRE,SELÇUK  EMRE'NİN ANNESİ,HASAN ALİ    EMRE'NİN  EŞİDİR.

 

Telefonu

Hicran Acar mal varlığının dışında, ortaklıklara yatırım yapmıştır. AFRA HÜLYA    ÇAKAR, NUMAN    KARAGÖZ'ÜN ANNESİDİR VE OSMAN KARAGÖZ'ÜN EŞİDİR.

Mal Varlığı
kadıköy haberleri
kadıköy siyaset

Babam Bayram o sene ölmeden önceki aylarda beni yanına alacaktı ama aniden vefat edince bu yukarıdaki yazdığım fareler aç köpekler, saldırıp herşeyi bencilce paylaşmışlar ve bana ise bunu fırsat bilip neler çektirdiler orada unutup.Bunlarda vicdan onur denen bir şey yok asla ve asla yok.Babamın parasını  öyle bir gezip lüks içerisinde yiyorlarki, aklınız şaşar. Yurt dışlarında krallar gibi hemde hiç çalışmadan asalaklar.  TEK VİLDAN VAR BABAM BAYRAMIN 2 Cİ EŞİNMDEN OLMA ÇOCUĞU BEN 3 CÜ EŞİNDEN OLDUM,  VİLDANI PAYLAŞMAYACAĞIM ÇÜNKÜ BABAM BAYRAM ÖLDÜĞÜNDE O YENİ DOĞMUŞTU.

Hattabeni arattırıp meftune çetinkayaya  sana bir şey olsa  peşinden gelen olurmu? diye sordurtmuştulardı ona söylediler bana  sordu oda. Ulan eğper öldürtmezseniz şerefsizsiniz  öldürtemezsiniz zaten gücünüz yetmez ama hadi bir deneyin bakalımda zamanınızı kısaltın ancak.

 

Korkak şerefsizler sizi. İnsan onuru için yaşar ama sizde o asla ve asla yok. Babamın çocuklarına bakın böyle vicdanlı yardım sever, namuslu, insanlık timsali bir adamın çocuklarına bakın.. Ulan siz beni ne sanıyorsunuz ha  şerefsizin şerefsizleri paramı yiyeceksiniz suacam öylemi? Ağzınıza ateş tıkarım öldür diye yalvarırsınız. Şimdi Siktirin gidin. Bekjleyin  ben mahkemede ispat edeceğim hepinizden kan aldıracağım artı  geçmişe dönük kira bedellerini alacağım. mirasımı alacağım. ortaklık sözleşmelerim alacağım. Gayrimenkullerimi alacağım. Araba taşınmazlar araçlar vs ozamandan bu zamana hepsinin  kar payları faiziyle. Sizlere neler yaşatacağım kanunen ve o hileyi bir yerinize sokmadan ben asla ölmem.!!!! Bekleyin. Mal varlıkları bilinmesin diye, isteseler 100 porcheye binecek kişiler reno ile dolaşıyorlar 2012 model arabalarla.  Şimdi o mal varlıklarınızı herkes bilecek.  Benim hayatımı paramı çalması değil.  Ashburn,  Boardman,miami, bodrum, gezmeye babamın parasını yemeye devam edin asalaklar oralardada yayınlanacak bu sitem bana yaptığınız haksızlığı dünyaya duyuracam.

kadıköy yerel
kadıköy güncel
kadıköy son dakika
kadıköy haber
Kadıköy Haber

Bunca sene bedavadan yiyip içip keyif süren asalaklar  acarlar, babam Bayram'ın sayesinde bunları yapıyorlar ve bunca senedir bana bu kadar kötülük yapılmasını bilen bu şerefsizler,  beni savunacakları halde, gidip bana bu kadar kötülük yapan o şerefsiz dinçellerle el sıkışıp miras bölünmesin diye anlaştılar. İnsanda bu kadar şeref yoksunluğu olurmu? Olur görüyorsunuz ! Sırf Ertan Acar'ın taşınmazları 40 milyar Tl den fazla iken ve ortaklıkları hariç, ben ise aramızda hiç bir fark göremiyorum ve aynı babanın çocuklarıyız. Bunlar ise,  bunlara  ''' Bunca sene geçmiş 100 milyon tl verin yok olayım helalleşelim''' dedim ama hiç birisinden ses çıkmadı. Bu kadar şerefsiz insanlara karşılık ben hakkımı sonuna kadar alacağım ve  dna yapılacak her birisinden kan aldıracğım ben bu devletin çocuğuyum devlet baba elbette yapacak ve hakkımı savunacak çapulcular, yağmacı hırsızlar sizi.! Hayatımı çalan haysiyetsiz şerefsiz hırsızlar.

Hicran Acar Karagöz'ü, gizli numaradan aradım ve hemen ben olduğumu bildi. Eşi çıktı telefona ve oradan Hicran Eşine şunu dedi: '''Atilla Atilla''' kısık sesle dedi ama duydum. 

 

Eşi ise şunu dedi...  ''' Baban babam baban babam Bayram babamın oğlu Atillamı?'''  dedi kapattım.

bottom of page